• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • cyan color
  • red color

Sosyal Demokrat Dergi

Gelecek sosyal demokrasidir

Member Area
Kürt sorunu: Neresinden başlasak PDF Yazdır e-Posta
Türkiye
M. Ali Kankotan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 01 Aralık 2008 16:34

Sosyal Demokrat Dergi için yazı yazmam talep edilince, değerli arkadaşım ve dergimizin doğal yöneticisi Aydın Cıngı’ya biraz da günceli yakalamak adına, “Kürt Sorunu” ile ilgili bir yazı yazmamız gerektiğini ve bunu yazabileceğimi belirttim.

Sonradan fark ettim ki hem tarihsel yanı çok ağır hem de Türkiye’deki  güncelliği bakımından “2008 Dünya Ekonomik Krizi”ni ve  gelmiş geçmiş en medyatik ve popüler ABD Başkanlık Seçimi’ni bile sollayan bir konuyu üstlenmişim.. Ayrıca, dergimizi aylık bir fikir ve siyaset dergisiolarak tasarımlamıştık. İşin doğrusu, internetin iletişime olağanüstü bir hız ve hareketlilik getirdiği günümüzde, fikir dergiciliğinin bile daha hızlı ve daha hareketli olması kaçınılmazdı. Salt teorik olan yazıların kolay okunmadığı, salt güncel olan bir yazının da dergiyi günlük gazete derekesine indireceğini düşünerek her ikisini ortalayan bir formatta konuyu ele almayı uygun buldum. Zaten konun kendisi de başka türlü yapamayacağımı bana dikte etti.

Eski zaman halk bilgeleri, tarihsel döngüyü “çark ı felek” deyimi ile karşılarlarmış: Konunun  güncelinin her tutamağından tarih fışkırdı; öyle ki bugünü mü tarihi mi yaşıyoruz, doğrusu şaşırdım.

Türkiye’deki Kürt sorununu iyice çatışmalı hale dönmesinin üzerine düşünürken fark ettim ki Irak’taki ABD- Irak Güvenlik Antlaşması ve bu antlaşma gereği ABD askerlerinin çekilme süreci ve 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasası’nın 140. Maddesi gereği 2007 yılında yapılması kabul edilen fakat 2009 yılına ertelenen Kerkük’ün statüsü ile ilgili referandum, çok daha büyük çatışmalara gebedir.  “Kerkük referandumu” denilince öyle Amerika’nın Irak’ı işgali ile başlamış bir sorun aklınıza gelmesin: Tarihsel geçmişi Lozan Konferansı’na dayanan ve Türkiye ile İngiltere arasındaki o en çekişmeli konu:

Bugünlerde
-Dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin enerji kaynaklarına egemen olma politikalarına ve dolayısıyla,
-Amerika’nın Irak’ı İşgaline,
-Petrol’ün ve doğal gazın ekonomik yollardan taşınması ve güvenliği sorununa,
-Orta Doğu’nun ve dünyanın gündemindeki su sorununa, hangisine el atılırsa atılsın bu sorunların ana coğrafyası Orta-Doğu ve özellikle Kürt coğrafyasıdır.

Ve yukarıda belirtilen bağlamlardan hangisiyle ele alınırsa alınsın bu konuların tarihsel arka fonu vardır.
Eh, Türkiye’deki “Kürt Sorunu’nun tarihsel temelinin 1800’lü yıllara kadar gittiğini, sağır sultan duydu… Ama bu son çatışmalı sürecin anlamı neydi?
Sanki İsviçre’deki Cern Hızlandırıcısını Türkiye’ye taşımışlar ve konuya ilişkin güncel, tarihsel ve kavramsal olan ne varsa içine atmışlar hızlandırıp çarpıştırarak bir sonuca gitmeye çalışıyorlar..El hak!..konunun kendisi de böylesine yüksek bir prosesi hak ediyor..

Tarih Sahneye Fırlıyor

1923’te İtilaf Devletleri ile imzalanan Lozan Antlaşması’nda açık bırakılmış tek konu Musul-Kerkük sorunudur: Türkiye, Musul ve Kerkük’ü Misak ı Milli sınırları içinde görmektedir. Misakı’ı Milli 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Meclis i Mebusanı’nda kabul edilmiştir. Meclisin bu kararına misilleme olarak İngiliz işgal kuvvetleri Osmanlı Meclis i Mebusanı’nı 11 Nisan 1920’de basarak yakalayabildikleri üyeleri Malta’ya sürmüş, Meclisi de kapatmışlardır. Erzurum ve Sivas Kongreleri tarafından ana amaç haline getirilen ve  karar altına alınan Misak ı Milli, Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşadıkları toprakları ortak sınır olarak kabul etmiş ve bu sınırlar üzerinde egemen ve bağımsız yaşamayı amaçlamıştır. Aynı zamanda bu belge, yeni Türkiye’nin ilk kurucu belgesidir.

Mondros Mütarekesinden sonra henüz Osmanlı sınırları içinde kabul edilen Musul ve Kerkük o dönemde,  İngilizler tarafından işgal edilmiş TBMM Hükümeti, İngiliz Kuvvetlerini Kerkük sınırları içinde karşılamıştır. Ancak her iki taraf sonuç alıcı bir harekat gerçekleştirememiştir. Bu sorunun Lozan’da çözülememesi Mustafa Kemal’e karşı T.B.M. M’nde ciddi bir muhalefete neden olmuş ve ortaya çıkan hükümet krizi, Meclis’in feshi yeni seçimler ve Cumhuriyet’in ilanına kadar uzanmıştır.

Türkiye,1924’teki Şeyh Sait ayaklanması ve Hakkari’de Nasturi isyanları nedeniyle güç kullanamamış; İngiltere ise, Kafkasya’da Sovyetler Birliği’ne karşı giriştiği operasyonlar ve diğer sömürgelerdeki sorunlar nedeniyle askeri anlamda ileri bir adım atamamıştır. Ne var ki İngiltere, sorunu, referandum yapılması için o zamanın Birleşmiş Milletleri olan Cemiyet i Akvam’a taşıyarak diplomatik bir zafer kazanmıştır. Referandum öncesi yapılan sayımlarda Kürt nüfusu birincil, Türkler ve Türkmenler ikincil, Araplar ise üçüncü grup olarak çıkmışlardır. Her iki taraf farklı sayılar çıkartmasına rağmen bu sıralama değişmemiştir. Türkiye, Kürt nüfusun kendisine dahil olduğunu, her iki halkın birlikte sayılması gerektiğini iddia etmiş İngiltere buna yanaşmamıştır.

Nihayetinde İngiltere’nin Irak’ı, Fransa’nın Suriye’yi egemenlik alanına dahil etmeleri konusunda statüko sağlanınca, Türkiye’nin eli daha da zayıflamış ve 1926 yılında Ankara’da Kerkük Petrollerinin 20 yıl boyunca %10‘unun kendisine bırakılması koşuluyla İngiltere ile anlaşmıştır. Lozan’a son nokta bu şekilde koyulmuştur.
Şimdi bu sorun yine bir referandum konusudur ve muhtemeldir ki Irak içindeki diğer sorunlarla birlikte Kürtler ile Araplar arasında Kürtlerin merkezi Irak devletinden ayrılmaya götürebilecek çatışma potansiyelini taşıyor.

Ve yine sorunun çözümü, Birleşmiş Milletler’ in denetimine bırakılmıştır…
Lozan Konferansı döneminde Türkiye Misak ı Milli gereği hem Türklerin hem de Kürtlerin hamisi durumundaydı, yaklaşık 85 yıl sonra Türkiye sadece Türkmenlerin hamisi olarak soruna taraf gibi durmaktadır ve sorunun içindedir.

Ancak, geçmişte, Türkiye için Musul-Kerkük sorunu bakımından everişli olan Misak ı Milli kavramı, bugün Kürt Sorunu’nu “din kardeşliği” temelinde çözmek isteyen “Yeni Osmanlıcılar” tarafından yeniden güncelleştirilmeye çalışılıyor: Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, benzer bir mantıkla Irak’a girmeyi savunmuştu… Ancak ne hikmetse, “ Kerkük Referandumu” söz konusu olduğunda Türk Milliyetçiliği için de bir çatı kavram olarak kullanılmaya elverişli görülüyor.  

Peki, aynı kavram, Türkiye’deki Kürtler bakımından yeniden kullanılabilir mi?
-Evet, çünkü diyebilirler ki “ biz Kürtler ve Türkler Misak ı Milli temelinde iki ana kurucu unsur olarak Türkiye Cumhuriyetini birlikte kurduk, fakat bugün tek etnisiteye dayanan bir ulus tanımı altında yönetilmekteyiz, bu kabulümüz değildir ve Misak ı Milli’nin eski tanımına ve ruhuna geri dönelim”
Her neyse, bütün bunlardan amaçlanan Kürt sorununun güncel yönü ile tarihsel boyutunun son derece girift olduğunu belirtmek; soruna gelişigüzel yaklaşımların pek fayda getirmeyeceğini göstermektir.

Irak Irak değildir

Diğer yandan Amerika ile Irak arasında, Amerikan ve müttefik kuvvetlerinin çekilmesini belirleyen bir “güvenlik antlaşması” bu hafta itibariyle Irak Merkezi Parlamentosu’nda oylanarak kabul edilmiştir..
-Amerika 2011 yılı sonuna kadar gerçekten çekilecek midir?
-Amerika, Kürdistan Özerk Yönetimi’ni ve bölgesini yeni bir “36. Paralel uygulaması” ile koruma altına alacak ve kalıcı bir üs tesis ederek petrol ve enerji kaynakları üzerindeki denetimini bu yolla devam ettirmeye çalışacak mıdır? Yeni bir 36. Paralel uygulaması veya benzeri tedbirler Türkiye’nin içine nasıl yansıyacaktır? Bütün bu olup bitenler Türkiye’deki “kürt sorunu”nun yönünü tayin etmeye neden olacak gelişmelerdir.

Şii Sadr grubu, diğer Sünni ve Şii Arapların ve Kürtlerin onayına rağmen bu antlaşmaya karşıdır ve Parlamento’da bunu protesto ettiler: Sadr grubu, Amerikalıların derhal çekilmesinden yana görünüyorlar..Geçmişte İngiltere ve Fransa Orta-Doğu’dan çekilirken halkları, kendi petrol vb. çıkarları için  yapay sınırlarla bölerek gittiler.Bu halklar ancak 2.Dünya savaşı sonrasının çift kutupluluk ortamında kendi kaynaklarına kısmen egemen olabildiler. Bu kez öyle görünüyor ki Petrol, enerji ve su kaynakları üzerindeki hakimiyet mücadelesi, Tüm Orta Doğu halklarını kanlı bir girdabım içine atmak üzeredir: “Kardeşi kardeşe öldürtmek” deyimi tam da bu tabloya uygundur.
PKK’nın son saldırılarının,  DTP’nin TBMM’ye çözüm paketi sunmasının, Hükümet yetkililerimizin Kuzey Irak Özerk Bölge yöneticileriyle görüşmelerinin anlamı nedir? Ve Orta Doğu’da son olan bitenler Türkiye’ye nasıl yansıyacaktır, bunları bir sonraki yazıya yazabilmeyi umut ediyorum…  

 

M. Ali Kankotan