Ercan Karakaş – 24 Haziran Seçimine Giderken Durum

AKP-MHP ittifakı, 3 Kasım 2019 tarihinde yapılacak milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimini 16 ay önceye çekti. Bahçeli’nin 26 Ağustos önerisi, Erdoğan tarafından 24 Haziran yapıldı. Yani seçim baskın seçime dönüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan herhalde” baskın basanındır” diye düşündü.

Burada ilginç olan, Erdoğan’ın tutumu. Çünkü her sorulduğunda erken seçime karşı olduğunu; halkın bu konuyla meşgul edilmesinin kasıtlı olduğunu söyleyegelmişti. Hatta daha ileri giderek, 2014 tarihinde cumhurbaşkanı seçildikten sonra, “erken seçim tartışmaları niye gündeme geliyor, merak ediyorum, erken seçim anlayışını vatana ihanet olarak görüyorum” demişti.

Baskın seçim ve ittifaklar

Bu sözleri tekrarlayan Erdoğan’ın şimdiki baskın seçim kararını nasıl yorumlamak gerekir? Hiç kuşkusuz bu karar sadece “Dün dündür” diyerek açıklanamaz. Kararın alınmasının somut nedenlerine bakılması gerekir. Bu yapıldığında öne çıkan gerçek nedenin, Bahçeli’nin söylediği gibi ülkenin bekası ve istikrarı olmadığı, AKP ve MHP’nin ve dolayısıyla Erdoğan ve Bahçeli’nin bekası olduğu görülür.

Hiç kuşkusuz baskın seçim kararının başat nedeni giderek derinleşen siyasi ve ekonomik krizin yönetilememesi ve derinleşmesidir. Ayrıca, normal takvime göre 30 Mart 2019 da yapılması gereken yerel seçimler AKP-MHP ittifakı tarafından dikkate alınmadı. İlk yenilginin burada yaşanması halinde, 3 Kasım 2019’daki cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi tehlikeye düşer diye düşünüldü.

Baskın seçim kararı bu nedenlerle alındı. Tarih ise İYİ Parti’yi devre dışı bırakacak şekilde tespit edildi. Kısacası, AKP-MHP İttifakı bir taşla birkaç kuş vurmayı düşünmüştü. Ancak seçim kararının alındığı günden bu yana, muhalefet cephesindeki gelişmelerle birlikte büyük bir tedirginlik yaşamaya başladıkları görülüyor. Kulislerde, ittifakın baskın seçimi bir şekilde iptal ettirebileceği bile konuşuluyor.

AKP-MHP ittifakının öngörülerinin gerçekleşmemesi onları yeni arayışlara yöneltiyor olmalı. Neyi bekliyorlardı; ne oldu? Önce CHP’nin demokratik dayanışmasıyla İYİ Parti’yi seçim dışı bırakma tertibi bozuldu. Sonrasında CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti bir araya gelerek parlamenter demokrasiye dönüş için Millet İttifakı’nı kurdular. Bu doğrultuda hazırladıkları protokolde özellikle vurgulanan değerler: Uzlaşma, huzur, barış, istikrar, normalleşme, milli iradenin eksiksiz bir biçimde tecellisi, kuvvetler ayrılığına dayalı güçlü meclis, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, başta ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesi. Tüm bu değer ve hedefler AKP’nin yıllardır yok saydığı demokrasinin olmazsa olmaz nitelikleridir. Artık tüm dünyanın bildiği gibi, demokrasi için seçim zorunludur ama tek başına yeterli değildir. Hak ve özgürlükler, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı olmadan demokrasi kurulamaz.

Hiç kuşkusuz bu değerleri seçim bildirgesinde de vurgulayan HDP de Millet İttifakı’nda yer almalıydı. İttifak daha kapsayıcı ve dolayısıyla daha güçlü olurdu. Bu aşamada yapılacak şey, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Demirtaş’ın eşit koşullarda yarışa katılmasının gereğinin yapılmasını talep etmek olmalıdır. Unutulmasın; hukuk devletinde tutukluluk istisnadır.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etmesi ve ittifakın tüm Cumhurbaşkanı adaylarının Demirtaş’ın serbest bırakılmasını ve eşit koşullarda yarışa katılmasını talep etmeleri siyasi kültürümüzde ileriye doğru önemli bir gelişmedir.

Bu kez cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak adayda ısrar yerine -iki turlu seçimin doğasına uygun olarak- muhalefet partilerinin birinci turda kendi adayları ile çıkma stratejisi çok yerinde bir hareket oldu. Bu karar sonucu ortaya çıkan ilgi ve umut, cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turda sonuçlanacağını gösteriyor.

Aynı şekilde Millet İttifakı’nın sıfır baraj politikası sonucu oluşturduğu ortak liste ve HDP’nin barajı aşarak kazanacağı milletvekillerinin toplamı ile muhalefetin salt çoğunluğa ulaşacağı görünüyor. Nitekim bu gelişmeyi gören Erdoğan, İngiltere ziyaretinde biraz da 7 Haziran 2017 seçim sonrasını hatırlatarak A-B-C planlarının olacağını söyledi.

Beklenen gelişmeler

Ama bu planlara ihtiyacı olmayacak. Çünkü tüm muhalefet partileri, içlerinden hangi cumhurbaşkanı adayı ikinci tura kalırsa kalsın onun arkasında olacaklardır. Bunun anlamı, AKP-MHP ittifakı hem parlamentoda azınlığa düşecek hem de Erdoğan cumhurbaşkanlığını kaybedecektir.

Böylece Türkiye’de yeni bir dönem başlayacaktır. Toplumun kutuplaşmasının son bulacağı, demokrasinin ve hukuk devletinin eksiksiz hale getirileceği bu yeni dönemde tek adama dayalı baskıcı rejim inşasına son verilecek ve parlamenter rejime geçilecektir. Demokratik rejim içerisinde ülkemizin siyasal, sosyal, ekonomik ve dış politikadaki sorunları daha kolay çözülecektir. Aynı zamanda gelir bölüşümündeki muazzam eşitsizlik ve her türlü kayırmacılığın son bulmasına yönelik gerekli politikalar da yürürlüğe konulacaktır.

Bunların gerçekleşebilmesi için; demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik ve huzur diyen tüm partilerin ve yurttaşların 24 Haziran’da sandık güvenliğini sağlamak, oyları çaldırmamak için büyük gayret sarf etmesi gerekir. CHP adayı Muharrem İnce’nin talep ettiği gibi, tüm avukatlar o gün cüppeleriyle hazır olmalıdır. YSK’nın 16 Nisan’daki gibi hukuk dışı kararlarının kabul edilmeyeceği konusunda kararlılık gösterilmelidir.

AKP iktidarının üç seçimdir tekrar ettiği “Yeniden şahlanış” sloganının 24 Haziran seçimlerinde de kullanılması; manifestoyla daha çok özgürlük, adalet ve demokrasi vaat etmesi hiçbir şey ifade etmiyor. Yapılanlar ortadayken veTürkiye,insan hakları, özgürlükler, adalet ve hukuk alanlarında tüm uluslararası değerlendirmelerde en alt sıralara düşmüşken bu vaatlerin ciddiye alınması mümkün değildir. AKP ülkeyi yönetememektedir. Yönelecek gücü de kadrosu da yoktur. Artık AKP ve Erdoğan için yolun sonuna gelinmiştir. Yani vakit ‘TAMAM’dır.

*Ercan KARAKAŞ
SODEV Onursal Başkanı
ercan.karakas@hotmail.com

Bir Cevap Yazın