İnşaatçı AKP’nin ‘Dönüşüm’ Hinlikleri…

Mustafa Sönmez*

İnşaat, AKP’yi tanımlayan bir sektör. On yıllık iktidarları, hatta belediyecilik yıllarını da katarsanız, 15 yıllık icraatları  “inşaatlarla dolu”. TOKİ eski Başkanı,  şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, geride kalan 10 yılda 500 bini kamu, 4,5 milyonu özel sektör eliyle olmak üzere, 5 milyon konut yapıldığını söylüyor. Doğrudur da! Geriye baktığınızda yeni açılmış, büyük, akılda yer edecek doğru dürüst bir sanayi tesisinden söz edemezsiniz; ama, çoğu İstanbul gibi kent rantı emsalsiz bir metropolde olmak üzere, onlarca gökdelenden, AVM’den, villa sitesinden, TOKİ mamulü birbirinin kopyası binlerce beton yığınından, otel inşaatından rahatlıkla söz edebilirsiniz. Salt konut-ofis, residans, otel filan değil…Bakın kamu yatırımlarına: kamu sanayi yatırımı, kamu enerji yatırımı yoktur; ama kamu eliyle duble yollar, hava meydanları, kamu binaları, kamu eliyle kentsel altyapı inşaatları, viyadükler, tüneller, alt geçit-üst geçitlerden yüzlerce örnek vardır.

İnşaat odaklı büyüme cari açığın da büyümesine yol açıyor

“İnşaat”, AKP’nin dayandığı “sermaye kesimini” de ifade ediyor. AKP, irili ufaklı muhafazakar müteahhitlerin ve onların taşeronlarının partisidir” desek, yanlış söylemiş olmayız.  Özellikle büyüme, işgücü gibi göstergelerde sadece  “inşaat”a bakarsanız, bu tezi doğrulayan dolgun sayılar çıkmaz. Ama inşaata, “lokomotif sektör” olarak bakarsanız, son 10-15 yılın büyümesinin “inşaat odaklı” olduğunu fark edebilirsiniz. İnşaat, beraberinde sektöre girdi üreten çimento, tuğla, seramik, plastik, cam, ağaç, demir-çelik, metal, ısıtma, aydınlatma, boya, kimyasallar ve daha birçok sanayi sektörünün çarklarını çeviren sektör demektir. İnşaat: ulaştırma, depolama, bankacılık, sigortacılık, emlakçılık için de rüzgardır. Tamamlanan konutların donanımı, ev tekstili, dayanıklı tüketim eşyaları, beyaz eşya, elektronik eşya, kapının önüne otomobil ile ilgili harcamayı da yaptıran ağırlıklı olarak inşaattır …

Bu inşaat odaklı büyümenin iç pazara dönük, ihracat yapmayan, malzeme ve iş makinası ithalatı ile döviz harcamayı körüklediği ve devamında da cari açığı büyüttüğü ortada. Gayrimenkul satışından yılda sadece 3 milyar dolarlık bir döviz girişi var. İnşaat ve emlak, dış kredi kullanan birinci sektör. Sıcak paranın, borsadaki “gayrimenkul yatırım ortaklıkları”nın kağıtlarına ilgisi zaten malum. İç talebe dönük bu büyümeye konut kredileri ile kamu harcamaları ile ve dış kaynak girişi ile destek veren süreç, son 10 yılda ortalama % 6-7’yi bulan bir büyümeyi getirdi. Bunu hazırlayan bir iç talep, potansiyel vardı elbette. Kent nüfusu bir ülkede % 75’i, belediye nüfusu % 85’i bulmuşsa, 20 milyon hanenin % 35-40’ının kiralık konut talebi varsa, konut bir tasarruf aracı haline gelmişse ve de “İstanbul rantı” böylesine cilalanmışsa, o ülkede elbette “inşaat patlar”.

Kentsel dönüşüm; AKP iktidarının yeni rant bahanesi

Peki sonra? Bundan sonra ne olacak? Hele ki kriz koşullarında çarkı çeviren dinamik ne olacak? Şunu belirtelim ki, krizli yılların, bundan sonraki 10-15 yılın da odağında “inşaat” olacağa benzer. İhracata dönük sanayi gibi yönelimlerin adı var ama karşılığı yok. Çünkü o konuda tren kaçtı. İnşaatla oyalanırken “sanayi”, hem de ihracata dönük sanayi arka planda kaldı ve Asyalılar iç pazara nüfuz edip dışarıda da duman attırır oldular.

Bundan sonraki inşaat lokomotifinin yakıtı ise “kentsel dönüşüm”. Türkiye’nin deprem ülkesi olma gerçeğinin altı çizilerek, zoraki bir inşaat faaliyetinin düğmesine basıldı. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”, inşaat odaklı birikim modelini sürdürmenin yeni yolu ve onu taşıyabildiği yere kadar taşıyacak. Yani, inşaat faaliyeti, depremi bahane ederek ve talebin oluşmasına bağlı kalmaksızın, şimdi de  “ekonomi dışı zor” ile sürdürülecek. Riskli yapılar saptanacak, yıkılacak ve yeniden yaptırılacak. Bunun için bina sahipleri “para harcamaya zorlanacak”. Kamu kaynaklarını daha çok kullanma işlemi, “afet riski” gibi bir gerekçeyle meşruiyet kazanacak. Aileler, paraları varsa, yeni inşaat için harcamaya mecbur tutulacak, olmayanlar “borçlandırılacak”. Tahminen 15 yıl boyunca 7 milyon konut üretilecek. Bu, ortalama 500 milyar dolarlık bir iş potansiyeli demek. Donatılar ve altyapılarla, “kentsel dönüşüm” gibi fiyakalı bir ismin yarattığı “700 milyar dolarlık”  bir birikim alanından söz ediyoruz.

“Dönüşüm”, çoğu orta-alt sınıftan riskli konut sahiplerini harcamaya zorlarken yeni rant alanları ve paylaşım imkanları da yaratacak ve bu faaliyet yine iç pazar esaslı, yine dış kaynak bağımlısı olacağı için, onun da “bir ayağı çukurda”. Üçte birinden fazlası kiracı olan halka yeni bir şey getirmediği için sosyal değil. “Eviniz riskli” diye haklı haksız para harcatacağı için, sorunlu. Ödeme gücü olmayanın elinden başını soktuğu ev alınıp eline arsa payı parası tutuşturulup mülksüzleştirilecek. Buna karşılık, parası olanlara, özellikle İstanbul’da yeni rantlar edinme imkanları yaratılmış olacak. Yasa, Bakanlığı inanılmaz yetkilerle donatıyor, otoriter sisteme yeni güç katıyor. “Dönüşüm”ün muhtemel mağdurlarına ise hiç söz hakkı tanınmıyor, bütün savunma mekanizmalarını işletilmez duruma getiriyor.

Çok yönlü bir savunma ve mücadele hattını yeniden tasarlamak gerekiyor.

*Ekonomist, mustafasnmz@hotmail.com

Bir cevap yazın