Funda Lena – Türkiye’de Sinema Endüstrisinin Oligopolistik Yapısı

Türk sinemasının ilk örneği olarak, 1914 yılında Fuat Uzkınay tarafından çekilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” adlı belgeselin kabul edilir. Dolayısıyla Türk sineması, 100 yılı aşkın süredir çeşitli aşamalardan geçmiştir. 1950’lere kadar yılda ortalama yalnızca 1 filmin üretildiği sinema endüstrisinde 1950’lerden itibaren uygulanan vergi indirimlerinin ve köyden kente göçün yarattığı talep artışı, teknolojik gelişmelerin film yapım masraflarını düşürmesi gibi etkenlerle, üretilen film sayısı birdenbire yükselmeye başlamış; “Türk sinemasının altın çağı” olarak nitelenen 1970’lere gelindiğinde yerli film endüstrimiz yılda ortalama 235 film üreten büyük bir sektör haline gelmiştir.

Türkiye sinema endüstrisinin son yarım yüzyıllık gelişimi

1973’te yaşanan petrol krizinin sonraki yıllardaki ekonomik etkileri ve 1980’lere doğru ülkenin içine düştüğü politik konjonktür gibi nedenlerle o zamana kadar sinemanın ana izleyici kitlesi olan orta sınıf aileler daha güvenli ve daha ucuz bir eğlence aracı olan televizyona yönelmeye başlamışlardır. Neticede, 1970’lerde Türk filmleri için yılda ortalama 247 milyon bilet kesiliyorken bu rakam 1980’lerde 50 milyon, 1990’larda 10 milyon düzeylerine kadar düşmüştür[1].

1990’larda yerli film endüstrisini olumsuz etkileyen gelişmelerden bir diğeri, yapılan yabancı sermaye düzenlemeleriyle ilişkin değişiklikler neticesinde Warner Bros (WB) ve United International Pictures (UIP) gibi yabancı dağıtımcıların yerli aracılara ihtiyaç duymaksızın Türkiye piyasasına girebilir hale gelmeleri olmuştur. 1993’te Türkiye’de vizyona giren 154 filmden yalnızca 11 tanesi (%7) yerli, geri kalanı ABD yapımı filmler olmuştur[2].

2000’lerde sinema sektörüne yönelik olarak –yeniden- verilmeye başlanan kamu desteği neticesinde yerli film endüstrimiz 2004’ten itibaren bir yeniden doğuş dönemine girmiştir. Kümülatif olarak bakıldığında 2005’ten beri üretilen Türk filmlerinin aşağı yukarı %50’si kamu desteği alarak üretilmiştir. Öte yandan, 2000’lerin sonundan itibaren sektördeki karlılıkların artması ve film yapım şirketlerinin önemli bir bölümünün aynı zamanda televizyon için de iş yapan -dolayısıyla finansal olarak daha güçlü- şirketler olması sonucunda giderek daha fazla sayıda film devlet desteği almadan üretilmeye başlanmıştır. Televizyon ile sinema arasında kurulmaya başlayan bu bağ, son yıllarda sinemadaki “star kültü” etkisini de artırmış, TV aracılığıyla popülarite kazanan starların oynadığı filmler diğerlerine oranla daha fazla seyirci çekmeye başlamışlardır. İşte tam da bu popüler kültür etkisi neticesinde, Türk sinema endüstrisinde 1990’larda ABD filmleri lehine oluşan oligopolistik[3] yapının yerini 2000’lerde kendi içinde oligopolleşmiş bir yerli film endüstrisi almaya başlamıştır.

Türk sinema endüstrisindeki yerli-yabancı film ayrımı ile yerli filmlerin kendi arasındaki talep dağılımını daha iyi anlayabilmek için son 10-12 yılın istatistiklerine[4] göz atmakta fayda var.

Son yılların talep dağılımı

2004 yılında üretilen toplam yerli film sayısı 28 iken bu sayı 2011 yılında 75’e kadar çıkmış; 2012’de ufak bir gerilemeyle 60’a düştükten sonra, o tarihten itibaren daha yüksek bir artış ivmesi yakalayarak, 2011 yılında 144’e ulaşmıştır. Türk filmlerine yönelik izleyici talebi son yıllarda yabancı film talebine oranla hep daha yüksek olmuş –ve 2012 yılı hariç- 2013 yılından sonra yerli filmlere olan talep yabancı film talebinin 1,5 katı dolaylarına kadar çıkmıştır.

Yerli ve yabancı filmlerin toplam gişe rakamları 2005 yılında 27,8 milyondan 2014 yılında 61,2 milyona kadar çıkmış, 2015 ve 2016 yıllarında sırasıyla 60 milyon ve 58 milyona geriledikten sonra 2017 yılında tekrar kayda değer bir artış göstermiş ve 71,2 milyona ulaşmıştır. Bu tepe rakamın %57’sini (yani 40,3 milyonunu) yerli filmler için kesilen biletler oluşturmuştur.

Türkiye’de sinema sektörüne dair en çarpıcı veri, vizyonda olan filmlerin yalnızca küçük bir bölümünün gişe hasılatından aslan payını almasıdır. Bu durum, sinema sektörüne dair düzenli ve detaylı veri tutulmaya başlandığı 2005 yılından itibaren değişmemiş, hatta yıllar ilerledikçe daha vahim noktalara ulaşmıştır.

2007 yılında vizyonda olan toplam 69 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 7 film), toplam yerli gişe hasılatının %60’ını;

2008 yılında vizyonda olan toplam 80 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 8 film), toplam yerli gişe hasılatının %72’sini;

2009 yılında vizyonda olan toplam 104 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 10 film), toplam yerli gişe hasılatının %75’ini;

2010 yılında vizyonda olan toplam 118 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 12 film), toplam yerli gişe hasılatının %86’sını;

2011 yılında vizyonda olan toplam 122 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 12 film), toplam yerli gişe hasılatının %81’ini;

2012 yılında vizyonda olan toplam 110 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 11 film), toplam yerli gişe hasılatının %86’sını;

2013 yılında vizyonda olan toplam 145 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 15 film), toplam yerli gişe hasılatının %84’ünü;

2014 yılında vizyonda olan toplam 168 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 17 film), toplam yerli gişe hasılatının %85’ini;

2015 yılında vizyonda olan toplam 181 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 18 film), toplam yerli gişe hasılatının %74’ünü;

2016 yılında vizyonda olan toplam 175 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 18 film), toplam yerli gişe hasılatının %76’sını;

2017 yılında vizyonda olan toplam 185 Türk filminin en çok izlenen %10’u (yani ilk 19 film), toplam yerli gişe hasılatının %77’sini

elde etmiştir.

Rakamlardan görüldüğü gibi sinema sektörümüzde her yıl üretilen onlarca filmden yalnızca birkaçı kayda değer gişe başarıları elde ederken diğerleri yeterli sayıda seyirciye ulaşamamakta, hatta birçok film, yapım giderlerini bile karşılayacak hasılatı toplayamamaktadır. Bu durumun en önemli nedeni yukarıda sözünü ettiğim “star” etkisidir. Gişe sıralamasında başı çeken filmlerin hemen hepsi, TV başta olmak üzere ana akım medya sayesinde toplumun geneli tarafından bilinen ve sevilen oyuncuların yer aldığı filmlerdir. Bunun yanında -ve bununla bağlantılı olarak- güçlü yapım şirketleri ve güçlü dağıtım şirketlerinin yine güçlü sinema salonu zincirleriyle olan ilişkileri dolayısıyla bu şirketler tarafından üretilen ve dağıtılan filmlerin daha çok sayıda sinema salonunda gösterim şansı doğmaktadır. Söz konusu güçlü şirketlerin tanıtıma ayırdıkları bütçelerin de hayli yüksek olması, sektördeki büyük oyuncularla küçükler arasındaki makasının iyice açılmasının bir başka nedenidir.

Veriler 1989’dan bu yana kümülatif olarak incelendiğinde en çok gişe yapan filmlerin şu şekilde sıralandığı görülmektedir:

  1. Recep İvedik 5 (7.437.050 gişe)
  2. Recep İvedik 4 (7.369.098 gişe)
  3. Düğün Dernek (6.980.070 gişe)
  4. Fetih 1453 (6.572.618 gişe)
  5. Düğün Dernek 2: Sünnet (6.073.364 gişe)
  6. Ayla (5.356.719 gişe)
  7. Recep İvedik 2 (4.333.144 gişe)
  8. Recep İvedik (4.301.693 gişe)
  9. Kurtlar Vadisi: Irak (4.256.567 gişe)
  10. O.R.A (4.001.711 gişe)
  11. Eyvah Eyvah 2 (3.947.988 gişe)
  12. CM101MMXI Fundamentals (3.842.535 gişe)
  13. Babam ve Oğlum (3.839.883 gişe)
  14. Mucize 2015 (3.737.605 gişe)
  15. R.O.G (3.707.086 gişe)
  16. Aile Arasında[5] (3.625.082 gişe)
  17. Dağ 2 (3.597.242 gişe)
  18. New York’ta Beş Minare ( 3.474.495 gişe)
  19. Eyvah Eyvah 3 (3.414.212 gişe)
  20. Recep İvedik 3 (3.326.084 gişe)

Talebi dengelemek için tüketicinin vizyonunu genişletme

Yukarıda sıralanan filmlerin tamamı, magazine dönük yönüyle dikkat çeken veya TV dizilerinde haftalarca boy göstererek şöhret kazanmış oyuncuların başrollerde oynadığı ve/veya TV reklamları, billboardlar, dijital reklamlar gibi birçok tanıtım aracını çokça kullanarak izleyicinin ilgisini çekmeyi başarmış filmlerdir. Tür olarak da hafif komedilerin ağır bastığı görülmektedir. Bu filmlerin dışında, üretilip piyasaya sürülen birçok farklı tarzda, birçok farklı yetenekli yönetmenin, senaristin ve oyuncunun emeğinin eseri olan onlarca film -uluslararası önemli festivallerde ödüle layık görülen filmler de dahil-, bizler isimlerini bile duymadan az sayıda salonda kısacık sürelerle vizyonda kalıp rafa kalkmaktadır. Bu durum, sinema sektöründe üretim tarafında var olan sanatsal çeşitliliğin tüketim tarafına yansımaması, dolayısıyla izleyici beğenisinin dar kalıplara hapsolması anlamına gelmektedir.

Türk sinemasındaki güç dengelerinin -daha doğrusu dengesizliklerinin- yarattığı bu olumsuz sonucu aşmak için izlenebilecek yollar arasında sinema sektörüne kamu tarafından verilen destek sistematiğinin değiştirilmesi ve ayrıca ek bazı düzenlemelerin yapılması sayılabilir. Kamunun desteği halen sadece yapım aşamasına yöneliktir. Fakat bir film, üretildikten sonra kendi haline bırakıldığında, dağıtım ve tanıtım aşamalarında sektörün büyükleriyle rekabet edecek gücü yoksa yeterli kitleye ulaşması neredeyse imkansızdır. Bu nedenle, yapım aşamasında verilen desteklerin boşa gitmemesi, üreticilerin desteklerden gerçek anlamda fayda sağlayabilmesi ve hepsinden önemlisi tüketicinin sinema sanatıyla ilgili vizyonuna katkı sağlanması için yapım aşamasının yanı sıra dağıtım ve tanıtım aşamalarına yönelik destekler de verilmelidir. Ayrıca, sinema salonlarının -ve özellikle zincir şirketlerin- büyük prodüksiyonlara sağladığı önceliklerin önüne geçilmesi için de, örneğin düşük bütçeli yapımlar için kota uygulaması gibi, çeşitli önlemler alınmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı düzeyinde yapılması gereken bu değişikliklerin yanı sıra yerel yönetimlerin de bu sürece katkısı önemlidir. Sinema sektörü temsilcilerinin de birçok defa dile getirdikleri gibi, yerel yönetimlere ait kültür merkezleri sinema filmi oynatılabilecek şekilde düzenlenmeli; bu merkezler özellikle küçük bütçeli filmlerin gösterimine açılmalı; yerel yönetimler ayrıca bu filmlere yönelik izleyici geliştirme çalışmaları da yürütmelidir. Hem merkezi hem yerel düzeyde bu doğrultuda bir kültür politikasının benimsenmesi ve uygulanması Türk sinemasının bir bütün olarak büyümesinin yanında sektör içi dengeli gelir dağılımının sağlanmasına ve tüketim tarafında kültürel çeşitliliğin gelişmesine de katkı sunacaktır.

*Funda Lena
Dr., Öğretim Görevlisi
İstanbul Bilgi Üniversitesi – Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü
fundalena@yahoo.com

[1] Kaynak: Kanzler (2014), The Turkish film industry. Key developments 2004 to 2013.Council of Europe.

[2] A.g.e.

[3] Oligopol, az sayıda aktörün (üretici, dağıtıcı vs.) pazar payının büyük kısmına sahip olduğu piyasa yapısına verilen addır.

[4] Tüm veriler Box Office Türkiye’den alınmıştır.

[5] Hâlâ vizyonda, burada yer alan veri 5.01.2018 itibariyle geçerlidir.

Bir Cevap Yazın