Ertan Aksoy – SODEVMONİTÖR | Araştırma: Laiklik Algısı

Değerli SODEV paydaşları,

Dünya ve ülkemiz tarihte eşine az rastlanır düzeyde zor bir dönemden geçiyor. Bu dönemi hem deneyimliyor hem de ona aynı zamanda tanıklık ediyoruz. Hepimizin gündemi değişti ve çeşitli iletişim kanallarından virüse dair yeni bilgiler kovalar hale geldik. Bireysel olarak bu çabamız elbette değerli. Fakat o meşhur klişeyi doğrulayarak söylememiz gerekir ki. “hayat devam ediyor”. Bu nedenle, vakıf olarak kurumsal sorumluluklarımızı ihmal etmeden yerine getirme yükümlüğümüz de devam ediyor. Travmatik bir dönemden geçiyor olmamız, dünyadaki eşitlik, özgürlük, adalet ve barışa dair sorunları arka plana itiyor. İşte tam da bu nedenle bütün bu evrensel ilkelerimizin teminatı olan laiklik konusunu SODEV olarak ele almak istedik. Kısa bir süre önce paylaşmış olduğumuz araştırma sonuçları, kurumumuzun bu ve benzeri çalışmaları yapmasının bize ve reel siyasete katkılarını, yol göstericiliğini bir kere daha teyit etti.

Kısaca araştırmanın künyesine dair bilgi vermek isterim; Araştırma; %95 güven aralığında, %4 hata payı ile 600 örneklem üzerinden gerçekleştirildi. TÜİK’in Nuts1 tanımına uyan 12 ilde Türkiye temsili ile yapıldı. Araştırmada yaş, cinsiyet, oy verilen siyasi parti, sosyoekonomik statü ve bölge dağılımları kota olarak alındı.

Araştırma sonuçları temelde halkın çok önemli bir çoğunluğunun hala laikliğe, Batı tipi modern yaşama ve refaha ödünsüz bağlı kaldığını gösteriyor. 1980 sonrası örtük bir destekle büyütülen yeşil kuşağa; 18 yılına yaklaşan AKP iktidarının dinciliğe ve dindarlığa yaptığı ciddi yatırıma ve övgülerine; reel siyaset üzerinde kurmaya çalıştığı Siyasal İslamcı hegemonik yapıya rağmen, toplumda bu alanda ciddi bir defans hattı olduğunu araştırma sonuçlarına bakarak net biçimde görmekteyiz. Birlikte araştırma sonuçlarına bakalım.

Laiklik algısı

Araştırmaya öncelikle laikliğin nasıl algılandığını anlamaya çalışarak başladık. Bunun için de “laiklik” konusunda en çok kabul gören 4 önermeden hangisinin daha çok karşılık bulduğunu ölçtük. Verilere göre ilk sırada %69,8 ile “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” yanıtı gelmektedir. Yanıtların partilere göre dağılımı incelendiğinde özellikle AKP ve HDP tabanının diğer parti tabanlarına göre görece bir miktar daha “tüm inançlara eşit mesafe” tanımına yakın olduklarını söyleyebiliriz. Bu sorunun yanıtlarını incelediğimizde özellikle Siyasal İslamcı çevrelerin yıllardır laiklik hakkında yaptıkları kara propagandanın karşılık bulmadığını görüyoruz. Çünkü Siyasal İslamcıların temel tezlerinden biri olan “laiklik=dinsizliktir” önermesini destekleyenlerin oranı sadece %2,8 ile sınırlı kalmıştır. Yine ikinci temel argümanları olan “laikliğin inananların inancına müdahale” olduğu önermesi ise yalnızca %7,5 ile karşılık bulmuştur. Bu veriler bize bir şeyi daha ifade etmektedir: Bizim de içinde bulunduğumuz sol, sosyal demokrat mahallenin AKP seçmenine dair algısı da yanlış bir algıdır. Bizim mahallede, AKP tabanının ezici çoğunluğunun Siyasal İslamcı olduğu, AKP’ye oy vermelerinin en büyük motivasyonunun AKP’nin İslamcı bir parti olması olduğu gibi genel kabullere sahibiz. Oysaki gördüğünüz üzere, AKP tabanının toplamda sadece %16,8’i laikliği Siyasal İslam’ın tezleri üzerinden tanımlamaktadır. Geri kalan %83,2’si bizimle aynı çerçevede tarif etmektedir.  Yine önemli bir not olarak düşmek gerekmektedir ki, MHP tabanı laiklik konusunda Millet İttifakı tabanı ile çok benzer refleksler göstermektedir.

Farklı inançlar ile bir arada yaşama

En temelinde inananın inanma hakkı, inanmayanın da inanmama hakkını savunmak için var olan laiklik, tüm inançlara da hoşgörüyü gerektirmektedir. Bu nedenle toplumumuzun başka inanç grupları ile bir arada yaşamaya bakışlarını anlamaya çalıştık. Verilen yanıtlar üzerinden görüyoruz ki, toplum başka inanç gruplarına komşuluk düzeyine kadar bir ilişki geliştirmekte sorun görmemekte. Fakat ilişkiyi en üst boyuta yani evliliğe taşıma aşamasına gelindiğinde tam tersi durum söz konusu olmaktadır. Yani toplumumuzun başka inançlara bir arada yaşamaya evet yanıtının üst sınırı, şimdilik komşuluk düzeyine kadar evettir. “Şimdilik” diyorum, çünkü biz sosyal demokratlar bunun değişmesi için bugün de gelecekte de elimizden gelen tüm çabayı harcayacağız.

Laiklik tehdit altında mıdır?

Özellikle modern yaşamı özümsemiş, özgürlükleri önceleyen kesimin en önemli korku alanlarından biri, laikliğe dair kazanımları kaybetme ihtimalidir. Bu kaygı, uzun süre ülke siyasetine yön verdi ve tartışmaların ana eksenini oluşturdu. Öyle sonuçlar yarattı ki, sınıfsal olarak belki sosyal demokrat siyaseti en son destekleyecek seçmen kitlesi şu an CHP tabanının en büyük kütlesini oluşturmakta. Gündemimiz olmamakla birlikte, belirli alanlarda yaklaşık 18 yıldır aralıksız ilişki inşa edilmiş bu seçmen kitlesinin, CHP ideolojisiyle hala tam anlamıyla bütünleştirilememiş olmasını da not etmek gerekir. Konumuza dönecek olursak, belirttiğimiz bu kaygının toplumun geniş kesimlerinde olup olmadığını anlamaya çalıştık ve bunun için sizce laiklik tehdit altında mıdır diye sorduk. Verilen yanıtlara baktığımızda yaklaşık CHP tabanının büyüklüğüne aşağı yukarı denk gelen bir oranın dışında tehdit altında olduğunu ifade eden bir kitle görülmemektedir. Toplamda tehdit altında görenlerin oranı %30,1’dir.

Yine tehdit altında değildir diyenlerin dışında yanıt verenlere hangi konular açısından tehdit altında olduğunu düşünüyorsunuz diye sorduğumuzda devlet işleyişinin ilk sıralarda çıktığını görmekteyiz. Bu alanda verilen yanıtlara bakıldığında bu kaygıyı en çok taşıyanlardan birinin de AKP seçmen kesimi olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle devlet işleyişine dinci tarikatların etkin olması hiçbir parti tabanını memnun etmediği gibi, sağ seçmende de anlamlı bir rahatsızlık yaratmaktadır. 15 Temmuz süreci, sağ seçmen de dahil, tüm seçmen gruplarına devlet içinde yapılanmış dinci bir örgütlenmenin neler yapabileceğini somut olarak yaşatmıştır. Bu nedenle sosyal demokrat siyasete düşen görev, devletteki dinci kadrolaşmaya “amasız-fakatsız” itiraz etmektir. Bu itirazın yaratacağı bir oy kaybı olmayacağı gibi -olsa dahi yapılmalı- tarihi bir sorumluluk da eksiksiz olarak yerine getirilmiş olacaktır.

Laikliğin tehdit altında olduğuna dair kaygı duyanların işaret ettiği ikinci başlık ise kadınların özgürlükleridir. Üçüncü olarak da eğitimdeki laik müfredatın gerilemesi, eğitim alanındaki laikliğin gerilediğine dair ciddi kaygılara yol açmaktadır.

Nerede yaşamayı tercih ediyoruz?

Ülkemizde uzun süredir var olan bir yaşam biçimi tartışması söz konusu. Birçoğumuz da, başta Twitter olmak üzere, birçok mecrada kendimizi bu tartışmanın ortasında buluyoruz. O mecralardaki birkaç meczubun yorumundan yola çıkarak, başta AKP tabanı olmak üzere sağ seçmenin önemli bir kısmının özgürlüklerden uzak, dinci yaşamı ülkeye dayatmak istediği yanılgısına düşüyoruz. İşte bunun bir yanılgı mı gerçek mi olduğunu bilimsel bir çalışma ile anlamak için tüm seçmen gruplarına özgürlüklerin, refahın ve modern yaşamın neredeyse simgesi olan Batılı ülkeleri ve buna karşı yine ekonomik olarak görece güçlü olan ama özgürlüklerin olmadığı bazılarında ise dine dayalı bir yaşam biçiminin hakim olduğu ülkeleri sayarak hangisinde yaşamak istersiniz diye sorduk. Gelen yanıtlara baktığımızda neredeyse tüm seçmen grupları, özgürlüklerin ve modern yaşam biçimlerinin öne çıktığı ülkeleri tercih etmektedir. Görünen o ki, hükümetin uzun zamandır yatırım yaptığı o “güzel ülke” Katar’da(!) yaşamak isteyen kimseye pek rastlanmamaktadır.

Sonuç olarak; SODEV’in bu çalışması, bize devlet tarihi için kısa sayılabilecek sürede Cumhuriyet’in özgürlüğü, laikliği ve modern yaşam biçimini savunan geniş toplum kesimleri yarattığını göstermiştir. Başta kurucusu Büyük Atatürk olmak üzere aydınlarına, eğitmenlerine ve çaba harcayanlarına sonsuz teşekkür ve minnetle…

*Ertan AKSOY
SODEV Başkanı
e.aksoy@sodev.org.tr