Mehmet Şakir Örs – Üzümün, Üzümcünün Türküsü

Ege’de güz mevsimi, üzümün ve daha birçok ürünün hasat dönemidir… Bir yıllık emek, uğraşı ve masraf, Egeli on binlerce üzüm üreticisi aile için işte bu aylarda gelire dönüşecektir. Aynı mevsimsel dönem, incirin hasadıyla da örtüşür ve bir ölçüde ilk el pamukların toplanmaya başladığı günlerle de buluşur…

Hasat zamanı

Güz dönemi, Egeli üretici için önemlidir… Bu aylar Ege’de hasat bayramıdır, bayram coşkusudur, yaşam sevincidir… Öyle ya, sünnet zamanı gelmiş erkek çocukların sünnet düğünü artık kurulabilecektir. Yine evlenme yaşındaki genç kızların, delikanlıların yüzleri artık gülecektir. Kısacası, Ege’de düğün – dernek zamanıdır…

Ama her zaman hesap çarşıya uymaz!.. Elde edilen ürün bedeliyle önce zirai ilaççının borcu ödenecek; esnafa, çevreye verilen senet-sepet kapatılacaktır. Tariş’e teslim edilen ürünün bedelinden de, öncelikle ortakların borcu kesilecektir. Ancak, bütün bu borç-harç kapatıldıktan sonra elde kalan para üretici ailesinin derdine derman olur.

İşte bu döngü, başta Gediz Ovası olmak üzere, bilcümle Ege ovalarında ve üretim bölgelerinde her yıl yinelenir durur.

Yeşil deniz!

Alaşehir yakınlarındaki bağ evimizin terasında gecenin düğününü, gökyüzünün bayramını izliyoruz… Bu akşam dolunay var… Ayın ışığı üzüm bağlarına sanki bir başka şavkıyor… Bağımız ve bağ evimiz, Gediz Ovası’nın tam ortasında bulunuyor.Terastan bakınca bir yanda Bozdağlar’ın, öte yanda Kula dağlarının heybetli karaltısı sanki üstümüze düşüyor. Ay ışığının yarattığı yakamozlar da üzüm bağlarının, asmalarının üstünde oynaşıyor… Gediz ovası sanki bir deniz!..

Dolunayın, ay ışığının, kayan yıldızların ağarttığı gecenin derinliklerinde, anılarımız birer fotoğraf olup belleğimize düşüyor… Çocukluğumuz, ilk gençliğimiz, kırsal kesimde verdiğimiz mücadeleler, ilk üretici mitingleri, ilk aşklarımız, toplumsal savaşımlarımız… Hepsi film kareleri gibi ardı ardına dizilip belleğimizde ve yüreğimizde sanki geçit yapıyor. Bu arada gecenin sessizliğinde, ağustos böceklerinin senfonisi yükseliyor…

Bağbozumu bir şenliktir

Çocukluk yıllarımızda bağlara çok erken göçülürdü. Okullar kapandı mı bağlara göçmenin hazırlıkları başlardı. Daha üzümler neredeyse koruk halindeyken bağ evlerine göç başlardı. Üzüm asmalarının arasında, mevsimine göre sebze de yetiştirilir, farklı meyve ağaçları da olurdu. Ayrıca at, eşek, kuzu, tavuk, köpek gibi hayvanlar da ailelerin bağ yaşamına ortak olurlardı.

O yıllarda bağ evlerinde elektrik, su filan yoktu. Uzun yaz gecelerinde gaz lambası ya da lüks ışıklarıyla aydınlanırdık. Suyu da kuyudan çıkrıkla çekerdik. Ulaşım olanakları da çok kısıtlıydı. Haftada bir gün, o da ilçenin pazarının kurulduğu gün şehre inilirdi ve gereksinimler haftalık olarak karşılanırdı…

Gün ve zaman, bağımızın önünde uzanan demiryolundan geçen trenlerin geçiş vaktine göre şekillenirdi. Demiryolunun kenarına gider; geçen trenlere “gaste, gaste..” diye seslenirdik. Tren pencerelerinden atılan okunmuş gazeteleri kapışıp sırayla okurduk.

Tüm olanaksızlıklara ve yetersizliklere karşın, geçmişin hasat dönemleri, bir üretim şenliği ve hasat bayramına dönüşürdü. Asmalarda salınan o güzelim sultaniye üzümlerin, her gün renk değiştirip tat aldığına ve olgunlaştığına tanıklık ederdik. Hasat zamanı gelince de büyük heyecan ve sevinç duyardık.

Üzümler kesilip serilir ve kurutulurdu. Sonra da çuvallanıp ya develerle ya da atlı arabalarla Tariş’e gönderilirdi. Tabii bu işlemler günlerce sürerdi. Çoğunlukla okulların açılma zamanı gelir, ama henüz bağ işleri bitmemiş olurdu. Biz de ailenin büyüklerini bağda bırakıp okulun yolunu tutardık…

Sorun yumağı

Bağlarda, -kırsal kesimde yaşadığımız güzelliklerin yanı sıra- elbette sorunlar, sıkıntılar da belimizi bükerdi. Şimdilerde üretim ve hasat biçimleri kısmen değişse ve birçok yenilik tarımsal üretimimize girmiş olsa da, sorunların ağırlığı yine de üreticinin belini büküyor. Kısacası; bağlarda, tarlalarda, Ege’nin üretim yörelerinde hasat her zaman şenlikli olmuyor. Sorunlar, sıkıntılar, geçen zamanın uzamında biçim değiştiriyor… Ve sonra da sanki ağır bir taşa dönüşüp, üreticinin boğazında, belinde düğümleniyor.

Kırsal kesimde iletişim ve yoksulluk konularında araştırmalar yapan, Ege Üniversitesi’nde iletişim bilimleri profesörü olan eşim Ferlâl Örs’ün, Gediz Ovası’nda yaptığı saha çalışmalarından çıkan sonuç; Egeli üreticilerin, köylülerin umutsuzluğu, yoksulluğu ve yalnızlığıydı. Örgütsüzlük, işsizlik, sosyal güvencesizlik ve geleceğe duyulan güvensizlik, üreticilerin ve kırsal kesim insanlarının ortak yakınmalarıydı. Kısacası; Gediz Ovası’nda ve bilcümle Ege ovalarında hasat sevinci, günümüzde yaşanan sorunların burgacında bir türlü gerçek sevince dönüşemiyordu…

Bizler de, -çocukluğumuzdan beri- daha iyi, daha mutlu toplumsal bir yaşam özlemiyle yanıp tutuşanlar olarak; yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, gelecekle ilgili arayışlarımızı ve umutlarımızı sürdürmeye çalışıyorduk…

Umuda yolculuk; Ege’nin beşibirliği

İçinde bulunduğumuz dönem, tarımsal ürünlerde hasat dönemidir. Özellikle Ege Bölgesi’nin kırsal kesiminde yoğun bir devinim vardır bu aylarda. Üretici aileleri bu dönemde yollara düşer. Köyler, kasabalar, ovalar şenlenir; yaylalara, bağlara, bahçelere göçülür.

Kolay değil, bir yıllık emeğin, alın terinin karşılığı alınacaktır. Umut fakirin ekmeğidir. Üreticinin umudu da, 12 ay boyunca bin bir emekle üretip meydana getirdiği ürünün hasat edilip paraya dönüştürülmesidir…

Bir zamanlar kırsal kesimde özellikle köylü kadınlarımızın boyunlarına taktıkları altınlardan oluşan takıya beşibirlik denirdi. İşte bu beşibirlik köydeki, kasabadaki, kentteki kadınımız için çok değerliydi. Kadınlarımız düğünde-dernekte, önemli günlerde bu takıyı takar ve bununla övünürdü.

Tıpkı bu beşibirliği oluşturan altınlar gibi, Egeli üreticinin altınları da incir, üzüm, pamuk, tütün ve zeytindir. İzmirliler, Egeliler bu ürünlere “Ege’nin beşibirliği” derdi; tabii bir zamanlar!.

O beşibirliğin önce tütününü aldılar üreticinin elinden. Sonra giderek pamuğumuz yok edildi. Dünyanın en kaliteli pamuğunu üretirken, pamuk ithal eder hale geldik. Şimdi sıra diğer ürünlere geliyor. Bizcileyin, üzüm bağları içine doğmuş; çocukluğu bağlar bahçeler içinde geçmiş; daha 18’ine girerken ilk sigortalılığını Tekel’in o görkemli tütün alım kampanyalarında mevsimlik “tütün yazıcısı” olup çalışarak elde etmiş; üç kuşaktır Tariş’in “asırlık mücadele”sinde yer almışlara kalan ise ancak eski güzel günler ve anılar oluyor…

Umut tükenmez

Her şeye karşın umut bitmez, tükenmez. Her yeni hasat dönemi, yeni umutları da beraberinde getirir üreticilere. Bizim göbek bağımızı üzüm bağlarının içine atan ve bize doğruluğu, dürüstlüğü, mazlumdan yana mücadeleyi en büyük kalıt olarak bırakan rahmetli anamızdan babamızdan yıllarca duyduğumuz gibi… “İleşberin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış. Üzümcünün, üreticinin gelecek seneleri bitmez, tükenmez.”

Üreticiler, yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, yine de umutla giriyorlar bu hasat dönemine.

Önce Gediz Ovası’nın “sarı altın”ı üzüme vurulacak bıçak. Sonra sırada, Büyük ve Küçük Menderes ovalarının yükseklerinden akan balı, incir var. Sonra ver elini bilcümle ovalardaki pamuk tarlaları. Artık ekim alanları giderek azalsa da, yine de havalar bozulmadan, yağmur düşmeden, beneklenmeden toplamak gerekir pamuğu.

Mevsim güzden kışa evrilirken, sıra -başta Körfez yöresi olmak üzere- bilcümle Ege kıyılarının “altın”ı zeytinde ve “altın sıvı”sı zeytinyağındadır. Tütün mü dediniz? Eh, o da, artık tütün ekilen tarla kalmışsa!..

Sözün özü, Egeli üreticinin umuda yolculuğu sürüyor. Bize de, umutların hiç yitirilmemesi dileğiyle, “ürününüz bol, hasadınız bereketli” olsun demek düşüyor…

Üzüm mitingleri

Üreticinin hasat dönemi nedeniyle, kırsal kesimin, özellikle de Ege Bölgesi’nin toplumsal mücadele tarihinde önemli yer tutan üretici eylemlerini anımsatmak istiyoruz.

Üretim yöreleri, 12 Mart ve 12 Eylül öncesi dönemlerde, toplumsal muhalefetin ve eylemliliğin yükseldiği önemli üretici eylemlerine sahne olmuştu. En başta da üzüm üreticilerinin miting ve yürüyüşlerine…

Örneğin, 12 Mart öncesi dönemde, 1970 yılında, 15-16 Haziran büyük işçi direnişiyle aynı günlere denk geldiği için hiç unutamadığımız; Ege Bağcılar Birliği’nin önderliğinde Alaşehir’de yapılan büyük üretici mitingi ve yürüyüşü var. Neredeyse bir şehir ayağa kalkıp yürümüştü. Rahmetli babamız Asım Örs’ün düzenleyici ve örgütleyicileri arasında olduğu bu büyük üretici eylemi, bizim ilk ajitatörlük deneyimimiz olmuştu. Babam mikrofonu ve megafonu elime tutuşturduğunda, henüz ortaokul öğrencisiydim. Köy köy dolaşıp, üreticileri mitinge ve yürüyüşe çağırmıştık…

“Gençlik Köye” kampanyası ve “Köylü Kurultayı”

Yine 12 Mart öncesi dönemde; Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (Dev-Genç) Salihli’de düzenlediği üzümcü yürüyüşü ile Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu’nun (SDDF) o yıllarda düzenlediği “Gençlik Köye” kampanyası kapsamında; Alaşehir’de gerçekleştirilen üzüm mitingi ve yürüyüşü, Sarıgöl’ün Dadağlı köyünde yapılan sağlık ocağı inşaatı etkinlikleri var.

12 Mart sonrası dönemde de, CHP’nin öncülüğünde, üzüm üreticilerinin sorunlarını kamuoyunun gündemine taşımak için çeşitli eylemler yapıldı. Bu etkinlikler içinde, 1970’li yılların başlarında -1972 veya 1973 yılında- Manisa’da düzenlenen “Köylü Kurultayı” önemli bir yer tutuyor. Bizim de örgütlenmesinde aktif görev aldığımız; kurultay başkanlığını Akhisarlı tütün üreticisi Mehmet Ali Orta’nın, başkan yardımcılığını ise Alaşehirli üzüm üreticisi ve dönemin Horzum Alayaka köyü muhtarı Hakkı Asena’nın yaptığı kurultay; CHP’nin ve solun toplumsal mücadele tarihinde önemli bir yer tutar. Bu üretici eylemleri, sonraki yıllarda da, ülkedeki siyasal gelişmelere koşut olarak devam etmiştir. Yıllar önce, çok zor koşullarda hayata geçirilen bu eylemleri yürekten selamlıyoruz. Bu çalışmalara katılan ve artık pek çoğu aramızda olmayan üretici önderleri ile tüm eylemcileri saygıyla anıyoruz.

Günümüz koşullarında çok zor bir siyasal dönemi yaşayan toplumsal muhalefetin, solun ve sosyal demokrat hareketin, bütün bu etkinliklerden çıkaracağı önemli dersler olduğunu düşünüyoruz. Unutmayalım ki, ülkemizin kırsal kesiminde, tarımsal alanda; ağırlıklı olarak sağ ve gerici politikaların etkisi altında kalan geniş kitleler var. Bu kitleleri siyaset bezirganlarının ve dinsel gericiliğin boyunduruğundan kurtarmak ve demokrasi güçleri ile buluşturmak, yaşamsal bir önem taşıyor.

İşte bunun içindir ki, toplumsal muhalefetin, demokrasi güçlerinin dikkatini kırsal kesime, üretim ve üretici sorunlarıma çekmek istiyoruz. İnanıyoruz ki; günümüzde, toplumsal ve siyasal mücadeleyi, ekonominin ve hayatın gerçekleriyle buluşturmak, çok daha anlamlı ve etkili olacaktır.

*Mehmet Şakir ÖRS
Gazeteci-Yazar
mehmetsakirors@hotmail.com

Bir Cevap Yazın