Ercan Karakaş – AKP Hükümeti’nin Demokratikleşme Paketleri

karakas

 

 

 

 

 

AKP hükümeti kısa bir süre öncesine kadar Türkiye’de “ileri demokrasi”ye geçildiğini öne sürmekteydi. Tabii bunun gerçekle bir ilgisi yoktu. Nitekim, uluslararası değerlendirme kuruluşları Türkiye’deki demokrasiyi “ikinci sınıf” ya da “hibrit demokrasi” kategorisinde göstermekteler. 2013’te de durum değişmiş değil.

Gerçekten de AKP Hükümeti; ifade özgürlüğü, gösteri hakkı, basın özgürlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, güçler ayrılığı gibi demokrasinin olmazsa olmaz ilkeleri yok saymayı sürdürüyor. Taksim Gezi eylemlerine karşı hükümetin son derece gaddar tutumunun bir kez daha gösterdiği gibi Türkiye’de ifade ve gösteri özgürlüğü gibi özgürlükler büyük baskı altındadır. Aynı şekilde, demokrasinin çoğulculuk ilkesiyle bağdaşmayan bir anlayışla, bireylerin özel yaşamına müdahalelerde bulunulması da AKP hükümetinin demokrasiyi içselleştiremediğini gösteriyor.

Demokratikleşme paketleri göstermelik

Türkiye “hukuk düzeni”, “ceza adaleti” ve de “asayiş ve güvenlik” bakımından da en alt sıralarda. AKP Hükümeti ise bildiğini okuyor ve çoğunlukçu bir anlayışla, demokrasiyi dört yılda bir yapılan seçimlere indirgiyor ve “%50 oyum var, her istediğimi yaparım” diyor. Arada da -iç ve dış dinamiklerden gelen itirazlardan olsa gerek- yeni “demokratikleşme paketleri” açıklıyor. Ancak “yargı”, “demokratikleşme” vb. adlarla sunulan bu paketler demokrasinin gelişmesini sağlamıyor.

Bunun nedeni paketlerin, demokrasinin asıl eksikliklerine gidermeye yönelik olmaktan uzak, göstermelik ve yasak savmak kabilinden hazırlanmış olmalarıdır. Esasen bir taraftan demokratikleşme paketi övgüsü yaparken, diğer taraftan üniversite öğrencilerinin kızlı erkekli aynı evde kalmalarını “gayrimeşru” ilan ederek çoğulcu demokrasinin olmazsa olmazlarından olan özel yaşam hakkına açıkça müdahalede bulunan bir anlayıştan özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasi beklemek boşunadır.

Toplumun tartışmasına sunulmadan, kapalı kapılar ardında hazırlanan son paket bunun en yeni kanıtıdır. Paket temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olarak hazırlanmamış. Bu bağlamda ceza ve terörle mücadele yasaları, basın yasası, tutuklu milletvekilleri sorunu, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması gibi yaşamsal konular es geçilmiş. Gösteri yürüyüşlerine ilişkin öneriler vb ise gerçekten göz boyamadan ibaret. Kısacası bu haliyle bu paket özgürlüklerin genişletilmesini ve demokrasinin derinleşmesini bekleyen hiçbir kesimi tatmin etmez. Barış sürecine de bir katkı sağlamaz. Türkiye’nin ihtiyacı olan; çoğulcu, özgürlükçü demokrasi ve iç barış için cesur adımlardır.

Seçim sistemine yönelik öneriler

Demokratikleşme paketindeki seçim yasası ile ilgili önerilere gelince; bu, tam bir “kırk katır mı kırk satır mı” anlayışının ifadesidir. Diğerleri gibi göstermeliktir. Çözüm diye çözümsüzlük önerilmektedir. Türkiye’de siyasi yaşamın tüm yasalarının tümünün köklü biçimde ele alınması, demokratikleştirilmesi gerekir. Bu; üretken, saydam, halka dayalı bir siyaset için zorunluluktur. Bu çerçevede 12 Eylül ürünü olan son derece kısıtlayıcı Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası’nın demokratikleştirilmesi de yetmez. Dokunulmazlık, siyasetin finansmanı, siyasi etik yasası gibi yasaların da bir bütün olarak ele alınması gerekir. Aynı şekilde Türkiye’de artık genel ve yerel seçimlerde cinsiyet kotası uygulamasına geçilmesi de önemlidir. Çünkü toplumun yarısının yeterli şekilde temsil edilememesi sorunu, ancak bu yolla çözülebilir.

Sözde “reformcu” AKP Hükümeti 11 yıldır siyasi alandaki reform ihtiyacını, bilerek ve isteyerek görmezden gelmektedir. Çünkü AKP, başörtüsü meselesinde de olduğu gibi, kendine demokrattır. Herkes için özgürlük, herkes için demokrasi hedefi yoktur.

Paketin seçim yasasındaki değişiklik önerisine dönecek olursak iki şeyi öneriyor; seçim barajının % 5’e çekilerek seçim bölgelerinin 5 milletvekili ile sınırlamak ya da barajı kaldırıp İngiltere’de olduğu gibi dar bölge sistemine geçmek. Bu önerilere bir de ültimatom eklenmiş, “bu iki öneriyi de kabul etmezseniz mevcut % 10’luk sistemi aynen devam ettiririz” deniyor.

Böylece Türkiye’ye uygun olabilecek diğer alternatif seçim sistemlerinin önerilmesi ve tartışılması da engellenmek isteniyor. Oysa demokrasilerde seçim sistemi anayasa kadar önemlidir. “Adaletli bir temsilin sağlanması, siyasal iktidarın paylaşımı, halkın siyasete katılımı ve siyasal sistemin meşruiyeti açısından” seçim ve seçim sistemleri en önemli konuların başında gelmektedir. O nedenle de, geniş katılımlı açık tartışmalar yoluyla oluşturulmak zorundadır.

AKP Hükümeti ne yapıyor? Buyurun size iki öneri, ya bunlardan birini kabul edersiniz ya da mevcut sistem devam eder demektedir. AKP Hükümeti’nin iki önerisine bakıldığında önerilerin AKP’nin bugünkü oylarıyla 30 kadar daha çok milletvekili çıkarmasına yönelik olduğu görülüyor. Geçmişte Özal’ın da yaptığı gibi, anlaşılan AKP Hükümeti de seçim bölgesine yönelik önerisini elde hesap makinesiyle hazırlamış. Öneride lider sultasının kaynağı olan ve yürütmenin yasamayı vesayet altında tutmasının aracı olan şeye, yani milletvekillerinin liderler tarafından belirlenmesine hiç değinilmemiş. Oysa parti üyelerinin milletvekili adaylarının belirlenmesinde hiçbir rolü olmaması ve seçmenlerin liderlerin hazırladığı listeleri hiçbir değişiklik yapmadan onaylamak zorunda kalmalarını demokrasi ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Yapılması gereken

Seçimlere kısa bir süre kala bugün yapılması gereken şey, barajı en fazla %5 ile sınırlayarak önseçim ve seçmene tercih hakkı getiren ve de belki üç büyük şehirde seçim bölgelerini 10 kadar milletvekili ile sınırlayan bir sistemde uzlaşmak ve seçimlere katılan her partiye aldıkları her oy için eşit miktarda finansman sağlamak olmalıdır.

Siyasete ilişkin tüm yasalar ise seçimlerden sonra evrensel ölçütler çerçevesinde geniş ve açık tartışmalar yoluyla yeniden şekillendirilmelidir. Köklü bir siyasal yenilenme ancak bu yolla gerçekleşir.

*Ercan Karakaş, CHP PM Üyesi,
ercan.karakas@hotmail.com

Bir cevap yazın