Kübra Küçükerden Koçan – Orta Doğu’da Türkiye Algısı

kadikoy_kubra_chp_istanbul_www.istanbulgazetem.com_

 

 

 

 

 

 

Son zamanlarda Türkiye dış politikasının Ortadoğu’ya odaklanmış bir duruma geldiğini öne sürmek isabetsiz olmaz. Şüphesiz ki bunun birincil nedeni, AKP Hükümeti’nin, iktidara geldiğinden bu yana, bölgede ağırlıklı bir rol oynamak istemesidir. Esasen daha geçen yüzyıl başında, Kurtuluş Savaşı ve hemen sonra kurulan Cumhuriyet, içerdiği önemli deneyimler dolayısıyla bazı bölge devletleri gözünde örnek oluşturmuştur. Nitekim o dönemde Afganistan, Mısır ve İran gibi devletlerin Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlardan esinlendiği ileri sürülmüştür.

Türkiye’nin, “sıfır sorun” sorununa değin Ortadoğu politikası

Türkiye’nin Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Batı’ya dönük bir dış politika benimsemesi ve Ortadoğu bölgesi ile ilişkilerine daha çok güvenlik eksenli yaklaşması sonucunda, Ankara ile bölge arasında on yıllar boyu mesafeli bir ilişki oluşmuştu. Özal iktidarı döneminde bir ara yoğunlaşmış olan ilişkiler, bir süre sonra güvenlik endişeleri nedeniyle yine ivmesini düşürmüştü. Türkiye’nin bu bölgeye yüzünü yeniden dönmesi ve ilişkilerin geliştirilmesi, Dışişleri Bakanı İsmail Cem döneminde başlayan komşularla yakınlaşma politikası bağlamında gerçekleşti. Bölgeyle ilişkilerimiz yeniden belirli bir canlılık edindi.

AKP Hükümeti’nin Orta Doğu’da izlediği, kültürel ve tarihi faktörleri ön plana çıkaran yeni politika çizgisi, bölgedeki geleneksel ilişkilerin de belli ölçüde değişime uğramasıyla, Tükiye’nin bölgede imajının ilk aşamada olumlu yönde değişmesini sağladı. Nitekim Türkiye, artık bölgede dikkate alınan ve kriz durumlarında arabuluculuğuna ihtiyaç duyulan bir bölgesel güç konumuna geldi. Hatta belirli sorunlara çözümler üretilirken Türkiye’nin de görüşleri hesaba katıldı. Birbirlerine hasım konumundaki devletler Türkiye’nin gözetiminde bir araya geldiler. Şayet Türkiye, daha sonra da adımlarını, bölgenin kilit ülkesi olduğunun bilinciyle davranarak ve tarihten gelen birikimlerini ve “devlet aklını” harekete geçirerek atsaydı, ilk etapta oluşturmuş bulunduğu olumlu dinamiği sürdürülebilir kılacaktı. Tasarladığı Orta Doğu stratejisine göre Türkiye, coğrafi derinliğini harekete geçirerek, bunu stratejik derinliğe dönüştürebilmek için “komşularıyla sıfır problem” ilişkisine yönelmek durumunda olduğunu düşündü. Sıfır sorun yaklaşımı ile bölgede istikrarlı bir barış havzası oluşturulmaya çalışıldı. Ancak bu söylemle yola çıkılmışken, “komşularla sıfır sorun” ilkesi amaçtan çok bir araç haline getirildi.

Bölgede barış ve istikrar…

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi ile yola çıkarsak; barış ve refah ortamnın bölgede ve dünyada sürdürülebilirliği, ancak bölgenin kalkınması ve gelişmesi ile kalıcılık kazanacaktır. Aksi takdirde, bölgenin kaosa eğilimli yapısı, gerileme ve mağduriyet dönemindeki toplumların, gerek bulundukları bölgeye, gerek komşu ülkelere ve dolaylı olarak tüm dünyaya yayılacak olumsuz bir sürece kaymalarına yol açacaktır. Bunun en yeni ve somut örneği, Arap Baharı ile başlayan bölgedeki uyanışın yarattığı domino etkisi ile ortaya ardı ardına çıkan ve istikrarsızlık üreten ayaklanmalardır. Sonuçta Orta Doğu’da, Mısır ve Tunus’tan sonra Yemen ve Suriye gibi ülkelerde de ayaklanma başlamıştır. Özünde despotizmden kurtulma doğrultusunda olumlu görülmesi gereken isyanlar, kimi ülkelerde salt can kaybı, yıkım ve bir despotizmden öbürüne geçiş yoluyla süreğen bir istikrarsızlık üretmiştir. Bu bölgedeki kaotik durum, zorunlu olarak, çevre bölgelerde de güvenlik tehdidi yaratmaktadır.

Bana göre, komşu ülkelerle olan ilişkilerin kuvvetlendirilmesi için, ülkeleri birbirine yakınlaştırıcı adımların liderler üzerinden atılması yerinde değildir. Bölge halklarının birbirleri ile olan iletişiminin ve birbirleri ile kuracakları empatinin geliştirilmesi yönünde yapıcı bir politika izlendiğinde, aslına bakarsanız, sıfır sorun politikasının başarıya ulaşmasında büyük bir engel ile karşılaşılmayacaktır. Belki de bu sebepledir ki, Davutoğlu döneminde liderler üzerinden sağlanmaya çalışılan “Sıfır Sorun Politikası”başarısızlığa uğramıştır. Halkların birbirleri ile iletişimi, taşıyıcılığını bir liderin üstlendiği “Müslümanların Umudu Türkiye” sloganının gölgesine emanet edilmemeliydi. Bu sloganla birlikte, ancak “haklar arası iletişimin desteklenmesi ve vatandaşların birbirleri arasındaki etkileşiminin güçlendirilmesi” gibi girişimler söz konusu slogana anlam kazandırabilirdi. Bu türden bir odak değişimi, komşularla sıfır sorun politikasının gerçekçilik dozunda ve inandırıcılık ölçüsünde artış sağlayabilirdi.

*Kübra Küçükerden Koçan,
Kadıköy Belediyesi
CHP Meclis Üyesi,
kubra@liderhayaller.com

Bir cevap yazın