İbrahim Kaboğlu – Demokrasi Sınavındaki Toplum

Neden devlet değil de toplum?  “Demokratik hukuk devleti” (md.2) ve “demokratik toplum” kavramları, anayasal düzende (md.2 ve 13) birbirini tamamlasa da, 16 Nisan 2017 günü oylanan 6771 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”,  devlet ve toplum ayrışmasına neden oldu. Şöyle ki; halkoylaması kampanyası, “evet” için resmileştirildi;  halk ise, “hayır”  dedi. Devlet ve toplum, hiç bir zaman bu denli ayrıştırılmamıştı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararına göre Kanun, %51,41 oyla kabul edildi Eğer bu demokratik süreç ışığında değerlendirilmez ise, kabul edilmiş olsa da, “anayasal kanun” ile kurulacak düzen, kesinlikle “anayasal demokrasi” olmaz. O nedenle, okuma,  demokratik toplum açısından yapılmalı.

I.-  DEMOS ‘U DIŞLAYAN HALKOYLAMASI

6771 sayılı Kanun ile 1982 Anayasası karşılaştırılırken, 1982’nin, geçirdiği değişiklikler yoluyla başkalaşmış olduğu; bununla birlikte, 6771 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin, 1982’nin ilk şekliyle  bile karşılaştırılabilir olmaktan uzak olduğu, çoğu zaman göz ardı edildi.

a. Değişikliklerin itici güçleri

1987’den 2010’a kadar daha çok insan hakları alanında değişikliklerin itici güçleri şunlar:

Fikirler: “Özgürlük ve iktidar” dengesizliğinin giderilmesi gerektiği yönünde Anayasa’ya baştan beri yöneltilen eleştiriler hep canlı tutuldu.

Toplum: Emekçilerin (sınıfsal), kadınların (cinsiyet) ve Kürtlerin (etnik) talepleri, çoğu zaman eylemler yoluyla da desteklendi.

Avrupa:  Avrupa Konseyi (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi) ve Avrupa Birliği (Kopenhag kriterleri) gerekleri, 1982 Anayasası’nı insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ekseninde iyileştirmek için kaldıraç işlevi gördü.

b. Kazanımlar ve uygulama

Ne var ki, kazanımların anayasal organlar için yarattığı yükümlülükler yerine getirilmedi: yasayıcı yasa yapmadı; yargı anayasal hükümleri doğrudan uygulamaya geçirmedi; yürütme ve idare, işlem ve eylemlerinde, emredici anayasal hükümleri çiğnedi.

Hukukçular ve konunun uzmanları, anayasal kazanımları yeterince işleyemedi ya da fark edemedi.

Hak ve özgürlük özneleri (yurttaşlar) ise, kazanımları,  hukuki başvuru yollarını kullanarak ve/ya eylemsel olarak yeterince sahiplenemedi.

c. OHAL’de anayasa değişikliği

İlk sorun,  15 Temmuz darbe girişimi ile anayasa arasında kurulan ilişki, ikincisi değişiklik zamanına, üçüncüsü ise anayasal kamuoyuna ilişkindir.

–  15 Temmuz’un nedeni 1982 Anayasası değil; tam tersine, Anayasa’nın sürekli ihlal edilmiş olmasıdır. Özellikle iki hükmün ihlali belirtilmeli: madde 24 (din özgürlüğü ve laiklik; dini siyasete alet etme yasağı) ve md.70 (kamu hizmetlerine girişte görevin gerektirdiği nitelikler).

Darbe girişimi Anayasa’dan kaynaklanmadığı için OHAL ortamında alelacele bir değişiklik yapma gereği de yoktu. Kaldı ki, karşılaştırmalı anayasa hukuku, OHAL vb. ortam ve koşullarda anayasa değişikliği yapılmayacağına ilişkin veriler sunmaktadır. Üstelik TBMM’nin 18 güne sıkıştırdığı değişiklikte bile, Anayasa’nın emredici usul kurallarına uyulmadı.

  Anayasa değişikliğinde, geçen yıllarda yapılan anayasa çalışmalarının ortak paydaları hiç dikkate alınmadığı gibi, değişiklik metni kapalı kapılar arkasında hazırlandı. Dahası,  değişiklikler üzerinde toplumu bilgilendirme yolları tıkandı; medyaya eşit giriş hakkı engellendi. Anayasal bilgilenme hakkı kısıtlandığı için, anayasal kamuoyu da oluşamadı.

Özetle,” yönetenler ve yönetilenler ayrışması veya halkın (demos) dışlanması, süreci sakatladı”.

II.- HUKUK VE DEMOKRASİ AYRIŞMASI

16 Nisan halkoylaması, hukuk ve demokrasi açısından nasıl okunmalı?

Hukuk, -tartışmalı da olsa- halkoylaması sonucunu ortaya koydu. 16 Nisan’a giden yolda, en çok kaygı duyulan konu sandık güvenliği ve seçim hilesi idi. Korkulan oldu ve bu teşhir edildi; ama YSK, yasaya açıkça aykırı uygulamaya onay vermiş oldu.

Hayır ve evet kampanyaları arasındaki -adeta resmi kampanyaya dönüştürülen evet lehine-  açık dengesizliğe rağmen yüzdelerin birbirine yakınlığı, “hayır lehine sonuç olarak”, demokrasi mücadelesi bakımından kayda değer.

Sonuçlar bakımından hukuk ve demokrasi ayrışması, aslında OHAL olmaksızın, böyle bir değişikliğin kotarılamayacağını gösterir. OHAL, iktidara olağan yönetim sırasında kullandığı yetkilerden daha çoğunu vermesi karşılığında hak ve özgürlükleri de sınırlama olanağı tanır.  Külliye ve Hükümet çevreleri ise,  “daha çok iktidar ve daha az özgürlük” denklemine dayanan ortam ve koşulları, 15 Temmuz darbe girişiminin bozduğu kamu düzenini sağlamak yerine, benzerine pek rastlanmayan bir “anayasa operasyonu” için kullandı.

Çünkü, taban, “anayasa ve rejim dışı” bir çözüme mesafeli idi; zira, AK Parti’ye yakın sivil toplum örgütlerince hazırlatılan anayasa metin ve raporları da, ilke olarak “rejim içi” önerileri öne çıkarmakta idi.

Sonuç olarak,  “evet” çoğunlukta, ama “meşru değil; “hayır” azınlıkta, ama “demokrasi” kazanımı.

III.-  DEMOKRASİ VE ANAYASA DİYALEKTİĞİ İÇİN…

Anayasal ve demokratik kazanımları sahiplenmek,  bir yandan anayasal düzeltim ve yenilikler için asgari eşiğin ne olduğunu ortaya koyar; öte yandan, demokratik mücadele için hukuki altyapıyı pekiştirici bir işlev görür.

a. Geriye götürülmezlik ilkesi

Yasal düzenlemeler, Anayasa’nın, uygulamalar  ise, her ikisinin ve genel olarak insan hakları kazanımlarının  gerisinde… Bu nedenle, birikimleri fark etmek önemli. İnsan hakları hukuku ilkeleri, anayasa metnini aşan bir yelpazeyi kapsamına alır. Bunlar, tarihsel boyutuyla, ulusal ve uluslararası insan hakları belgeleri ışığında, mahkeme kararları bütününde, fikri tartışma ve eylemsel mücadele birikimiyle değerlendirilmeli; kazanımlar bakımından “geriye götürülmezlik ilkesi” öne çıkarılmalı.

Bu ilke, Anayasayı yenileme veya düzeltme çalışmasında,  gerisine düşülemeyecek başlangıç eşiğini belirler.

 b. Anayasa tasarımı için çifte sivil emek

Anayasa çalışması, öncelikle, “sivil anayasa emeği”  olarak adlandırdığım anayasa metin ve raporlarını dikkate almalı. Geçen yıllarda çok sayıda sivil toplum ve demokratik kitle örgütü, kapsamlı anayasa metinleri ve raporları yazdı: dernekler, sendikalar, vakıflar, barolar ve odalar.  Bunların ortak paydalarını belirleme çalışmaları bile yapıldı. Bunlar değerlendirilmeli.

Sonra, 16 Nisan’a giden yolda oluşan sivil girişimler ağı üzerinde çalışılmalı. Bu sivil emeğin bileşenleri de, çalışma paydaşları olarak görülmeli.

Nihayet, geçmişte yapılan anayasa çalışmaları ile 16 Nisan öncesi yeşeren anayasa duyarlılığı arasında “buluşma zeminleri” yaratılmalı.   Ülkesel alan olarak elden geldiğince geniş mekana yayılması gereken bu arayış, -TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu (2011-13) metni da dahil olmak üzere- siyasal eklemlenmelere açık olmalı…

c. Siyasal münavebe yolunu açmak için…

“Çifte sivil emek” örgüsünde somutlaşan anayasal girişim, “demokratik mücadele için itici güç, çerçeve ve hedef belirleme” olarak görülebilir.  2019 hedefi, siyasal çoğunluğu elde ederek demokratik anayasal düzene dönüş olarak belirlenmeli; başka bir deyişle, iktidar mücadelesi, “geçiş döneminde anayasal ve siyasal kaosa izin vermemek ve 2019 sonrasında demokratik anayasa hazırlamak” çifte hedefinde yürütülmeli.

Demokrasiye yabancı bir  “geçiş dönemi” (2017-19) operasyonuna izin verilmemeli.  Çünkü, böyle bir süreç, (1982 Anayasası ve müstakbel anayasal düzen arasında zorlama ve çatışmalara açık geçiş dönemi hükümleri)  “anayasal ve siyasal kaos” tehlikesini beraberinde getirecek.  Kaosu -hatta olası ciddi iç kargaşayı- önlemenin başlıca yolu, “demokrasi-anayasa diyalektiği”nden geçmekte.

Bunun için, şu üç aşamalı çalışma yapılmalı:

Yürürlükteki Anayasal kazanımları sahiplenmek ve bunlardan yararlanmak: Bütün toplumu ilgilendiren husus.

Yürürlüğe girecek olan metni, çelişkilerini ve olası sakıncalarını sistematik ve sürekli bir biçimde halka anlatmak: 16 Nisan’da “evet” oyunun bir kısmı, kişi için (plebisiter halkoylaması) kullanıldıysa da, bir kısmı da, değişiklik içeriğinden bilgilenme eksikliğinden.

Siyasal münavebe (el değiştirme) için alternatif hareket ve örgütleri oluşturma faaliyetleri ile anayasa tasarımı, tümüyle birbirinden kopuk olmayan ayrı girişim ve düzlemlerde yürütülmeli. Ortak hedef şu olmalı: “iktidarı,  demokratik bir anayasa için talep ediyoruz”.

Bütün bunlar, “bilgi temelinde” yapılmalı:

-Önce, yakın geçmişin olumsuzlukları-ve bunların “toplum mühendisliği” hedefinde kullanılan araçlar olduğu-  tuzağına düşülmemeli:   Anayasanın iktidar eylemleri için araçsallaştırılması, anayasasızlaştırma, istismarcı anayasa girişimi ve yöntemi, anayasa fetişizmi (tapınması); halkoylamasında, hayır’ı ötekileştiren söylem ve uygulamalar…

-Sonra,  ikna edici ve gerçekçi, paylaşımcı ve katılımcı seçenekler üzerinde çalışılmalı: Bu konularda, eklemlenme yol ve yöntemleri geliştirilerek, anayasa sorununun bir kişiye indirgenemeyecek bir toplumsal proje olduğu gerçeği, sürekli işlenmeli.

-Nihayet,  “insan haklarına dayanan demokratik hukuk devleti “, hem bir kazanım eşiği hem de bir hedef olarak, anayasa tasarımının ekseni olarak kabul edilmeli.

Sonuç olarak;  olağanüstü ortam ve koşullarda, Anayasal zorlamalar eşliğinde oylatılan 6771 sayılı Kanun için yürütülen Devlet destekli evet kampanyası, bir eksiği ve fazlasıyla %50  “hassas dengesi” ile sonuçlanmış bulunuyor. Bu denge, demokratik açıdan “hayır” lehine.   Toplumsal ve siyasal arayışlar, “hukuk ve liyakat” ekseninde ve birbirine eklemlenmiş etkinlikler şeklinde yürütülebildiği öçlüde,  anayasal demokrasi ereğinde siyasal el değiştirme yolunu açma olasılığı yükselir. Türkiye toplumu demokrasi sınavında…

*Anayasa Hukuku Profesörü
ibrahimkaboglu@yahoo.fr

Bir Cevap Yazın