Fazıl Sağlam – Anılarda Kemali Saybaşılı

Kemali Saybaşılı, öncelikli kimliği ile bir bilim adamıdır.  Ama aynı zamanda bireyi aşan, kurumsallaştırıcı bir özelliğe sahiptir. Onu kaybettiğimiz günden bu yana, hangi koşullarda olursa olsun, her yıl onun anısına böyle bir günün düzenlenmesi, bunun somut bir kanıtlarından biridir. Onu anma toplantıları, önceleri doğal olarak üniversitede düzenleniyordu. Ama üniversite, kurumsal işlevini ve özerk yapısını yitirdi; kendisine ülkedeki egemen siyasal düzene bağlı yeni bir işlev edindi. Ama Kemali Bey’i anma geleneği, tüm güçlükleri aşarak üniversite dışında da varlığını korudu ve bir akademik şölen olmaya devam etti. Bu yıl bu etkinliği Sosyal Demokrasi Vakfı ve onun adına bu etkinliği öğrencim ve meslektaşım Ece Öztan düzenledi. Esasen Kemali Bey’i anma gününün geçen yılki organizatörlüğünü de Ece Hanım üstlenmişti.

Akademide 1980 fırtınası

Kemali Bey gibi ben de Ankara’dan göçenlerden biriyim. 1980 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (AÜ SBF) henüz yeni doçent olmuştum. Bu arada askeri yönetim devredeydi. Daha 1982 Anayasası yürürlüğe girmeden ona paralel bir YÖK düzeni geldi oturdu. Sıkıyönetim komutanlarıyla yeni YÖK düzeni elbirliği ile 1402 fırtınasını estirmeye başladılar. SBF’nin o zamanki Dekanı Cevat Geray, Yardımcıları Rona Aybay ve Kurthan Fişek; benim kürsüden Bahri Savcı ve Cem Eroğul 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na (SYK) dayanılarak gönderilen sarı zarflarla üniversiteden atıldılar. Kamuoyunun yakından tanıdığı nice seçkin bilim adamı aynı uygulamanın kurbanı oldu. Benim gibi bu uygulamaları üniversite özerkliği ile bağdaştıramayıp istifa edenler de 1403’lükler olarak anılmaya başladı.

Sonradan öğrendiğime göre Kemali Bey de aynı dönemde ve aynı nedenlerle istifasını vermiş. İstanbul’a gelince avukatlığa başladım. Arkadaşım Murat Demircioğlu o sıralarda yeni kurulmuş bulunan Yıldız teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (YTÜ İİBF) Dekanıydı. Alıştıra alıştıra -hani neredeyse bana fark ettirmeden- bu fakültede kısmi statüde derse başlamama aracı oldu. Kadrom, formasyonumla ilgisiz bir yerde, ticaret hukuku ile bağlantılı olarak işletme bölümündeydi. Yıldız’da derse başladığım sırada Kemali Bey Marmara Üniversitesi (M.Ü.) bünyesindeydi. Bir gün baktık ki Kemali Bey, M.Ü. ile anlaşmazlığa düşüp ekibiyle birlikte Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünü kurmak üzere Yıldız’a gelmiş. Bu geliş, kurumsallaşmanın ilk işaretiydi. Kısa bir sürede ekibini genç kuşak bilim insanlarıyla genişletti, değişik alanlarda uzmanlaşmış son derece uyumlu bir akademik kadro oluşturdu ve kelimenin gerçek anlamıyla örnek bir bölüm yarattı. Bu sürecin ilk aşamalarında sık sık görüşüyorduk. Bir gün kolumdan yakaladı ve senin işletme bölümünde ne işin var; senin yerin burası dedi. “Hocam; nasıl olsa aynı işi yapacağım. Şimdi Dekanı ve İşletme’deki arkadaşları kırmak istemem.” dedimse de aldırmadı ve bölüme geçmemde ısrar etti. Tabii bilen bilir. Kemali Bey bir şeyde ısrarlıysa ona karşı durmak neredeyse olanaksızdı. Üstelik söylediği de doğruydu.

Kurulan bu yeni bölümün üyelerini bir arada gösteren çok anlamlı ve renkli bir fotoğraf, Kemali Bey’in masasında bir tablo gibi dururdu. Üzerinde herkesin imzası olan bu fotoğrafı, yıllar sonra Kıbrıs’ta derse başladığımda, Aykut Polatoğlu’nun odasında görünce çok duygulanmıştım. Aykut Bey de bölümümüze Ankara’dan katılmış değerli bir bilim adamıydı. Yıldız’daki dekanlık süresini doldurunca Kıbrıs’a gitti ve Kemali Bey’in çizgisini kardeş bir fakültenin dekanı olarak orada sürdürdü.

Akademide bu kez de 20 Temmuz kasırgası

Şimdi o fotoğraf bir tarih oldu. 15 Temmuz darbe girişimi arkasından FETÖ örgütünü tasfiye etmek amacıyla ilan edilen OHAL, bu amacını aşarak, neredeyse tüm üniversitelerde özgür bilim ve düşüncenin temsilcilerini tasfiye hareketine dönüştü. Kemali Bey’in kurduğu bölüm de bu hoyrat uygulamadan nasibini aldı. 686 sayılı KHK ekindeki isimleri saydım. Bizim bölümden 14 kişi var. Yedisi bana aşina isimler.

12 Mart ve 12 Eylül dönemlerini, 1402 uygulamalarını yaşayan biriyim. O uygulamaların izleri, 1402 sayılı SYK’den bile silindi, gitti. Ama şimdi görüyoruz ki onların çok daha kabası, OHAL KHK’lerle canlandırılmış durumda. İnsanların görevlerine son verilmekle yetinilmiyor; adeta katmerli bir ceza uygulanarak pasaportları iptal ediliyor, başka iş bulma imkanları ellerinden alınıyor, Oysa 12 Eylül döneminde üniversiteden atılanların en azından üniversite dışındaki yaşamlarına karışılmamıştı. Salt üniversiteden atıldıkları gerekçesiyle pasaportlarına el konulmuyor, başka iş bulma imkanları ellerinden alınmıyordu.  Şimdi bütün bunlar, savunma bile alınmadan uygulamaya konulabiliyor. AYM, OHAL KHK’lerin denetiminden elini tamamıyla çekmiş durumda. İnsanların hakkını koruyacak etkili bir yargı düzeni kalmadı.

Ben bütün bu olanlara “Hürriyet Tuzağı” diyorum. Bu tuzağı her zaman belli aralıklarla yaşattılar bize. Şurada buna rağmen konuşup yazıyorsak, alışkanlığımızdandır; başka türlüsünü bilmediğimizden ve beceremediğimizdendir. 78 yıllık yaşamımda bunlara ve benzerlerine hep tanık oldum. Hepsi geldi geçti. Ama böylesine kaba ve hoyratını ne 12 Mart’ta ne de 12 Eylül’de gördüm. İnanın ki bunlar da geçecek. Bu inançla buradaki herkese güç ve direnç diliyorum.

Ama bir de şu var: Üniversite dışına itilmek, özgür düşünceyi yok edemiyor. OHAL KHK kurbanı olan 5 bilim insanı, OLAĞANLAŞAN OHAL başlıklı son derece nitelikli bir rapor hazırladılar bu rejimin genel tablosunu tarihe not düşer gibi gözler önüne serdiler. Bunlardan üçü bizim bölümün elemanı. Arkasından bir başka toplumsal sorunun bilimsel analizi yayımlandı: “AVM’lerin Yorgun Gençleri”. Üç yazardan ikisi bizim bölümden.  Kitabın önsözünden aynen aktarıyorum: “Türkiye çapında yüzlerce kişinin akademik/entelektüel emeğinin sıfırlanarak kurumlar nezdinde ve kamuoyunda görünmezleştirilmesi sürecini yaşadık. Bu kitabın yazarlarından biri de acımasız tasfiye sürecinden nasibini aldı.”

Yazımın başında Kemali Bey’in kurumsallaştırıcı etkisinden söz ettim ya; işte bunlar onun gözle görünür izleridir. Ve Kemali Bey bu izlerle yaşamaktadır. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

*Fazıl SAĞLAM
Anayasa Hukuku, Prof. Dr.
saglamfazil@gmail.com

Bir Cevap Yazın