• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • cyan color
  • red color

Sosyal Demokrat Dergi

Gelecek sosyal demokrasidir

Member Area
3. “Ulusal” Program üzerine bir değerlendirme PDF Yazdır e-Posta
Prof. Dr. Aziz Konukman tarafından yazıldı   
Pazartesi, 01 Aralık 2008 17:28

Bilindiği üzere, ilki  2001, ikincisi  2003 tarihinde yayımlanan  Ulusal Programın üçüncüsü geçtiğimiz günlerde taslak olarak kamuoyuna açıklandı. Söz konusu taslağa göre  4

yılda 131 yasal düzenleme, 342 tüzük ve yönetmelik değişikliği ve 33 fasılla ilgili 473 düzenleme yapılması öngörülüyor.
400 sayfadan oluşan taslak üretimden tüketime, sağlıktan eğitime, tarımdan sanayiye, enerjiden çevreye, adaletden güvenliğe uzanan, yaşamın her alanında önemlideğişkilikler getiriyor. Taslak  şu  bölümlerden  oluşuyor: Giriş, Siyasi Kriterler, Ekonomik Kriterler ve Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Yeteneği .

Yazımızın başlığındaki ulusal sözcüğünü tırnak içinde vermemizin nedeni, taslağın ulusal nitelemesini hak edecek her hangi  bir özelliğe sahip olmamasındandır. Çünkü taslak , ulusal ekonomi politikaları adına ne varsa hepsini tasfiye etmeyi amaçlıyor. Burada ülkenin kendi ulusal ihtiyaçlarından ziyade Avrupa Birliği üyeliğinin gerekleri yerine getiriliyor.  Bu sadece Türkiye için değil,  diğer  aday ülkeler için de  geçerlidir. Bu tür bir yargıya nasıl ulaştığımızı tartışmaya açmadan önce, geliniz taslak neleri içeriyor ve dayatıyor önemli başlıklar itibariyle bir görmeye çalışalım.
Hemen belirtelim, çözümlememiz taslağın bütününü içermiyor. İlgimiz, ekonomik kriterlerle sınırlı.Ekonomik kirterler bölümü şu  üç alt bölümden oluşuyor: Ekonomik Politikasının Öncelikleri, İşleyen Bir Piyasa Ekonomisinin Varlığı, Avrupa Birliği İçerisindeki Rekabet  Baskısı İle Baş Edebilme.
Birinci alt bölümde yer alan tespit ve önerilerden çarpıcı bulduklarımız  şöyle sıralanabilir:
• Önümüzdeki dönemde de, Türkiye ekonomisinde uygulanmakta olan istikrar odaklı makroekonomik politikaların genel çerçevesi korunacaktır.
• Maliye politikasının temel amaçları, mali disiplinin sağlamlaştırılması suretiyle sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşmasına katkıda bulunmak, kamu açıklarını kalıcı bir biçimde azaltarak kamunun finansman yapısını güçlendirmek, enflasyonla mücadeleyi desteklemek, borç stokunun milli gelire oranını düşürme sürecini devam ettirebilecek bir kamu faiz dışı fazlası vermektir.
• Önümüzdeki dönemde kamu gelir, harcama ve borçlanma politikaları bu temel amaçlarla uyumlu olarak etkin bir biçimde uygulanacak ve mali disiplin korunacaktır.
• Kurumlar Vergisi Kanunu yeniden düzenlenmiş ve yürürlüğe girmiştir. Düzenlemeyle, kurumlar vergisi oranı yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmüştür. Eğitim, sağlık ve turizm sektörleri başta olmak üzere KDV oranlarında indirime gidilmiştir.
• Vergi kanunlarında yer alan istisna, muafiyet ve vergi indirimi hükümleri, ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde yeniden değerlendirilerek vergi mevzuatının sadeleştirilmesi çalışmalarına devam edilecektir.
• Vergi tabanının genişletilmesi suretiyle vergi gelirleri artırılacak ve kamu harcama reformu kapsamında, harcamalarda tasarruf ve etkinlik sağlanacaktır
• Kamu finansmanında sağlanacak iyileşme çerçevesinde eğitim, sağlık, Ar-Ge ve sosyal nitelikli harcamaların GSYH içindeki payı artırılarak, toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi, beşeri sermayenin niteliklerinin geliştirilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi, yoksullukla mücadele ve bölgesel gelişmişlik farkının azaltılması konularında iyileştirmeler sağlanması yönünde politikalar uygulanmaya devam edilecektir.
• Kamu yatırımlarının     rasyonalizasyonu çalışmalarına devam edilecektir.
• Enflasyondaki yükselişin para politikasının kontrolü dışındaki faktörlerden kaynaklanmasına rağmen, hedeflerin iki yıl üst üste üzerinde kalınması ve büyük bir olasılıkla 2008 yılında da hedeflerin aşılmasının beklenmesi, enflasyon hedeflerinin beklentiler için çapa olma fonksiyonunun zayıflamasına neden olmuş ve ekonomik birimler bekleyişlerinde geçmiş enflasyona ağırlık vermeye başlamıştır.
• Kalıcı fiyat istikrarının sağlanması, makroekonomik istikrarın ve öngörülebilirliğin artırılmasının temel koşuludur. Bu nedenle TCMB, 2006 yılında uygulamaya başlanan enflasyon hedeflemesi rejimine devam edecektir.
• Dalgalı kur rejimi çerçevesinde, döviz kurları döviz piyasasındaki arz ve talep koşulları tarafından belirlenmektedir. Ancak, Merkez Bankası döviz kurlarında aşırı oynaklığı gidermeye yönelik olarak döviz piyasalarına her iki yönde müdahale edebilmektedir. TCMB ayrıca döviz arzının talebe göre fazla olduğu dönemlerde rezerv biriktirme amaçlı programlı döviz alım ihaleleri de düzenlemektedir. Döviz kuru politikasının bu çerçevesi devam ettirilecektir.
• Devletin, mal ve hizmet üreticisi konumundan uzaklaşarak asli görevlerde yoğunlaşmasıyla ekonomideki faaliyetlerinin rasyonel bir gözetim ve düzenlemeyle sınırlı tutulması amaçlanmaktadır.
• Özelleştirme vizyonu çerçevesinde önümüzdeki dönemde, devletin bankacılık (kısa vade: Halk Bankası; orta vade: Halkbank tecrübesinin ardından strateji belirlenmek üzere Ziraat Bankası ve Vakıflar Bankası), hava ve deniz ulaşımı ile lokomotif ve vagon üretimi, et-balık ürünleri piyasası, şeker, tütün ve çay ürünlerinin işlenmesi, petro-kimya sanayi, malzeme alımı, elektrik dağıtım ve toptan ticareti, şans oyunları, İMKB, altın borsası,  çeşitli kamu hizmetleri (araç muayene istasyonları, otoyol/köprü işletmeciliği, belediye-çöp/atık toplama ve yeniden değerlendirme), telekomünikasyon ve turizm alanlarından tamamen çekilmesi; bunun yanı sıra, elektrik üretimi, su şebekesi, kanalizasyon altyapısı, sağlık, eğitim, savunma, radyo-televizyon yayıncılığı, doğal gaz piyasası, kömür ve diğer maden işletmeciliğindeki payının azaltılması hedeflenmektedir. Buna karşın, tahıl alımı, tohumluk üretimi, demiryolu ulaşımı altyapısı, petrol arama faaliyetleri, hava meydanları işletmesi, posta hizmetleri, kıyı emniyetinin sağlanması gibi alanlarda faaliyetlerini sürdürmesi öngörülmektedir.
• TEDAŞ, TEKEL ve Elektrik Üretim A.Ş. gibi sektöründe belirleyici niteliğe haiz kuruluşların özelleştirilmesiyle yerli ve yabancı yeni yatırımcıların da bu piyasalara girişinin temin edilmesi ve böylece rekabetçi bir piyasa yapısının gerçekleşmesi hedeflenmektedir.
• Telekomünikasyon, turizm, kağıt, deniz-liman işletmeciliği alanlarında ise piyasadaki belirleyici hakim konumunu özel sektöre devretmiştir.
• Maliyet Bazlı Fiyatlandırma (MBF) sağlıklı bir tarife uyarlama süreci öngörmektedirBunun bir sonucu olarak, enerji KİT’lerinin finansal kapasiteleri artacak, böylece dağıtım şirketlerinin ve EÜAŞ’a ait portföy üretim gruplarının özelleştirilmeleri kolaylaşacaktır.

Benzer şekilde,  son alt bölümde yer alan çarpıcı tespit ve öneriler şunlardan oluşuyor:
• Türkiye’de işgücü piyasasının temel özellikleri; başta kadınlar olmak üzere işgücüne katılıma ve istihdam oranlarının düşük olması, çalışma çağındaki nüfusun hızla artması, özellikle gençler arasında görülen yüksek işsizlik oranı, ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin sınırlı kalması, kayıtdışı istihdamın yüksek olması ve tarımsal ekonomide görülen çözülme neticesinde yüksek büyüme oranlarına rağmen istihdamın yeterince artmamasıdır.
• İstihdam paketi olarak adlandırılan 5763 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 15.05.2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir ve müktesebat uyumuna yönelik çalışmalar devam edecektir.
• İnsan gücü arz  ve  talep  eğilimlerinin belirlenebilmesi amacıyla hanehalkının eğitim,  istihdam  ve  meslek  durumlarını içeren  gerekli  veriler  üretilecek,  derlenecek  ve  işgücü  piyasası  ihtiyaç  analizleri yapılacaktır.
• Üniversite-iş dünyası işbirliği çerçevesinde; rekabetçi ve bilgiye dayalı ekonominin gerektirdiği özellikleri içeren ve araştırma potansiyelinin gelişmesine daha çok katkıda bulunan işgücü eğitimi geliştirilecektir. Teknik personelin nitelikleri konusunda standartlar getirilecek, çeşitli sertifikasyon programları düzenlenerek düzey farklılıkları ortadan kaldırılacaktır.
• Enerjide ithalat bağımlılığının azaltılmasına öncelik verilecektir. Bu kapsamda, elektrik üretiminde çok yüksek bir paya sahip olan doğal gazın payını düşürmek için yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına hız verilecektir.
• Programın tarım ve kırsal kalkınma başlıklı 11. faslında AB’ye 2011 yılına kadar üretimden bağımsız tarımsal destek sisteminin uygulanmasına yönelik kanun çıkarılacağı taahhüt edilmektedir (Bkz. Ek 1).
• Programın işletmeler ve sanayi politikası başlıklı  20. faslında yer alan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ihtiyaç duyduğu bazı projeler, ilgili resmi kuruluşların (ilgili bakanlığın bizzat kendi birimleri ve DPT gibi ) kendi olanaklarıyla gerçekleştirilebilecek iken, bu projeler için dışarıdan danışmanlık hizmetleri alınmaktadır (Bkz. Ek 2).
Şimdi değerlendirmesine geçebiliriz.
Programda örtük bir şekilde arz yönlü iktisat politikalarının uygulanacağı izlenimi veriliyor. Vergi muafiyet, istisna ve indirimleriyle vergi tabanının genişletilmesi ve dolayısıyla vergi gelirlerinin artırılması öngörülüyor. Oysa gerek Özal döneminde uygulanan programlarda gerekse stand-by programlarında izlenilen arz yönlü iktisat politikaları öngörülen sonuçları vermemiştir. Sözü edilen her iki dönemde de vergi gelirlerinde ciddi azalmalar olmuştur. Vergi gelirlerindeki bu erozyon borçlanmalarla kapatılmaya çalışılmıştır. Anlaşılıyor ki, bu politika önümüzdeki dönemde de devam edecektir.
Eğitim, sağlık vb sosyal harcamaların milli gelirdeki payının artırılması önerisi FDF politikasıyla çelişiyor. Bugüne kadar uygulanan FDF politikası nedeniyle sözü edilen bütçe kalemlerinin hem bütçe hem milli gelir  paylarında ciddi düşmeler olmuştu. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde FDF politikasına devam edilmesi halinde, bu paylar daha da gerileyecektir. Oysa tersi öngörülüyor. Ayrıca bu öngörü, kamu finansmanında sağlanacak iyileşmeye bağlanıyor. Bu koşulun sağlanması, FDF politikasının izlenildiği bir ekonomide oldukça güçtür. Çünkü böylesi bir durumda faize yer açılacak olması nedeniyle faiz dışı harcamalara gidebilecek kaynaklar azalacaktır.
Kamu yatırımlarının rasyonalizasyonu önerisi önümüzdeki dönemde kamu yatırımlarına daha az kaynak aktarılacağı  anlamına geliyor. Oysa kamu yatırımlarının hem bütçe hem de milli gelir içindeki payı oldukça düşük düzeylere gelmiştir. Anlaşılan bütçemizin yatırım vizyonundan yoksun görünümü önümüzdeki dönemde de devam edecektir.
Enflasyonla mücadele programının başarısız olduğu açık şekilde itiraf ediliyor. Kötü uygulama sonuçlarına rağmen, bu sonucu yaratan enflasyon hedeflemesi rejimine devam edileceğinin ifade edilmesi düşündürücüdür. Ayrıca, ekonomide yaşanmakta olan birçok sorunun ağırlaşmasına neden olan  yüksek faiz düşük kur politikasında bir değişiklik öngörülmemesi çok önemli bir eksikliktir.
Özelleştirmenin verimliliği sağladığı ileri sürülüyor. Oysa yapılan ampirik çalışmalar bu tespiti doğrulamıyor. İşletmelerin verimliliği ile mülkiyet yapısı arasında hiçbir ilişki bulunmuyor.  Dolayısıyla, bir işletmede kamu mülkiyetinden özel mülkiyete geçilmesinin beraberinde bir verimlilik artışı getireceğini öne sürmek bilimsel olarak mümkün değildir.
Dünya ekonomisindeki son krizle birlikte kamulaştırmaların  gündeme gelmesi ve böylece kamunun yeniden keşfedilmesi göz ardı edilmemesi gereken bir olgudur. Oysa özelleştirme tek seçenek olarak görülüyor ve bu yeni gelişim yok sayılıyor.
Devletin tekelci konumunda olduğu sektörlerde yapılan özelleştirmelerde çoğu kez devlet tekelinin özel sektör tekeline dönüşme riski vardır. Ne yazık ki, böyle bir risk doğmuştur ve bu durum sektörler belirtilerek açıkça  itiraf ediliyor.
Kamunun tamamen çekileceği alanlar özelleştirmeye gerekçe olarak gösterilen  verimliliği artırma ölçütünün gerçek ölçüt olmadığını gösteriyor. Çünkü bu alanlardaki  kamu işletmeleri hem verimli hem de çok karlı çalışıyor. Böylece bu alanlar sermayeye yeni değerlendirme alanları olarak açılıyor. Öte yandan kamu payının azaltılacağı alanlar arasında sağlık, eğitim vb sosyal nitelikli sektörler ile alt yapının yer alması, öngörülen  sosyal harcamaların milli gelirdeki payının yükseltilmesi politikasıyla çelişiyor. Bu durumda, sosyal devletin giderek güç kaybedeceği ve tasfiye olacağı açıktır.
Enerji KİT’lerin MBF mekanizmasının sonucu finansal kapasitelerinin artacağı ardından özelleştirmelerinin kolaylaşacağı ifade ediliyor. Oysa bu durum, özelleştirmelerde ileri sürülen hiçbir gerekçeyle bağdaşmıyor. Çünkü finansal kapasitesi artan bir kamu  işletmesinin özelleştirilmesinin rasyonel  hiçbir yönü bulunmuyor.
İşgücü maliyetlerinin azaltılmasında özel bir vurgu yapılıyor. Bu açıkça ücret artışlarının sınırlandırılacağı anlamına geliyor.
İşgücü piyasası ihtiyaç analizleri yapılacağına ilişkin taahhüt verilmesi aslında önemli bir itiraftır. Bu tür analizler yapılmadan her ilde üniversite açılması düşündürücüdür. Ayrıca üniversitelerin tümüyle piyasaya endeksli hale getirilmesine yönelik önerilerin yapılması üniversitelerin çağdaş niteliğiyle uyuşmuyor.
Enerjide ithalat bağımlılığının azaltılmasına öncelik verileceği vaadi gerekli ancak yeterli değildir. Enerji dışı girdilerde de ithalat bağımlılığı söz konusudur. Bu tür bir bağımlılığı azaltmaya yönelik hiçbir öneri yapılmıyor.
Primsiz ödemeler ve sosyal yardımlara ilişkin herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemesi, mevcut iane ve sadaka gibi devlet uygulamalarının önümüzdeki dönemde sürdürüleceğini gösteriyor.
Ek 1’den izlenilebileceği gibi, Türkiye’de tarımı üretimden koparan doğrudan gelir desteği tüm destekleme sistemine egemen kılınıyor. Bu düzenlemenin 2011 sonrasında yürürlülüğe girmesi öngörülüyor. Yani, AKP iktidarı sonrasında tarımı daha da kötüye götürecek bir düzenleme taahhüt ediliyor.
Ek 2’de yer alan projeler içerisinde en etkili olanları “sanayide durum tespiti amacıyla anket tasarımı, uygulanması ve değerlendirilmesi konusunda danışmanlık hizmeti alınması projesi”, “sektörlerin rekabet edebilirlik analizlerinin yapılması için danışmanlık hizmeti alınmasına ilişkin proje” ile “strateji geliştirme, uygulama, izleme ve değerlendirme sürecinin iyileştirilmesi amacıyla izleme ve değerlendirme mekanizmaları ile izleme ve değerlendirme araçlarının geliştirilmesi konusunda danışmanlık hizmeti alınması projesi”dir.Oysa, bu tür projeler ilgili Bakanlık ve DPT’nin görev alanına girmektedir.Bu projeler söz konusu resmi kuruluşların uzmanları tarafından  rahatlıkla yapılabilecek nitelikte projelerdir. Programda bu yola başvurmayıp dışarıdan danışmanlık hizmeti alması düşündürücüdür. Ayrıca bunların ağırlıklı olarak AB kaynaklı fonlarla finanse edilmek istenmesi oldukça manidardır. Oysa bu tür stratejik çalışmaların o ülkenin kendi kaynakları ve bütçesiyle yapılması daha sağlıklı ve doğru bir yaklaşımdır.  
Görülüyor ki, taslak ulusal ekonomi politikaları adına elde ne varsa hepsini tasfiye etmeyi amaçlıyor. Gerçek durum bu ise -ki öyle- o zaman programı niteleyen ulusal sözcüğünü tırnak içinde vermekten başka geriye bir seçenek kalmıyor. Zaten biz de onu yapıyoruz.
 
Prof. Dr. Aziz Konukman
GÜ İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

Son Güncelleme: Pazar, 07 Aralık 2008 07:51