İhsan Kamalak – Güçlü Demokratik Parlamenter Sistem Demokratik Siyasal Partiler İster

İktisadi, toplumsal ve siyasal alanlarda olağanüstü bir dönemden geçen Türkiye’de, sorunların çözümü için ileri sürülen önerilerin başında, “güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem geliyor. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da 25 Temmuz 2020’de yapılan 37. Olağan Kurultayı’nda “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”nde bu vaadi bir kez daha belirtti. Tartışma konusu Türkiye olunca, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem kavramını, her ne kadar birbirlerini tamamlasalar da, ikiye ayırıp ele almak gerekir: Parlamenter sistemin güçlendirilmesi/rasyonelleştirilmesi ve sistemin demokratikleştirilmesi. Parlamenter sistemin güçlendirilmesi; hükümet sistemi -yasama ve yürütme ilişkileri düzeyi ile- sınırlı olsa da, demokratikleşme hak ve özgürlüklerin korunması, yönetenlerin hukukla da denetlenmesi ve yargı bağımsızlığı anlamında hukuk devleti, sosyal devlet ve siyasal partiler gibi çok daha geniş bir alanı içerir. Hükümet sistemi -parlamenter sistem- düzeyi ile sınırlı kalmak, Türkiye’nin sorunlarının çözümünü veya çoğu sorunun tekrar etmesini engelleyemeyeceği için, sistemin bir bütün olarak demokratikleştirilmesi çerçevesinde hareket edilmelidir. Bu bağlamda, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’ni önemsemek gerekir.

Beyanname’nin sisteme ilişkin ana çizgileri

Beyanname, “öncelikle geniş bir toplumsal mutabakat sağlanacak, her türlü vesayetten uzak, darbe hukukundan arınmış, gücünü milletten alan yeni bir Anayasa yapılacak” diye başlıyor. Sistemin demokratikleştirilmesi için yeni bir anayasa ile başlamak gerekse de, yeni anayasa için Beyanname’de belirtildiği gibi toplumsal uzlaşma koşulunun Türkiye’de mevcut olmadığını düşünüyorum. Yeni bir anayasa için toplumsal uzlaşma olmadığı içindir ki, yargıdan başlayarak adım adım ilerleme üzerine uzlaşma yolu da bir seçenek olarak düşünülmelidir. Ayrıca, yazılı anayasalar sorunların ne tek nedenidir, ne de çözülmesini sağlayacak tek araçtır. Öyle olsa idi, Birleşik Krallık sorunlardan başını kaldıramazdı; iki yüzyılı aşkın bir süredir aynı federal anayasa ile yönetilen ABD ise yerinde sayardı. Anayasalar önemlidir ama her şey demek de değildir. Bu yüzden, demokrasinin geliştirilmesi için aşamalı yol da göz önüne alınmalıdır.

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde belirtilen Cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamak için partili uygulamasına son verilmesi; yasama sürecinde “uzmanların, ilgili meslek kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri”nin alınması; “kesin hesap komisyonu” başkanının muhalefetten olması; temsilde adalet için seçim barajının kaldırılması; milletvekillerini milletin seçmesi ve siyasi ahlak yasası gibi öneriler parlamenter sistemin güçlendirilmesi bağlamında ele alınabilir. Diğer taraftan Beyanname’de değinilen güçler ayrılığı ilkesi, denge ve denetim mekanizmalarının kurulması, yargı bağımsızlığı, “düşünceyi ifade, örgütlenme ve basın özgürlüklerinin koşulsuz güvence altına” alınması, yerel yönetimler bağlamında “yeni bir merkez-yerel dengesi” kurgulanması sistemin demokratikleştirilmesi bağlamında ele alınabilir. Beyanname’de, “milletin vekilini genel başkanlar değil, millet seçecektir”, “darbe hukukundan arınmış” ve “12 Eylül darbecilerinin eseri olan seçim barajı kaldırılacak” gibi genel ifadelerin varlığı zaten belirli eğilimleri ima etmektedir. Ancak hem parlamenter sistemin güçlendirilmesi hem de demokratikleştirilmesi açısından çok önemli olan siyasal partilere ilişkin düzenlemelerin gerekliliği ve önemi gözden kaçırılmamalıdır.

“Siyasal partiler ve demokrasi” ikilisi

Siyasal partilerin oluşum ve işleyişi –yani demokratikliği-, demokrasi açısından önemlidir. Demokrasi gücün halkta olduğu anlamına geliyorsa, halk adına hareket eden, halkın farklı kesimlerini temsil eden aracı kurumlar, siyasal partiler de önemli hale gelmektedir. Siyasal partiler -genel merkezler- sadece kendi seçmenlerinden değil kendi üyelerinden de koptuklarında, iktidarın işleyişi de halktan tamamen kopmaktadır; yönetim de halk için değil, yönetenler için olmaktadır.

Hükümet sistemlerinin parlamenter, başkanlık ve yarı-başkanlık olarak sınıflandırılmasında esas olarak yürütmenin göreve geliş yöntemi ile yasama ve yürütme organları arasındaki ilişkilere bakılır. Ancak siyasal partilerin işleyişinin -veya siyasal partilerin kendilerinin demokratik olmasının- hükümet sisteminin demokrasi çerçevesinde işleyişinde önemli bir unsur olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Diğer bir ifade ile yasama ve yürütme organları arasındaki ilişkinin somutlaşmasında, siyasal partiler önemli unsurdurlar. Bunlar, güçler ayrılığının demokrasiye uygun biçimde işlemesini sağlayabilecekleri gibi, onu anlamsızlaştırabilirler de. Örneğin ABD’de siyasal partilerin “gevşek disiplin” uygulaması, adayların önseçimle belirlenmesi dolayısıyla yasama organı –Kongre- ile yürütme gücü –Başkan- arasında, kilitlenmeleri minimum düzeye indirdiği gibi, başkanlık sistemlerini tanımlayıcı kriteri olarak kullanılan “katı güçler ayrılığı” işletebilmektedir. Öte taraftan parlamenter sistemin yaygın olduğu Avrupa’da, parti disiplini sayesinde hükümetler, yasama organı çoğunluğunun desteğinin sürekliliğini sağlayarak, yürütme işlevini güvenli şekilde yerine getirmektedir. Böylece, güçler arasındaki ilişki yumuşak biçimde işlemektedir. Güçler ayrılığının demokrasi için olmazsa olmaz bir ilke olması dolayısıyla, demokratikleşme bağlamında atılacak adımlar ve reformlar, siyasal partileri de içermelidir.

Türkiye demokrasisinin sorunlu olmasının arkasında yatan nedenlerden biri, 12 Eylül darbesinin ürünü olan siyasal partiler yasası ve bu yasayı değiştirmeyenlerdir. Beyanname’de belirtildiği gibi, milletvekillerini millet değil, genel başkanlar belirliyor; partilerin politikalarını üyeler, örgütler, milletvekilleri veya parti meclisleri değil, genel başkanlar belirliyor. Örgütlerin oluşumu çoğunda göstermelik. Bu yüzden de, Türkiye’deki siyasal partilerin lider sultası altında işlediği ileri sürülmektedir. Partilerin bu şekilde işlemesi, hangi hükümet sistemi olursa olsun güçler ayrılığının işleyişini çarpık hale getirmektedir. Lider sultası altında işleyen siyasal partiler, Türkiye’nin mevcut (cumhur)başkanlık sisteminde, yasama ve yürütme arasında güçler ayrılığının işlemesini engellediği gibi, önceki parlamenter sisteme göre daha da kötü bir durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu yolla, milletvekillerini belirleyen lidere karşı vekillerin elindeki güvenoyu silahı da gitmiştir. Bu noktada şu sorulabilir: Parlamenter sistemi demokratik biçimde güçlendirmek için, partilerin bu durumunu verili kabul ederek mi düzenlemeler yapılmalı? Yoksa partilerin de demokratikleştirilmesi sağlanarak mı güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem hedeflenmeli? Tereddütsüz ikinci yol tercih edilmelidir: Türkiye’de parlamenter sistemin güçlenmesi ve demokratikleştirilmesi yolunda siyasal partilerin de demokratikleştirilmesi zorunludur. Türkiye siyasal partileri demokratikleştirilmeden, parlamenter sistem güçlendirilebilse de, demokratikleşme yönünde atılacak adımlarla ancak bir arpa boyu yol gidilebilir.

Demokrasi, denetlenmeyi isteyerek kabul eden rejimdir

Demokrasi, seçimler haricinde iktidar gücünü kullananların aldıkları veya almadıkları kararların denetlenmesini ve güçlerini kötüye kullanmalarının önüne geçmek için karşı güçlerle dengelenmelerini gerektirir. Demokrasilerde seçimleri, denetim yöntemi olmaktan ziyade, halkın farklı kesimlerinin tercihlerinin / taleplerinin yansıması olarak görmek daha doğrudur. Zira seçmenlerin çoğunluğu kalıplaşmış oy verme davranışları dolayısıyla oy verdikleri partiyi pek değiştirmiyorlar. İktidarı denetleyenler, bu bağlamda oy verme tercihini seçimden seçime değiştirebilen partisiz seçmenlerdir. Dolayısıyla siyasal iktidara, seçimler dışında da hesap sorulabilme yöntemlerinin geliştirilmesi gerekir. Parlamenter sistemlerde siyasal iktidarın –hükümetin- denetlenmesi sorumluluğu, yasama organı çoğunluğu tarafından değil muhalefet tarafından yapıldığından, muhalefetin güçlendirilmesi gerekir.

Bu bağlamda, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde kesin hesap komisyonu ve başkanının muhalefet partisinden olmasına ilişkin öneri önemsenmeli ama bununla da yetinilmemelidir. İktidarın denetlenmesi bağlamında kamu denetçisinin muhalefet partileri tarafından seçilmesi yöntemi de düşünülebilir. Örneğin İngiltere’de Avam Kamarası kamu denetçiliği komisyonu başkanı muhalefet partisinden olur. İktidarın denetlenmesinde -ve parlamenter sistemi güçlendirmede- TBMM başkanının iktidar-muhalefet ilişkilerinde tarafsızlığı da önemlidir. Bu çerçevede, İngiltere’de Avam Kamarası başkanlığına ilişkin gelenek örnek alınabilir; tarafsızlığını sağlamak için hem başkanlığı hem de vekilliği ömür boyudur.

Demokrasi, seçim sistemi ve finansman

Parlamenter sistemin demokratikleştirilmesi, parlamentonun, güçlendirilmesinin yanı sıra toplumun farklı kesimlerini temsil etmesini de gerektirir. Demokrasi, halkın farklı kesimlerinin düşüncelerinin -temsilcileri aracılığıyla- dile getirilmesini sağlar. Yani temsilde adalet önemlidir. Yasama organlarının en önemli işlevi de, halkı farklılıklarıyla temsil etmesidir. Bu bağlamda, yüzde on ülke barajı sorunludur; çok yüksektir. İstikrar önemlidir ama temsil de çok önemlidir. Yüzde on ülke barajı arada denge kurmaktan çok uzaktır. Cinsiyet kotası dahil Beyanname’nin temsilde adalete ilişkin sorunlara çözüm önerileri sunması önemsenmelidir.

Secimler, seçmenlerin iradesinin olduğu gibi sandıktan çıkmasını sağlayacak biçimde işlemeli ve sonuçlanmalıdır. Bu bağlamda yeni kurallar ve kurumlar oluşturulması gerekiyor. Seçimlerin serbest ve adil yürütülmesi önemlidir. Seçimlerdeki harcamaların denetim altına alınması, farklı seslerin duyulmasının önünün açılması, yargı yanında uluslararası denetimin göz önüne alınması, il ve ilçe seçim kurullarında sivil toplum kuruluşlarının da yer alması değerlendirilmelidir. Siyasal partilerin demokratikleştirilmesi çerçevesinde, Beyanname’de dile getirilen “siyasal ahlak” önerisi önemlidir, ancak “nereden buldun?” gibi düzenlemelerle birlikte anlamlı hale gelir; yani siyasal harcama finansmanının şeffaflaştırılması ile desteklenmelidir.

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nin güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem için önemli öneriler içerdiğinin altı çizilmelidir. Ancak yeni bir anayasa için gereken toplumsal uzlaşma ortamı olmadığından, yargı gibi hem güçler ayrılığı hem de demokrasi açısından önemli alanlardan başlayarak aşamalı yol üzerinde de düşünülmelidir. Beyanname’nin hem parlamenter sistemin hem de demokrasinin işleyişinde önemli etken olan siyasal partilerin demokratikleştirilmesine de yoğunlaşması gerekir.

*İhsan KAMALAK
Kamu Yönetimi, Prof. Dr.
ihsanmersin33@gmail.com