Ercan Karakaş – Ekim Devrimi’nin 100. Yılı

7-8 Kasım 1917 tarihlerinde gerçekleşen (Miladi 25-26 Ekim) Rus Ekim Devrimi 100 yaşında. Bu vesileyle birçok ülkede ve bizde anma etkinlikleri düzenlendi. Çeşitli ülkelerden sosyalistler Moskova’da toplanarak 100 yılı meydanlarda ve sokaklarda kutladılar. Sol yayınevleri son 100 yılı irdeleyen çok sayıda kitap yayımladılar. Sol gazete ve dergilerde konunun uzmanları Ekim Devriminin ve sosyalizmin geleceği konusunda yazılar, makaleler yazdılar.

Bütün bunlar, 100 yıl önce gerçekleşen Ekim Devrimi’nin dünya tarihinde oynadığı rol, yarattığı umut ve yapılan kimi yanlışlara ışık tutan değerlendirmelerdi. 100. yılın kapsamlı bir biçimde ele alınması, sömürüsüz baskısız bir düzen özleminin bugün de canlı olmasının göstergesiydi.

Ekim Devrimi, tıpkı Fransız Devrimi gibi insanlarda umut yaratan büyük bir tarihi olaydı. Fransız Devriminin özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkelerinin yaşama geçirilmesi için tarihi bir adım olarak değerlendirildi. Tüm dünya solu ve emekçileri tarafından heycanla takip edildi.

Ancak, sosyalist bir toplum yaratma hedefiyle başlayan bu süreç, 74 yıl sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 1991 de dağılmasıyla son buldu. Bu sürede umut ve umutsuzluklar, demokratik denemeler ve otoriter tutumlar, ileriye gidişler ve gerilemeler bir arada yaşandı.

Siyaset dünyası, özellikle de sol dünya, yıllardır Ekim Devrimi’nin hedef açısından neden başarısız olduğunu, yaşanan yanlışların nereden kaynaklandığını tartışıyor. Geleceğin sosyalizmi için bu deneyden çıkarılacak derslerin saptanmasına çalışılıyor.

Ekim Devrimi’nin getirdikleri

Bir çok siyaset bilimcinin de vurguladığı gibi, Ekim Devrimi siyasi bakımdan 20. yüzyılın dönüm noktasıydı. Dünyada o güne kadar geçerli olan politik güçler dengesini tamamen değiştirdi.

2. Dünya Savaşı sonrasında başlayan ve 50 yıl devam eden soğuk savaş dönemi başlamış oldu. Bu süreçte dünya politikasında SSCB’de söz sahibi oldu. Yeni bir denge politikası oluştu. SSCB dünya çapında iktidar politikalarının, ideolojik ve ekonomik düzenin belirlenmesinde etki sahibi oldu.

Bu yeni paradigmanın ortaya çıkmasıyla SSCB’nın desteği, 3. Dünya ülkelerindeki antikolonyal ve antiemperiyalist bağımsızlık mücadeleler hız kazandı ve başarılı oldu. SSCB bu sürede dünyanın üçte birini etkiler hale geldi.

Reel sosyalizmin etkinliği, dolaylı olarak, Avrupa’da, çalışanların refah düzeyinin ve sosyal güvenliğin artmasına, bu yolla refah devletin güçlenmesine de katkı sağladı.

1917 Ekim Devrimi ile kurulan SSCB, 1922’ye kadar bir iç savaş yaşamasına karşın, dostumuz Yakup Kepenek’in Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde yazdığı gibi Ekim Devrimi Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na doğrudan ve dolaylı olarak destek verdi; Doğu Cephesinin güvenli kılınması SSCB’nin büyük miktarda silah ve para yardımı ile tamamlandı.

Ekim Devriminin yoldan çıkması

“Bütün İktidar Sovyetlere” şiarı ile yola çıkan Ekim Devrimi Bolşeviklerin öncülüğünde yapıldı. Solun diğer unsurları da bu şiar ile Devrimi destekledi. Bolşevik Partisi 1918’de Komunist Partisi adını aldı. 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği –SSCB- adıyla konfederal bir devlet yapısı oluşturuldu.

Yeni kurulan devletin tek hakimi KP oldu. Planlı ekonomiye geçilince de rejim “komünist” olarak adlandırıldı. Süreç içerisinde Sovyetler –şuralar- etkisiz hale getirildi. Devlet ve parti bürokrasisi belirleyici olmaya başladı. Bu politikalara eleştirel yaklaşan parti yöneticileri tasfiye edildi ve ağır biçimde cezalandırıldı. Diğer yandan KP dışındaki bütün siyasi oluşumlar, grupla yasaklandı. Aynı şekilde sivil toplum da yok edildi, Stalin’in iktidara gelmesiyle, bütün gücün ve iktidarın partide toplanması, bürokratik yönetimin hesap sorulamaz hale getirilmesi trajik gelişmelere neden oldu. Despotik ve baskıcı yöntemleri topluma kabul ettirildi. Stalin, tutulan yola karşı çıkan herkesi susturdu, cezalandırdı, çalışma kamplarına gönderdi, idam ettirdi. Sosyalist düşüncenin özünden kopmak anlamına gelen bu uygulamalar toplumda büyük korku yarattı. İnsanlar sosyalist dünya görüşünde amaç iken, Stalinizmde araç haline dönüştürüldüler. Böylece Ekim Devrimi’nin yarattığı umutlar tamamen ortadan kalktı. Stalin sonrasında da durum pek değişmedi. Sonuçta SSCB Stalin’in ölümünden yaklaşık 40 yıl sonra 1991 yılında tamamen dağıldı.

Böylece dünyanın ilk sosyalizm denemesi 74 yıla rağmen, özgür ve eşit bir toplum yaratamadan tarih sahnesinden silindi. Ernest Mandel gibi bir çok sosyalist kuramcı, bu yok oluşu sosyalizmin değil esas olarak onun uygulanmasının bir sonucu olduğunu savundu.

İtalyan felsefeci Norberto Bobbio ise başka bir dünyanın halen mümkün olduğunu şöyle açıklıyor; “Eğer sol hala daha eşit ve daha yaşanabilir bir dünya için mücadele olarak anlaşılıyorsa, önümüzde uzanan yol hala çok uzundur, çünkü kimi zaman övülen kimi zaman da kınanan küreselleşme çağı ile ufkumuz, ülkemiz sınırlarının ötesinde genişlemektedir. Her ne kadar kışkırtıcı olsa da, solun geleceğine ilişkin olarak insanlığın tarihin sonuna varmadığı, tam tersi, belki de başında olduğu fikrini söylemeye cesaret ediyorum.”

Evet bizce de öyle. SSCB dağıldıktan sonra aceleyle tarihin sonunu ilan edenler, sosyalizmin öldüğünü sosyal demokrasinin de işlevini yitirdiğini ilan ettiler. Ama yanıldılar. 1991’den beri yaşananlar, bunun böyle olmadığını liberal kapitalizmin 2008’den sonra bir kez daha görüldüğü gibi kriz içerisinde olduğunu, kapitalist küreselleşmenin ise yeryüzünde var olan servet ve gelir eşitsizliklerini daha da büyüttüğünü gösteriyor. Silahlanma ve vesayet savaşları ise büyük trajedilere neden oluyor. Bu karmaşanın bu şekilde devam etmesi zor.

Kapitalizmin dünyası insanoğlu için refah, adalet, güvenlik ve mutluluk sağlayamıyor. Yaşanan bunca tecrübeden sonar yapılması gereken şey, özgürlüklerin, dayanışmanın, eşitliğin, katılımcı demokrasinin ve barışın hakim olacağı başka bir dünya için mücadeleyi yükseltmek olmalıdır.

*Ercan KARAKAŞ
SODEV Onursal Başkanı
ercan.karakas@hotmail.com

Bir Cevap Yazın