OUHpxPD

Engin Ünsal – Sosyal Demokrasiyi Yeniden Tanımlamak Gerek

ENGIN UNSAL CHP ISTANBUL 2.BOLGE MILLETVEKILI ADAYI VEDAT ARIK 16.07.2007

Kapitalizmin zırhı olarak anılan sosyal demokrasiyi -günümüz koşullarında- yeniden tanımlamak, gerektiği gibi anlamak ve bu düşünce sistemine uygulanabilir bir nitelik kazandırmak gerekiyor. Marksizm ile yollarını ayıranlar yeni bir siyasal düşünce modeli yaratmak için kapitalizmi esas alan ama kapitalizmin toplumsal yaşamın ve insanın doğasına aykırı acımasız sömürü vetiresini törpüleyerek toplumsal yaşamı herkes için yeniden düzenlemek amacı ile yola çıkmışlardı. Adam Smith sonrasında “bırakın gelsinler-bırakın geçsinler”anlayışı ile üretim aracı sahiplerine sonsuz bir özgürlük tanıyan yaklaşım, 1929 ekonomik krizi ile bir deprem yaşadıktan sonra kendini sorgulamaya yöneldi ve Roosevelt döneminin “new deal-yeni düzen” uygulamaları ile vahşi kapitalizme gem vurma sürecini başlattı. İşte sosyal demokrasinin, ekonomik ve siyasal özgürlüklerin yeterli olmadığı yolundaki görüşü bu dönemden sonra önemsenmeye başladı. Kapitalizmin çökmesini önlemek, ekonomik ve siyasal özgürlükleri yaşatabilmek için mutlaka toplumun varsıl olmayan kesimine sosyal refah ve yaşama gücü verecek önlemlerin sağlanması, siyasetin gündemine –kalıcı olarak- oturdu.

Sosyal demokrasi kavramının özü

Sosyal demokrasiyi, ekonomik ve siyasal özgürlükleri bir veri olarak kabul ederken bu özgürlüklerin toplumun önemli bir bölümünü yoksulluğa tutsak etmesini reddeden bir düşünce sistemi olarak anlamak gerekir. Üretim araçlarının sahiplerinin ürettiklerini satın alacak gücü olmayan bir toplum kapitalist sistemin çökmesine neden olacağından, üretenlerin karşısındaki tüketenlerin insanca yaşayabilecekleri bir düzeyde olması kapitalist sistem için çok önemlidir. Bu nedenle sosyal demokrasiye, kapitalist sistemi koruyan “ koruyucu zırh” nitelemesi yapılmaktadır. Kapitalist sistemin yaşayabilmesi için refahın toplum katmanlarına yayılması ve bireylerin sosyoekonomik güven içinde olması önemlidir. Bunu sağlayacak düşünce sisteminin adı sosyal demokrasidir.

Anayasamızın 2. maddesinde ifadesini bulan “sosyal devlet” kavramı sosyal demokrasi anlayışının özüdür. Sosyal demokrasi, insanın insana kul olmayacağı bir sosyal, siyasal ve ekonomik düzenin adıdır. Bu düzende insan, “kul” değil toplumun özgür ve eşit bireyidir; onuruna yakışan bir yaşama sahip olmak onun doğal hakkıdır. Sağlık, konut, iş, eğitim alanlarında tüm olanaklara sahip olmalı, gelecek korkusu yaşamadan, siyasal ve ekonomik zulmün önünde eğilmek zorunda kalmadan güven içinde yaşamalı ve yaşatılmalıdır. Bu bağlamda, özgürlükleri kısıtlayarak ekonomik kalkınma sağlamayı amaçlayan komünizm ve sonsuz özgürlük içinde aynı amaca ulaşmayı amaçlayan kapitalizm ile karşılaştırıldığında; aynı amacın toplumun sosyal refahı ve sosyo-ekonomik güvenceleri sağlanarak sosyal demokrasi ile gerçekleştirilmesi düşüncesi insanlık onuru ile örtüşen daha güvenli bir sistem olarak öne çıkmaktadır.

Toplumsal yaşamın özgür ve bireysel yaşamların güvence içinde olduğu bu siyasal düşünce nasıl gerçekleştirilecek ve bunun yol ve yöntemleri neler olacaktır? Bu sorunun yanıtlanması özellikle Türkiye için çok önemlidir; çünkü Türkiye hızla klasik demokrasinin çemberi dışına çıkarılmak, temel hak ve özgürlükler bir İslam devletinin kuruluşuna kurban edilmek istenmektedir. Bu nedenle ülkemiz siyasetçileri ve aydın yurtseverleri sosyal demokrasiyi iyi özümsemeli ve bu alanda gerekli adımları atmalıdırlar.

Sosyal demokratik düzen bu düşünceyi özümsemiş bir siyasi parti tarafından kurulacaktır. Bu nedenle bu partinin kadrolarının sosyal demokrat düşünceyi yaşama geçirecek kadrolardan oluşması çok önemlidir. Bu kadrolar emeğin ideolojik aydınlarından, toplumculardan, emekçiler ve onların örgütlerinin temsilcilerinden, toplumsal çıkarları önemseyen hükümet dışı örgüt temsilcilerinden oluşması gerekir. Sosyal demokrat partide kadro kadar program da önemlidir. 1967-68 yıllarında Doğan Avcıoğlu’nun yayınladığı YÖN dergisinde yazılar yazıyor ve sıkça Avcıoğlu’nun bürosunu ziyaret ediyordum. Duvarlara monte edilmiş raflarda bir sürü klasör vardı. Merak edip sorduğumda,” bu dosyalarda iktidar olduğumuzda uygulayacağımız hükümet programının yasa taslakları var” diye yanıtlamıştı. Avcıoğlu askerin sol bir darbe yapacağı ve kendisinin Başbakan olacağı beklentisi içinde idi. Bu program hazırlığı beni çok etkilemişti ve sonraki yıllarda bu hazırlığın önemini Ecevit’e, Baykal’a ve Kılıçdaroğlu’na anlattığım halde hiçbirisinin böyle bir çalışma ve hazırlık yaptığına tanık olmadım. 1973 seçimlerinden sonra koalisyon hükümeti kuran CHP’nin bakanları TBMM koridorlarında bizlerden kamu kuruluşlarına müdür ismi önermemizi istediklerinde CHP’nin iktidara ne kadar hazırlıksız olduğunu hüzünle izlemiş ve başarısızlığın ayak seslerini duyar gibi olmuştum. Durum bugün de değişmiş değil ve CHP yöneticilerinin -iktidar olmayı hayal bile etmediklerinden olacak- bu yolda hiçbir hazırlıkları olmadığını biliyorum.

Sosyal demokrasi; ama Türkiye’de nasıl?

Sağlam kadroları ve tutarlı bir programı olduğunu varsayacağımız bir sosyal demokrat parti nasıl iktidar olacaktır? Ülkemizin seçmeninin önemli bir çoğunluğu tutucudur. Bu kesimin köklü bir dindarlığı vardır. Sosyal Demokrat Parti din kartını kullanarak siyaset yapamaz; çünkü görevi öteki dünyadaki yaşamı değil bu dünyadaki yaşamı güvenli yapmak, sömürüyü yok etmektir. Sosyal demokrat partinin temel dayanağı; emekçiler ve onların örgütleri ile emeğin yandaşı aydınlar, toplumun aydınlanmasına yaşamlarını adamış yurtseverler olmalıdır. Bu kesim içinde en önemli siyasal güç kaynağı, emekçiler ve onların örgütleridir. Ülkemizde geçimini emeği ile sağlayan yaklaşık 18 milyon işçi ve memur vardır. Tarım kesiminde ve kendi hesabına çalışan örgütlü kesimi de hesaba katarsak bu sayı 20 milyonu aşar. Ataerkil bir toplum olduğumuza göre, bu kesim bireylerinin etkileyebileceği eş oylarını da düşünürsek karşımıza “sosyal demokrat bir parti”ye oy verecek büyük bir potansiyel çıkmaktadır. Bu potansiyel işlenirse sosyal demokrasinin iktidarı kaçınılmaz olur.
Bu kesime siyasal işlerlik kazandırma ve oyları böyle bir partiye yönlendirme sorumluluğu, öncelikle sosyal demokrat olduğu savındaki partinin yöneticilerine sonra da işçi ve memur sendikalarının yöneticilerine düşmektedir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nın 26. maddesinde “sendikalar siyasetle uğraşamaz” diye bir hüküm yoktur. Maddenin 5. bendinde,”kuruluşlar tüzüklerinde belirlenen amaçları dışında faaliyette bulunamaz” hükmünü doğru yorumlamak ve sendikaların siyasal faaliyette bulunabileceği sonucuna varmak gerek; çünkü yasanın 1. maddesi işçi sendikalarına “çalışanların ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını belirleme” görevini bir amaç olarak vermiştir. Bu amacın sadece toplu sözleşme düzeni içinde belirlenemeyeceği açık olduğundan, ekonomik ve sosyal koşulların belirlendiği üst alana -yani siyasal ortama- ilişkin çalışmalar yapabilmelerini de kabul etmek gerekir.

Sendika yöneticilerinin siyasi faaliyetini sadece siyasal söylem, hükümeti eleştirmek olarak algılamak dar bir yaklaşım olur. Sendikaların bu bağlamdaki temel görevi, eğitim yoluyla üyelerine bir sınıf bilinci verme ve onların seçmen olarak davranış biçimini şekillendirme olmalıdır. İşte bu noktada sendika yöneticilerimiz ürkek davranmakta üyelerini siyaseten bilinçlendirme ve yönlendirme konusunda cesur bir tavır sergileyememektedirler. Nedenleri çok yüzeyseldir: “üyelerimiz tutucudur onları siyaseten yönlendirmeye kalkarsak istifa eder ve iş kolumuzda kurulu rakip sendikaya giderler.” İşçi ve memur sendikalarının en büyük sorunu bu eğitim sorumluluğundan kaçıştır ve zoru başaracaklarına; siyasette etkili, yön verici bir oy gücü yaratacakları yerde işin kolayına kaçıp sorunlarını iktidarların koltuk altına sığınarak çözmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle işçi ve memur sendikalarının büyük çoğunluğu, özelikle AKP döneminde, özgür sendika olmaktan vazgeçip biat eden sendikalar konumuna gelmişlerdir. Bu davranış, bir sosyal demokrat partinin yaşam alanına çok büyük darbe vurmakta ve onun iktidar olma umudunu yok etmektedir.

Sendika yöneticilerinin bu aymazlığı karşısında sosyal demokrat parti yöneticilerinin yapabileceği bir şey yok mudur? Iskalanan asıl sorun da budur. “Sosyal demokrat” olduğu savındaki parti kendi seçmen kitlesini, kendi oy gücünü kendisi yaratmalıdır. Sendikaların yapmadığını kendisi yapmalıdır. Emekçilere açılmalı, onları eğitmeli, onları sandığa taşıyarak kendi iktidarının kaldırım taşlarını döşemelidir. Geçmişte Sayın Ecevit ile bunu CHP’de yaptık. 1968 yılında ısrarla benim CHP üyesi olmamı istedi. 274-275 sayılı yasaların çıkarılmasındaki büyük katkısından dolayı ona olan saygımdan önerisini kabul ettim ve 45 ilde işçi büroları kurarak partinin üye profilini değiştirmeye başladık. İlçe ve İl merkezlerinde eğitim çalışmaları yaptık, grev çadırlarına partinin varlığını taşıdık. İl genel ve belediye meclislerine işçilerin, sendika yöneticilerinin seçilmesini sağladık ve 1973 seçimlerinden birinci parti olarak çıktık. Bu birinciliğin en önemli nedenlerinden biri, emekçilere açılımın başarı ile sergilenmesi olmuştu.

Bugün vahşi kapitalizmi frenleyen, üretim özgürlüğü içinde sosyal refahı sağlayarak sosyal devleti kuracak olan bir sosyal demokrat partinin varlığına her zamandan daha çok ihtiyaç vardır. Geçmişinden ders almayı becerebilse bu tanıma en yakın parti CHP’dir denebilir; ama CHP kadrosu, henüz sosyal demokrat bir alternatif program üretememiş olması ve doğal tabanı olması gereken emekçileri kucaklayamamış olması nedeni ile bu yakıştırmadan uzaktadır.

Ülkemiz büyük bir hızla tek adam yönetimine giderken, demokrasinin temel yapı taşlarını yok etmektedir. Sosyal Demokrat düzen bu nedenle ülkemiz için acilen kurulmalıdır. 2014 yılında üç seçim yapılma olasılığı vardır. Bu nedenle, CHP -bu yazıda sözü edilen ögeleri göz önüne alıp- kendine çeki düzen vermelidir. Bunu yapamazsa ve 2014 yılında büyük bir düş kırıklığı yaşar ve de bu ülkenin yurtseverlerine bunu yaşatırsa; korkarım ki bu yönetim partinin sonunu hızla hazırlamış ve yeni bir “Sosyal Demokrat Parti”nin kuruluşunu gündeme getirmiş olacaktır.

*Dr. Engin Ünsal, Eski CHP Milletvekili, enginunsal35@gmail.com