Mehmet Şakir Örs – 2019’un Yol Haritası Üstüne, Düşünceler ve Öneriler

Yazımıza başlarken hemen belirtelim; bazı çevrelerce ileri sürülen, 2019 seçimlerine hazırlık konusunun şimdilik öne çıkarılmaması veya ötelenmesi gibi yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Bu görüşü savunanlar, öncelikle demokrasi mücadelesinin güncel taleplerine odaklanılmasını istiyorlar. Ama unutulmasın ki, 2019 süreci, aynı zamanda demokrasi mücadelesinin güncel taleplerini de sahiplenen ve yükselten bir süreç olacaktır, olmalıdır. Bizce, demokrasi mücadelesi için, 2019 yaşamsal bir önem taşıyor.

Öyle ki, yazımızın başlığında ‘2019’un yol haritası’ yerine ‘Demokrasi mücadelesinin yol haritası’ tanımını kullanmayı bile düşündük. Ama 2019’un önemine dikkat çekmek adına bu başlığı tercih ettik.

16 Nisan’ın anlamı ve önemi

İsterseniz önce 16 Nisan referandumu sürecini ve sonrasında yaşanan gelişmeleri, birlikte bir gözden geçirelim ve ortaklaşa değerlendirelim.

16 Nisan Anayasa Referandumu’nda bir araya gelen muhalefet bileşenleri, ‘Hayır’da buluşarak, önemli bir birlikteliği hayata geçirdiler. Ardından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde yapılan ‘Adalet Yürüyüşü’ ve sonrasında gerçekleştirilen ‘Adalet Kurultayı’, muhalefet hareketini yeni bir boyuta taşıdı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve ana muhalefet CHP’nin, farklı kesimleri kucaklayıcı tutumu, kapsayıcı söylemi başarıya ulaştı. Muhalefet için yeni bir siyaset çizgisi ve dili oluştu.

Bu bağlamda, şimdi muhalefete düşen temel görev; ‘Referandum Mücadelesi’ni ve ‘Adalet Yürüyüşü’nü kalıcılaştırıp daha da büyüterek, yeni hedeflere taşımaktır. Tabii bu iki büyük ve başarılı etkinlik sürecinden alınan güçle ve çıkarılan derslerle…

Demokrasi mi, tek adamlık mı?

Referandumda ‘Hayır’ seçeneğinde buluşan güçlerin ortak temel hedefi, ‘tek adam rejimi’ olarak nitelendirilen başkanlık sistemine karşı çıkmak ve parlamenter sistemi savunmaktı.

Aslında bu hedef, ister istemez demokrasi talebi ile de örtüşüyordu. Bugün için gelinen durumda, bu hedefleri demokrasi talebiyle de buluşturup yoğurmak daha büyük önem taşıyor.

Muhalefet, artık koruma ve savunma refleksinden sıyrılıp, mücadelesini yeni bir aşamaya taşımalıdır. Bu da toplumun önüne yeni bir hedef ve program koymakla olur. ‘Hayır’la doğan ve ‘Adalet’le gelişen umudu, şimdi daha da büyütmek gerekiyor.

16 Nisan Referandumu’nda olduğu gibi, 2019 seçimlerinin temel sorusu ve ayracı da ‘Demokrasi mi, tek adamlık mı?’ olacaktır. İşte bu soruya ‘Demokrasi’ yanıtını verenlerin ortak bloğunu oluşturmak ve bu birlikteliği ilmek ilmek örmek gerekiyor.

Cumhuriyet ve demokrasi programı

Bir bakıma, 16 Nisan Referandumu’nun rövanşı olacağı düşünülen 2019 seçimlerine muhalefetin hazırlanmasının yolu da buradan geçmektedir. Cumhuriyet ve demokrasi değerleriyle örtüşen, çağdaş demokratik parlamenter sistemi hedefleyen bir program, muhalefet güçlerinin işbirliğiyle oluşturulabilir. Bu program, Cumhuriyeti ve demokrasiyi yeniden inşa etmelidir. Ülkenin ve halkın can alıcı sorunlarına çözümler getirmelidir.

Bu temel belge; mutlaka yeni ve çağdaş bir anayasa ile siyasi partiler ve seçim yasası taslaklarını da içermelidir. 2019’da, muhalefet, halkın önüne; yeni bir anayasa, siyasi partiler yasası ve seçim yasası taahhüdünü içeren, üç ayaklı bir ‘toplumsal sözleşme’ ile çıkmalıdır.

Bu yeni toplumsal sözleşme, referandumda ‘Hayır’ı savunan ve ‘Adalet Yürüyüşü’ne destek veren, ‘Demokrasi Bloku’ olarak adlandırabileceğimiz siyasal çevrelerin ve toplum kesimlerinin ortaklaşmasıyla hazırlanmalıdır. Bu amaca uygun olarak oluşturulacak çalışma gruplarında, farklı kesimlerden siyasiler, uzmanlar, akademisyenler yan yana birlikte çalışmalıdır. Bir takvim ve yol haritası bağlamında hayata geçirilebilecek bu çalışma, muhalefet bileşenleri arasındaki iş ve güç birliğinin kalıcılaşıp kurumsallaşmasına da hizmet edecektir. Aynı zamanda somut bir hedef ortaya koyacaktır.

Ekonomi ve siyaset atölyeleri ve toplumsal kampanyalar

Tabii bu arada hayat devam etmektedir. Hemen her gün ülkemizi ve halkımızı doğrudan ilgilendiren sıcak gelişmeler yaşanmaktadır. ‘Hayır’ ve ‘Adalet’ bileşenleri, güncel konularla ilgili olarak da ortak tutum ve davranış geliştirebilirler. En başta da, en ivedi ihtiyaç olarak görülen ve bu çalışmaya en uygun olabilecek dış politika ve ekonomi alanlarında…

Böylesi çalışmalar, muhalefet bileşenleri arasındaki uyumu artırır, söylem birliğini güçlendirir ve karşılıklı güveni pekiştirir. Aynı zamanda, güçlü bir siyasal ve teknik mutfak işlevi görür.

Farklı kesimlerden siyasilerin ve uzmanların katılımıyla, öncelikle ekonomi ve dış politika alanlarında oluşturulacak ‘Ekonomi ve Siyaset Atölyeleri’, zamanla çoğaltılıp farklı alanlara da taşınabilir.

Muhalefetin iş ve güç birliği, elbette yalnızca düşünsel mutfak çalışmaları ile sınırlı kalmamalı, eylemselliği de içermelidir. Parlamento içi ve dışı, hayatın tüm alanlarını kapsamalıdır. Daraltılmaya çalışılan siyaset alanının, anayasa ve iç tüzük değişiklikleri ile genişletilmesi amaçlanmalıdır.

Bu kapsamda, toplumsal kampanyalar düzenlenebilir. Örneğin, geniş bir kitleyi ilgilendiren ‘taşeron’ veya ‘işsizlik’ gibi ekonomi temelli ya da OHAL’in kaldırılması gibi siyasal içerikli kampanyalar hayata geçirilebilir. Ülke çapında düzenlenecek bu kampanyalar, muhalefetin sürekli canlı kalmasını sağlayacak ve eylemliliğini güçlendirecektir.

2019 sürecinde çok önemli bir dönemeç olacağını öngördüğümüz ve muhalefet için bir kaldıraç işlevi görebileceğini düşündüğümüz 2019 Mart yerel seçimi ile ilgili düşüncelerimizi ve önerilerimizi de bu yazımızda paylaşmak istiyoruz.

Cumhuriyetin kentleri ve belediyeleri

2019 seçimlerinde, ülkemizi cumhuriyetin 100’üncü yılına taşıyacak yönetimler ve kadrolar belirlenecek. Bu tarihsel derecede önemli bir seçimdir. Önümüzdeki dönemde ülkemiz ve kentlerimiz, Cumhuriyetin 100’üncü yılına yakışacak çağdaş ve demokrat bir siyasal anlayışla mı yönetilecek? İşte temel soru ve sorun budur. Bu da, 2019 Mart yerel seçiminin ana stratejisi olmalıdır.

Günümüzde bütün dünyada kentlerin ve yerel yönetimlerin önemi artmaktadır. Ülkelerin yazgılarını ve yönetimlerini belirleyen, en azından etkileyen toplumsal dinamikler de buralarda mayalanmaktadır. 15 yıldır ülkemizi yöneten siyasal anlayışın, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere, öncelikle yerel yönetimlerde kök saldığı unutulmamalıdır.

Bir başka önemli gösterge de ‘16 Nisan Anayasa Referandumu’nun ortaya koyduğu sosyolojik gerçeklerdir. Ülkemizin geleceğine yön verecek büyük kentler, eğitimli ve genç nüfus, ‘Hayır’dan yana ağırlığını koymuştur. Bu çok kıymetli sonuç, gelecek adına umudumuzu yenilemiş ve büyütmüştür. Şimdi bu umudu körüklemek gerekiyor. Bizce, siyasal iktidarı değiştirip ülkeyi esenliğe çıkaracak temel dinamik de işte buradadır. Yerel seçimlere, muhalefete büyük üstünlük ve özgüven kazandıran bu gerçekten hareketle hazırlanılmalıdır.

Yerel seçim ve yerel dinamikler

Ana muhalefet CHP, diğer muhalefet güçlerini de çevresinde derleyip toparlayarak, kentlerin yerel toplumsal dinamiklerini hareketlendirip ortaklaştırarak, ‘Cumhuriyetin 100. Yılının Kentleri ve Belediyeleri’ programını hazırlamalıdır. Partinin yerel örgütleri, yerel toplumsal dinamiklerle bütünleşerek, kentlilerle birlikte bu hedefe kilitlenmelidir. Cumhuriyetin 100. yılının kentleri, belediyelerin 2019-2023 çalışma ve hizmet programları, halkımızla birlikte ortaklaşa ve ortak akılla hazırlanmalıdır.

Yerel yönetimler konusunda solun, sosyal demokrasinin oldukça zengin bilgi ve deneyim birikimi vardır. Örneğin 15 yıl önce, 2004 yerel seçimlerine hazırlanırken, bizim de aktif görev aldığımız CHP İzmir İl Örgütü’nce hayata geçirilen ‘İzmirlilerin Yerel Yönetimlerden Beklentileri Araştırması’; yerel yönetimler çalışma grupları, proje atölyeleri örgütlenmesi; 2003-2004 yıllarında İzmir’de oluşturulan, partililere ve parti dostlarına yönelik ‘İzmir Yerel Yönetim Okulu (İZYO)’ çalışmaları ilginç deneyimlerdir.

Bütün bu konular, üniversitede yerel siyaset, yerel iletişim ve yerel yönetimler konularında çalışan eşim Prof. Dr. Ferlal Örs ile birlikte ortaklaşa hazırlayıp yayımladığımız kitapta yer almaktadır (DİPNOT: YERELGE – Toplumsal Belediyecilik – Yerel Yönetimlerde Üretkenlik, Katılımcılık ve Toplumsal İlişkiler / Ferlâl Örs, Mehmet Şakir Örs / Etki Yayıncılık)

Bu arada son bir not olarak bir öngörümüzü paylaşmak istiyoruz. Kanımızca, iktidar için yerel seçim daha büyük riskler taşımaktadır. Ülke nüfusunun neredeyse yarıya yakınının seçtiği belediye başkanlarıyla değil, kayyum ve atama başkanlarca yönetilmesi de göz önüne alındığında; CHP’nin erken yerel seçim çağrısı da yerinde bir girişim olmakta ve iktidarı sıkıştırmaktadır. Bu nedenle, siyasal iktidarın riski göze alamayıp seçim takvimi ile oynayarak, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimini yerel seçimin önüne alacağını düşünüyoruz. Belki de, üç seçimi birleştirerek yapabilirler.

Sonuçta, seçim yasalarıyla ve takvimiyle işlerine geleceği şekilde oynayacaklardır. Büyük olasılıkla seçimler 2019’a kalmayabilir. Ama ne zaman yapılırsa yapılsın, her yönüyle seçimlere hazır olunması ve seçimlerde kullanılacak oylara sahip çıkılması meselesi, daima temel bir görev olarak önümüzde duruyor.

*Mehmet Şakir ÖRS
Gazeteci-Yazar
mehmetsakirors@hotmail.com

Bir Cevap Yazın