Ertan Aksoy – Değilim Ama!

Genellikle toplumun bütünü tarafından kabul görmeyen konularda yorum yapılırken araya “değilim ama” ifadesini sıkıştırma ihtiyacı hissedilir.

Homofobik değilim ama…

Göçmen karşıtı değilim ama…

Fanatik değilim ama… 

Son dönem bu tür “ama”ları en çok duyduğumuz güncel tartışma konumuz ise Türkiye’deki Suriyeli mülteciler. Bunlar, “hukuki olarak” sığınmacı statüsündeler ama yaygın kullanım “mülteci” olduğu için, biz de, yazımızda bu terimi kullanmayı tercih edeceğiz. Özellikle öncesinde AKP’nin giderek büyüttüğü işsizlik sorunu ve ardından gelen ekonomik kriz, Suriyelileri daha fazla konuşulur hale getirdi. Birazdan rakamlarla inceleyeceğimiz bu konuda, maalesef sosyal demokrat kesimlerde bile, zaman zaman ortalama bir milliyetçinin yaklaşımına benzer ifade ve öneriler ile karşılaşır olduk. Aslında, “değilim ama” yerine “öyleyim ama” demesi gerekenler daha çok bizim mahallemizde görülür hale geldi.

Göçü yaratanlar

Hem göçmek zorunda kalanın hem de kapılarını açanın memnun kalmadığı bu göçü kimin yarattığına bakacak olursak iki önemli unsur ile karşılaşırız. Bunların biri, sürekli türlü gerekçelerle, çıkarlarını maksimize etmek için Ortadoğu’ya müdahaleyi alışkanlık haline getiren Batı İttifakı; ikincisi ise, kendisine bağlı müteahhitler sayesinde güçlü ekonomi yarattığına inanan ve bunun verdiği yapay özgüven sayesinde yeni Osmanlıcılık oynamaya kalkan AKP iktidarıdır.

Cumhuriyetin yetiştirdiği, alanında yetkin, devlet ciddiyetinin ne olduğunu bilen hariciyeci kadroları “monşerler” diye tasfiye eden AKP iktidarı dış politikayı, iç siyasette kolayca oya devşirme konforunu bir alışkanlık haline getirmiştir. Bu nedenle, kimi zaman Hollanda ile kavga edip sokaklarda portakal bıçaklatmış, kimi zaman da örtük bir işgal vaadi ile Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacaklarını iddia etmiştir. Tüm bu saçmalıkların yarattığı yönetememe sorununun bir sonucu olarak ülkemize plansız, programsız şekilde alınmış 4 milyonu aşkın Suriyeli göçmen gelmiştir. En baştan belirtmek gerekir ki, bu yanlış politikaların en büyük bedelini hala Suriyeliler ödemektedir. Ülkelerinden, evlerinden ve yaşamlarından koparılıp ülkemize ve dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmak zorunda kalan Suriyeliler şu an ayakta kalma savaşı vermektedir. Önemli bir çoğunluğu işsiz veya güvencesiz bir durumda, ucuz işgücü olarak sömürülmektedir. Küçük evlerde kalabalık nüfuslar ile yaşama tutunmaya, çocuklarını korumaya çalışmaktadır. Daha bu en temel sorunlar bile çözülemediği için, gördükleri muamele ve ayrımcı tutumlar üzerinden uğradıkları psikolojik şiddeti henüz konuşacak aşamaya gelemedik.

Kaynağını, yukarıda en yalın biçimde paylaştığımız bu göçmen konusunun sonuçlarına da kısaca değinmekte fayda var. “Türkiye toplumu Suriyelilere nasıl bakıyor?” sorusuna geniş kamuoyunca verilecek yanıtın ne olacağı ülkemizin yakın geleceğinin en önemli konularından biri. Yaklaşık iki yıl kadar önce, benim de üyesi olduğum Ekonomistler Platformu’nun bu yönde bir çalışması olmuştu. Toplumun Suriyelilere nasıl baktığını bir alan araştırması ile ölçmüştük. Bildiğiniz üzere, yapılan tüm alan araştırmaları yapıldığı tarihin fotoğrafını yansıtır. Elimizde daha güncel bir çalışma olmadığı için o günden bu yana sonuçlar nasıl değişmiştir sorusuna yanıt ararken ikincil verilerden faydalanmamız gerekecek. Örneğin o çalışmanın yapıldığı tarihte ekonomide %7 büyüme vardı. Türkiye gibi ekonomiler için olağan büyümenin %5 civarında olması gerektiğinden yola çıkarak o yıl, ortalamanın üzerinde bir büyüme olduğunun altını çizmekte fayda var. Bugün ise resesyona girmiş ve küçülmekte olan bir ekonomiye sahip olduğumuz bir iklimde, zaten olumsuz olan bakışın -birazdan inceleyeceğimiz üzere- maalesef daha da olumsuza gitmiş olduğunu tahmin etmek zor olmayacaktır.

Kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu gerçekler

Araştırma sonuçlarına bakacak olursak; “Suriyeliler Türkiye ekonomisi üzerinde sizce nasıl bir etki yaratıyor?” sorusuna yanıt verenlerin %65,7’si olumsuz etki yarattığını belirtmiştir. “Suriyeliler iş piyasasında sizce nasıl bir etki yaratıyor?” diye sorulduğunda yine benzer bir şekilde %69’u olumsuz etkilediğini ifade etmiştir. Yine %70’i “Suriyeliler daha ucuza çalışıp bizlerin işsiz kalmasına neden oluyor” diye düşünmektedir. Araştırmaya katılanların %67’si Suriyelilerin kira fiyatlarını artırdığını belirtirken, %65’i onların ülkemizde iş yeri açmasına bile karşı olduğunu dile getirmiştir. Son olarak %78’i Suriyelilerin güvenlik ve asayiş sorunu yarattığını savunurken, %51’i Suriyeliler tarafından açılmış herhangi bir işyerinden kesinlikle alışveriş yapmayacağını ifade etmektedir. Söz konusu bulguları, bir başka çalışmada gördüğüm farklı bir bulgu nüansa kavuşturmak isterim.

Özellikle muhafazakar kesimin yaşadığı, AKP’nin %70’lere varan oranda oy aldığı bir ilçede yaptığımız çalışmada bu tür benzer yanıtlar görmekle beraber iki önemli cevapla da karşılaştık. “Evet olumsuzluk yaratıyorlar ama bir arada yaşamamız gerekiyor” diye düşünenlerin hangi gerekçelerle görece daha olumlu olan düşünceye sahip olduklarını anlamaya çalıştık; altından iki neden çıktı. Bunların birincisi “biz onlar ile din kardeşiyiz”; ikincisi ise, “Reis’in (Erdoğan’ın) hatırına” yanıtında somutlaşan gerekçelerdi.

Araştırma sonuçlarının da bize gösterdiği üzere büyük bir öfkenin olduğu gerçeği ile yüzleşmek lazım. Peki bu öfkeyi yaratan nedenler neler? Tek başına bir makale konusu olmakla birlikte, en önemli nedenlerine baktığımızda, bana göre ilk sırada Anadolu topraklarına tarih boyunca ekilmiş ve Cumhuriyet sonrası da sağ iktidarlar tarafından ekilmeye devam eden milliyetçilik tohumları gelmektedir. Farklı olanın zenginlik olduğunu kabul etmek yerine, sürekli kendinden olmayanı yok etme anlayışını aşılayan bir siyaset bu toprakların genellikle baskın siyaseti olmuştur. Diğer yandan, günümüzde de ekonomik kriz, artan işsizlik, çalışan-çalışmayan herkesin satın alma gücünde ortaya çıkan düşüş milliyetçiliği hortlatmış ve Suriyelileri daha da görünür hedef haline getirmiştir.

Esas hedef, göçmen değil göçe yol açanlar olmalı

Görünen o ki bu durum, çözülemeyen yapısal ekonomik sorunlar ile birlikte artarak devam edecektir. Belki çok göze batmayan ama bana göre bunlar kadar öfkenin büyümesinin nedenleri içerisinde olan bir diğer sebep ise sosyal medyadır. İnsanların artık hastalık boyutunda etkileşim arayışı içerisinde olduğu sosyal medya mecralarında uç gözlemlerin paylaşım oranı tam da erişimi yükseltebilmek için artmaktadır. Mesela ülkemizde kendi inancını yaşayan, başkasının yaşamına müdahale etmek gibi bir arayışı olmayan milyonlarca samimi inançlı insan varken sosyal medyada bunları göremezsiniz. Peki bunun yerine neyi görürsünüz? Korkuyu ve kaygıyı daha fazla büyüten, dolayısıyla etkileşimi daha fazla artıracak olan “ya kadınları eve kapatın” diyen ya da çocuk gelinleri onaylayan şarlatan meczupları görürsünüz. Farkında olmadan sanılır ki bütün muhafazakarlar aynı görüşte. İşte bu durum, Suriyeliler için de geçerli. Bir bakıyorsunuz Suriyeliler ile yerel halk arasında kavga çıkmış ve iki taraf da kesici, delici aletler ile birbirine saldırıyor. Bu görüntüler karşımıza o kadar çok çıkıyor ki, Suriyeliler’in yerel halkı neredeyse sabah akşam her yerde bıçakladığını sanıyoruz. Oysa ki emniyetin açıkladığı rakamlara baktığımızda Suriyeliler’in suça karışma oranı yerel halka göre çok çok daha düşük oranda.

Karşı karşıya olduğumuz tüm bu olumsuz tablo bize, yani sola ve sosyal demokrasiye inananlara büyük sorumluluk yüklemektedir. Sabahtan akşama kısa sürede yükselen milliyetçilik rüzgarlarına kapılmadan, sosyal medyanın ve seçmenin bizden duymak istediği popülist söylemleri şiddetle reddetmeliyiz. Bizim sağ siyasetten önemli bir farkımız var. Siyasetimizin merkezinde vicdan ve inandığımız evrensel sol değerler vardır. Bu nedenle biz, göçmek zorunda kalmış göçmenle değil göçü yaratan siyaset ile mücadele etmeliyiz.

*Ertan AKSOY
SODEV Başkanı
e.aksoy@sodev.org.tr