Mehmet Kabasakal – CHP’nin Çağdaş Türkiye Hedefi

drmehmetkabasakal

90. yılını kutladığımız Halk Fırkası’nın kuruluş dilekçesi, 23 Ekim 1923’te Gazi Mustafa Kemal’in imzasıyla Dahiliye Vekaleti’ne sunulmuştur. Halk Fırkası, kuruluşundan sonra çeşitli aşamalardan geçmiş, her aşamada Türkiye’nin çağdaşlaşmasına yönelik yeni projeleri toplumun önüne koymuştur. CHP, Cumhuriyeti kuran partidir ve CHP tarihi, partinin Türk siyasal hayatındaki etkinliği nedeniyle, büyük ölçüde ülkenin siyasi tarihi ile örtüşmektedir. CHP tek parti olarak ülkeyi yönettiği dönemde “az zamanda çok ve büyük işler yapmıştır”.

CHP kurucularının önderliğinde Türkiye, emperyalist güçlere karşı ezilen halklara örnek olacak bir ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş, hemen ardından aydınlanma devrimiyle çağdaş uluslar ailesinin onurlu bir üyesi olma yolunda hızlı adımlar atmıştır. Hilafetin kaldırılması, egemenliğin halka dayandırılması, eğitimde birliğin sağlanması başka bir toplumda gerçekleştirilmesi zor devrimlerdir. Çağdaş Latin harflerinin kabulü ve kıyafet devriminden yeni üniversitelerin kurulmasına, eğitim devriminden kültürel alanda müzikte ve her türlü güzel sanatlarda yeniliklere, edebiyatta klasik eserlerin çevrilmesine kadar birçok önemli adım, on yıllık bir süreç içerisinde atılmıştır. Aydınlanma hareketini topluma taşımak için Halkevleri ve Köy Enstitüleri açılmıştır.

Hayal ettikleri her şeyi, halkının desteği ile gerçekleştirmek isteyen CHP ve Cumhuriyet kurucularının rehberi her zaman bilim olmuştur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun söylediğine göre, Atatürk kendisi sağlığında “Doktrin istemem, donar kalırız, biz yürüyüş halindeyiz” demiş ve bir anlamda sürekli devrimcilik anlayışını dile getirmiştir. Ona göre, “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” “Yurtta da dünyada da barış” isteyen CHP lider kadrosu gerçekçidir, ekonomik kalkınmanın öneminin bilincindedir. Mustafa Kemal, Lozan Barış Konferansı’na ara verildiği sırada düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada: “Siyasal ve askeri başarılar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi başarılarla taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz, az zamanda söner” demektedir.
Özel girişimin modern bir sanayinin kurulması için gerekli sermaye birikimine sahip olmaması devletçiliğin, bir iktisat politikası olarak uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Sümerbank ve Etibank kurularak onlara temel sanayileri kurma ve madenciliği geliştirme görevleri verilmiştir. AKP Hükümetleri, 2002- 2012 yılları arasında yaptığı özelleştirmelerde en büyük geliri bu kurumların satışından elde etmiştir.

Geleneksel bir toplumda değişiklik, reform yapmak zordur. Değişime her zaman direnç olur. Türkiye’de de Meclis içinde hatta Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları arasında bile onun yapmak istediği reformları önlemeye çalışanlar olmuştur.

Cumhuriyet ve demokrasi

15-20 Ekim 1927’de toplanan CHF İkinci Büyük Kongresi, M. Kemal’in 6 gün süren büyük “söylev”ini verdiği Kurultaydır.. Bu kongrede tüzük değişikliği yapılarak, 1. maddede Parti’nin cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik ilkelerine yer verilmiştir. Tüzüğün 3. maddesinde “Fırka, devlet ve millet işlerinde din ile dünyayı birbirinden ayırmayı en önemli esas sayar” denilerek adı konulmadan “laiklik ilkesi” de dördüncü ilke olarak belirlenmiştir. Laiklik, ülkede demokrasinin yeşermesi için olmazsa olmaz unsurların başında gelmektedir. Türkiye bugün bölgesinde -sorunlu da olsa- demokrasiyi işletebilen tek ülke ise bu laiklik sayesindedir.

Mustafa Kemal’in arzusu, Cumhuriyet’in ve çok partili demokrasinin gereğini yerine getirmek ve Meclis’in içinde yeni bir partinin kurulmasıyla hükümetin denetimini sağlamaktır. Bu amaçla ve Atatürk’ün katkı ve desteğiyle 1930 yılında “Serbest Fırka” kurulur. Gazi, arkadaşı Fethi Okyar’ı partiyi kurmaya razı etmek için “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatör manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat içeride ve dışarıda bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. Halbuki ben Cumhuriyet’i şahsi menfaatlerim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum” demiştir.

Gerçi CHP’nin tek parti yönetimi hiçbir zaman totaliter bir yönetim olmamıştır. Ünlü Fransız siyaset bilimci M.Duverger, “Bazı tek partiler, gerek felsefeleri, gerek yapıları bakımından gerçek anlamda totaliter değildir. Bunun en iyi örneğini, 1923’ten 1946’ya kadar Türkiye’de tek parti olarak faaliyet göstermiş olan Cumhuriyet Halk Partisi sağlamaktadır. Bu partinin başta gelen özelliği demokratik ideolojisindedir… Türk tek parti sistemi, hiçbir zaman bir tek parti doktrinine dayanmamış; tekele resmi bir nitelik vermemiş; onu sınıfsız bir toplumun varlığıyla ya da parlamenter çekişmeleri ve liberal demokrasiyi ortadan kaldırma arzusuyla meşrulaştırmaya çalışmamıştır. Sahip olduğu tekelden dolayı rahatsızlık hatta utanç duymuştur” demektedir.

CHP, yalnızca Cumhuriyeti kurmakla kalmamış, iktidarı yitirmeyi göze alarak, ülkede çok partili demokrasiyi de yerleştirmiştir. İnönü, 1 Kasım 1945’te, Cumhurbaşkanı olarak yaptığı Meclis açış konuşmasında ülkenin “tek eksiğinin hükümet partisi karşısında –onu denetleyecek- bir parti bulunmaması” olduğunu belirtirken, Mustafa Kemal ile birlikte geliştirmek istedikleri demokratik cumhuriyet inancını da dile getiriyordu. CHP Türkiye’yi çok partili sisteme taşırken, yaptığı düzenlemelerle, kendisini de çok partili hayata uydurmaya çalışmıştır. 1950’li yıllarda CHP, günümüzde bile pek görülmeyen parti içi demokrasinin çok güzel örneklerini vermiştir.

12 Ocak 1959’da toplanan CHP Kurultayı Ana Davalar Komisyonu’nca hazırlanan “İlk Hedefler Beyannamesi” Partinin geleceğe yönelik büyük hedeflerinin başka bir kanıtıdır. Bu beyannamede yer verilen ikinci meclis, Anayasa Mahkemesi, “nispi temsil” sistemi, Yüksek Hakimler Kurulu, basın özgürlüğü, üniversite özerkliği, Yüksek İktisat Şurası, sosyal güvenlik ve sosyal adaletin güvence altına alınması gibi kurum ve hususlar, daha sonra 1961 Anayasasına yansımış CHP’nin yenilikçi ve ilerici niteliğinin göstergeleridir. CHP, 1961’de yer aldığı koalisyon hükümetleriyle, 1950’den beri geliştirdiği yeni siyaset ve demokrasi anlayışını hayata geçirmeye başlamış, çalışanlara toplu sözleşme ve grev haklarını sağlamıştır.

1965 seçimlerinden bir süre önce, İnönü, partinin yerinin “ortanın solu” olduğunu belirtmiştir. Bülent Ecevit ve arkadaşları, Parti içindeki “ortanın solu” politikasının sözcülüğünü yapmışlar, 1966 Kurultayı da Genel Sekreterliğe Ecevit’i getirmiştir. CHP, 1966’dan sonra, bu yeni yaklaşımını toplumda yaygınlaştırmaya çalışmıştır. CHP’nin 1969 Seçim Bildirgesi, “düzen değişikliği programı” adını taşımaktadır.

CHP, Adalet Partisi gibi darbelerden en çok zarar gören partilerden biridir. 1961 seçimlerinde 1957’ye göre oy yitirmiştir. 1962 ve 1963’te İnönü Hükümetine karşı iki darbe girişimi olmuş ve İnönü’nün liderliğinde kan dökülmeden bastırılmıştır. CHP liderleri 1971’de de 1980’de de askerin siyasete müdahalesine karşı çıkmışlardır. 12 Mart muhtırasından 3 gün sonra İnönü, 15 Mart 1971’de CHP Ortak Grubundaki konuşmasında: “Demokrasiye inanıyorsak, seçimle iktidara gelecek bir hükümetin yetkisi oranında reformları yapacağını kabul etmek zorundayız.(…) Yoksa bir meclise askeri bir kıt’a gibi sunu şöyle, bunu böyle yapacaksın demeye olanak yoktur.(…) Ordunun hareketiyle parlamentonun çalışmasına olanak verilmiyor” diyerek komutanların siyasete müdahalesine şiddetli tepki göstermiştir.

CHP’nin ideolojisi: ortanın solu ve yeni tüzük yeni program

Ecevit 1970’lerde “Ortanın Solu, Sosyal Demokrasi, Demokratik Sol ve Demokratik Sosyalizm sözlerini eş anlamlı kullandığını” söylemiş olsa da, 1972’de Partinin liderliğini üstlendikten sonra CHP ideolojisinde “ortanın solu” kavramının yerini artık “demokratik sol” almıştır. ‘’AK GÜNLERE’’ başlığını taşıyan CHP 1973 Seçim Bildirgesi’nde hedeflenen düzen şöyle tanımlanıyordu: ‘’Bir düzen ki… Emeğin yarattığı değer emeği verenlerde biriksin. Çalışanlar el ele yüceltebilsin ülkeyi. İnsan insanı, yabancılar yurdu sömüremesin. Ne yoksulluk ne baskı… Ne ezilen ne ezen… İnsanca hakça bir düzen…’’ Bu yeni yaklaşımı ve yeni kadroları, “CHP’yi iktidara taşımıştır.
CHP 1976 Programında -“6 ok” yanında- sosyal demokrat ideolojinin temel ilkelerini de içeren “6 ilke”ye de yer verilmiştir. Program, ilçelerde, illerde ve bölge toplantılarında tartışıldıktan sonra 27-30 Kasım 1976’da toplanan CHP XXIII. Kurultayı’nca, 29 Kasım 1976’da kabul edilmiştir. Bu programa göre, CHP’nin Demokratik sol tutumu, “özgürlük, eşitlik, dayanışma, emeğin üstünlüğü, gelişmenin bütünlüğü ve halkın kendini yönetmesi” kurallarına dayanmaktaydı. Bu altı kuraldan üçü, “özgürlük, eşitlik ve dayanışma”, sosyal demokrasinin evrensel ilkeleridir. CHP, 1976 Kurultayında “Sosyalist Enternasyonal”e üyelik başvurusu kararı da almıştır. Böylece hem programıyla hem de dayandığı toplumsal tabanla uyumlu bir sosyal demokrat parti olma yolunda önemli bir adım atmıştır. 6 Haziran 1977’da yapılan seçimlerinde CHP büyük başarı göstermiş ve %41.3 oy almıştır.

CHP, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ağır siyasal koşullarda, bağımsız bir ekonomik yapı ve çağdaş bir ulus oluşturmak için çaba harcamıştır. 1930’larda ve 1940’larda çok partili siyasal yaşama geçmeye, Cumhuriyeti demokrasiyle bütünleştirmeye çalışmıştır. Her siyasal hareket gibi halkla köklü bağlar kurduğunda güçlenmiş, bağlar zayıfladığında gücünü ve etkisini yitirmiştir. Günümüz dünyasında her alanda hızlı değişimler gözlenmektedir. Sorunlar değişmekte, çeşitlenmekte ve halkın talepleri artmaktadır. Günümüzde yurttaşlar, sorunlarını çözecek, tarihsel misyonuna uygun olarak ülkenin önüne büyük hedefler koyacak ve onları gerçekleştirerek Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine taşıyacak bir CHP’nin özlemini duymaktadır. Dileriz ki CHP -kendisini sürekli geliştirip yenileyerek- güvenilir, tutarlı ve kararlı bir parti imajıyla çözümleri halkla birlikte üretmeye çalışır ve toplumun özlemlerini iktidara taşır.

*Yrd.Doç.Dr. Mehmet Kabasakal
Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi 
mehmet.kabasakal@okan.edu.tr

Bir cevap yazın