Ece Öztan – Yerel Yönetimler Eşitliği Hayata Geçirmek İçin Neler Yapabilir?

Kent mekanları, bu mekandaki gündelik deneyim ve karşılaşmalar, öznelliğin, “etnikleşmiş, sınıflanmış ve cinsiyetlenmiş bireyin” üretiminde anahtar bir rol oynar. Mekan, toplumdaki çelişkilerin sıradanlaştırılıp normalleştirildiği gündelik yaşamın içinde eritildiği bir alandır.

Kentsel siyaset; ayrışma ve dışlanma mekanizmalarıyla mücadele etmede önemli bir alandır. “Kent hakkı”, “adil şehir”, “kentsel müşterekler” gibi farklı vurgularla öne çıkan kavramlar kentsel siyasetin yeniden bölüşüm ve mekansal adalet için artan önemine de işaret etmektedir. Çünkü kentsel hizmetler ve kentsel alanlar piyasa ilişkilerinin ve sürekli ayrışmalar yaratan sınırlama, gözetleme ve denetleme pratiklerinin istilasına uğramış durumdadır. Üzerine bastığımız yeşillikten, arabayla geçtiğimiz yola; içtiğimiz sudan, soluduğumuz havaya kadar ayrışmış kentsel alanlarda yaşıyoruz çünkü! Yeşillik ve oyun alanları için “içerisi görünmez, dışarıdan girilmez” sitelere, daha hızlı ulaşmak için paralı yollara; istediğiniz gibi giyinebilmek için “uygun bir mahalleye” para ödemek durumundasınız örneğin.  Bu nedenle kent sürekli “ötekiler” ile ayrışma hatları örerek kurulmakta. Neoliberal kentsel rejimin ayrışmış “yurttaşlık tertipleri” karşısında, kentsel kamusal alanı, ortaklıkları, ilişkilenmeyi hayata geçiren kentsel yurttaşlık modellerini görünür kılmak önem taşımaktadır.

Feminizm ve kentsel adalet

Kentsel siyasette çoklu ayrışma ve dışlama süreçleri ile mücadele etmede “adil paylaşımlı kent”, “cinsiyet duyarlı kent hakkı”, “kesişimsel kent hakkı” gibi kavramlar kullanılmaktadır. Adil bir kentin kamu alanlarının kullanımından katılım mekanizmalarının işleyişine, sağlıklı ve erişilebilir konut alanlarından hareketliliğe, sağlık ve güvenlikten yaratıcılık, mesleki gelişim ve kültürel kentsel imkanlara kadar farklı hizmet alanları kentin farklı kesimlerince erişilebilirliği ölçüsünde değerlendirilmektedir.

Feminizm, yalnızca kadın-erkek eşitliğine ilişkin değil; kentsel yoksullar, engelliler, yaşlılar, çocuklar, gençler, göçmenler, yalnız ebeveynler, LGBTİQ+ kişilere ilişkin bir siyasetin de temel bileşeni olarak konumlanmalıdır. Bu, aslında gündelik yaşam perspektifinin kentsel siyasetin odağına alınması ile başlar. Kentsel mekanlar ve hizmetlere, farklı yaş gruplarından çocuklar, yaşlılar, hastalar, yalnız yaşayanlar, gençler, çocuklu aileler, yalnız ebeveynler ne eğitimde ne istihdamda yer alan gençler, az eğitimli kadınlar, çocuk bakım olanağına sahip olmayan aileler vb. gibi farklı kesimler açısından baktığımızda nasıl bir şehir gördüğümüz, kadınlar açısından baktığımızda nasıl bir şehir gördüğümüzle de doğrudan ilişkili. Burada şunu söylemek istiyorum; toplumsal cinsiyet optiği günümüzde, kadınları farklılıkları içerisinde ele alan kesişimsel bir perspektifle kullanılmaktadır. Dolayısıyla aslında bir hizmeti ya da bir kentsel mekanı kadınlar için daha erişilebilir kıldığımızda, aslında farklı gruplar için de erişilebilir kılmaya başlıyoruz. Örneğin belediye, kentteki otopark alanlarını kadınların güvenliğini de düşünerek tasarladığında, aslında o otoparkları yalnızca kadınlar için güvenli hale getirmiyor; bu hizmeti herkes için daha erişilebilir ve güvenli hale getiriyor. Toplumsal cinsiyet perspektifi, bu nedenle, kadınlara “pembe park yeri” veya toplu taşımada “pembe otobüs” gibi ayrıştırıcı ve ayrımcı modellerle değil, farklı kesimler için erişilebilir ve adil bir kent mücadelesinin bir parçası olarak düşünülmelidir.

Eşitlikçi kentler

Birleşmiş Milletler’in yerel yönetimlerin insan hakları konusundaki rolünü ortaya koyan İnsan Haklarının Desteklenmesi ve Korunmasında Yerel Yönetimlerin Rolü Hakkındaki Araştırma Temelli Raporda (Human Rights Council, 2015) da yerel yönetimlerin insan haklarına saygı göstermek; insan haklarını korunmak ve insan haklarının kullanılmasını sağlamak şeklinde 3 temel çerçevede ele alınmıştır. Bu kapsamlı çerçeve yerel yönetimleri eşitliğin sağlanması ve insan haklarının hayata geçirilmesinde etkin bir konuma sokmaktadır.

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’nin (CEMR), Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartı, adında yalnızca kadın-erkek tanımlaması yer alsa da yerel yönetimlere eşitlik politikalarını oluşturma ve uygulamada kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır[1]. Şart kentsel yaşamdaki çoklu ayrışma ve ayrımcılık biçimlerine doğrudan işaret eden bir uluslararası düzenleme olarak etkili bir rehber olabilir.  Şartın hazırlanmasında yerel yönetimler için somut bir araç olarak hayata geçirilen “Eşitlikçi kent” projesi etkili olmuştur.  Şartın giriş bölümünde yerel yönetimler insanlara en yakın yönetim birimi olarak eşitsizliklerle mücadele ve gerçek anlamda eşitlikçi bir toplum geliştirmede en uygun yer olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca şart eşitsizliklere ailede, eğitimde, kültürde, medyada, iş yaşamında ve toplumsal örgütlenmede mevcut sterotiplerin üzerine inşa edilmiş tüm toplumsal kurgular olarak bakarak, yerel yönetimlere çok kapsamlı ve katmanlı bir mücadele alanı sunmaktadır.

Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitliği Şartı, ilkeler bölümünde toplumsal cinsiyet eşitliğini ırk, etnik köken, ten rengi, inanç, siyasi ve diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, doğum, engellilik, yaş, cinsel yönelim, mülkiyet, sosyo-ekonomik statüye dayalı çoklu ayrımcılık ve dezavantajlar çerçevesinde ele almaktadır. Yerel yönetimleri tüm faaliyetlerine toplumsal cinsiyet bakış açısının yerleştirilmesi, toplumsal cinsiyet kalıpyargılarının tasfiyesi, eylem planları için kaynak tahsisi konusunda sorumlu kılmaktadır. Bu sorumluluk çerçevesi yerel yönetimleri eşitliğin hayata geçirilmesi konusunda oldukça kapsamlı bir eylem alanının merkezine koymaktadır. Yerel yönetimlerin hazırlayacağı eşitlik eylem planları ise bu amaçları gerçekleştirmek için temel araç konumundadır.

Kent yönetimlerinin kapsayabilecekleri

Yerel yönetimlerin kentte yaşayan bütün kesimleri kapsayan, farklı ihtiyaçlara seslenen ve onların gündelik yaşamlarını hesaba katan bir siyaset çerçevesi geliştirmesi için farklı kesimlerin kentle ilişkilenme süreçlerine ve kentsel ihtiyaçlarına ilişkin ayrıştırılmış verilere ihtiyacı vardır. Yalnız yaşayan yaşlıların, kentsel ihtiyaçları nedir? Şehrin hangi bölgelerini kimler ne kadar kullanmaktadır? Çocuk başına düşen oyun alanı nedir? Okul dışı zamanda çocuklar kentin hangi mekanlarında vakit geçirmektedir? Ücretli bir işi olmayan kadınlar kenti hangi saatlerde, hangi mekanlarda deneyimlemektedir? Sosyokültürel faaliyetler hangi kesimlere ulaşmaktadır? Evde yaşlı ve/veya hasta bakım yükü olan kadınların kentle ilişkilenme alanları nelerdir? Kamu alanlarının kullanımı, katılım, hareketlilik, sağlık ve güvenlik, eğitim ve kültür gibi tüm alanlarda kapsayıcı bir veri toplama ve eşitlikçi somut çözümler geliştirmek gereklidir. Bunun için kentteki ilgili sivil toplum kuruluşları, yurttaş girişimleri ve inisiyatiflerle birlikte çalışma deneyimi de büyük bir önem taşımaktadır. Bunun için eşitlik perspektifinin tüm politika alanlarına -bütçe dahil olmak üzere- yerleştirilmesi, eşitsizliklere ve toplumsal cinsiyete dayalı verilerin izlenmesi gereklidir.

Belediyeler ve iş piyasası

Geçtiğimiz günlerde Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu, Yerel Yönetimlere Kadın Emeği ve İstihdamını Geliştirme Önerileri başlıklı bir çalışmayı sundu[2]. KEİG’in çalışmasında çok değerli öneriler var. Türkiye’de bir işveren olarak yerel yönetimlerin durumu toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından pek de parlak değil. KEİG’in raporuna göre birçok belediyede kadın çalışanların oranı %20’nin bile altında. KEİG’in raporunda bu konuda çok temel ve önemli öneriler yer alıyor. Yerel yönetimler hem kadın çalışan sayısını arttırmak hem de iş piyasasında kalıpyargılarla mücadele etmek için bir işveren olarak da önemli dönüşümler yaratabilir. Örneğin Diyarbakır Belediyesi’nin yerleşik algıları yıkmak için su sayacı okuyucusu olarak kadınları istihdam etmesi ya da Adana Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı otobüs şoförlerinin %30-40 arasında değişen oranda kadın şoförlerden oluşması gibi.

Yerel yönetimlerin işveren konumu dışında da iş piyasasına yönelik eşitlikçi etkileri olabilir. Örneğin KEİG’in raporundaki öneriler ardında yer alan “mesleki eğitimlerin il bazında yürütülen işgücü ihtiyaç analizleri çerçevesinde ve kadın işi-erkek işi ayrımını aşındıracak bir perspektifledüzenlenmesi”, “organize sanayi bölgeleri ile eşitliği sağlamaya yönelik işbirliği protokolleri imzalanması” ya da ev eksenli çalışan kadınlara yönelik, tasarım/ürün geliştirme, satış ve pazarlama desteği sağlanması gibi.  Bunun yanı sıra, yerel yönetimlerin, sivil toplum ve özel kuruluşlarla gireceği her türlü işbirliği ve ortaklık ilişkisinde toplumsal cinsiyet eşitlikçi kurum ve kuruluşları tercih etmesi, işbirliği ve faaliyet protokollerini bu ilkelerle belirlemesi de önem taşımaktadır. Örneğin tedarik ve satın alma süreçlerinden, etkinlik organizasyonlarına tüm alanlar eşitlikçi optik ile gerçekleştirilebilir.

Cinsiyetçilik vb her türlü kalıp yargılarla mücadele

Cinsiyetçilik kimi zaman düşmanca kimi zaman ise belirsiz ve örtük formlarda karşımıza çıkabiliyor. Koruyucu-kollamacı, pohpohlayıcı ve güzellemeci cinsiyetçilik formları kimi zaman bilinçdışı önyargılarla farkında olmadan üretilmekte ve pekiştirilmekte. Üstelik bu “olumlu” yargılarla bezeli cinsiyetçilik formları kimi zaman bizzat “kadın politikaları” aracılığıyla da pekiştirilebiliyor. Yerel yönetimler düzenleme ve uygulamaları ile bu farklı cinsiyetçilik biçimleri konusunda hassas olmalıdır. Yerel yönetimler özellikle kendi görev ve düzenleme alanı içinde yönlendirici ve teşvik edici bir konuma da gelebilirler. Örneğin belediyeler,  toplumsal cinsiyete ilişkin kalıpyargılarla mücadele etmek için, kentsel kamusal alanda cinsiyetçi reklamlara izin vermeyebilir. Nitekim Viyana’da bu tür reklamlara karşı belediyeye bağlı çalışan bir izleme grubu çalışıyor ve bu alanda standartları belirleyerek, özel sektörü eşitlikçi bir reklam ve kurumsal iletişime zorluyor.

Yerel yönetimler göçmenlere ve göçmen kadınlara yönelik kalıp yargı ve söylentilerle de mücadele etmek için kritik bir konumda yer almaktadırlar. Özellikle göçmenlere yönelik yalan haberlerin hızla yayıldığı günümüzde yerel yönetimlerin bu söylenti ve yalan haberlerle mücadele etmesi çok etkili bir yoldur. Meslek eğitim kurslarında karma gruplar oluşturulması, iş piyasasında her türlü ayrımcılıkla mücadele için destekleyici birimlerin oluşturulması, göçmen çocukların kreş ve bakım hizmetlerinden yararlanmalarının teşvik edilmesi, dil öğretimi ile iş piyasasına katılım ve meslek kursları süreçlerinin entegre bir şekilde uygulanması gibi somut önlemler geliştirilmelidir. Eşitlik politikasının göçmen olmayan kadınlar, göç politikasının göçmen erkeklere yönelik olmasının önüne geçecek bir bakış açısıdır bu.

İş yaşam dengesi ve bakım emeği

Belediyelere bağlı kreş ve bakım evlerinin yaygınlaşması hem istihdam olanaklarının arttırılması hem de iş-yaşam dengesinin sağlanması bakımından çok etkili bir politika alanı. Kreşler, çocuk etüt merkezleri, yaz okulları, ebeveyn okulları düzenlenebilir; erkeklerin de ebeveyn sorumluluklarının gereklerini yerine getirmelerini teşvik eden düzenlemeler yapılabilir. Örneğin ebeveyn dostu işyerlerini teşvik edecek uygulamalar tasarlanabilir. Babalık izinlerinin arttırılması, yeni doğanlara yönelik belediye hizmetleri ve kutlamalarında babaların bakım sorumluluklarına yer verilmesi, bebek ürünlerinde eşitlikçi mesajlar veren markalarla çalışılması, ilgili babalık kavrayışının yaygınlaştırılması ve/veya farkındalık çalışmaları yapılması gibi. Sağlık hizmetlerinin verilmesinde LGBTİ+ dostu sağlık hizmetleri teşvik edilebilir, hamilelik ve doğum süreçlerinde hastanelerle ilişkili eşitlikçi uygulamalar geliştirilebilir. Belli yaşın üzerindeki yurttaşların sağlık hizmetlerinden faydalanması için sağlık kurumları ile anlaşmalı mobil sağlık hizmetleri, tarama testleri gerçekleştirilebilir. Alzheimer, bunama gibi sağlık sorunları yaşayan yaşlılara ve ailelerine yönelik yaşam kalitelerini arttıracak programlar uygulanabilir.

Bilişim teknolojileri ve adil bir kent

Kuşkusuz tüm bu saydıklarımız yalnızca birkaç örnek. Aslında yerel hizmet repertuarında pek çok iyi örnek de yer alıyor. Ancak maalesef bu tür örneklerin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması konusunda çok temel eksiklikler var. Siber mekanın ve teknolojinin etkisini her alanda yaşadığımız bir dönemde, yerel yönetimler de bilişim teknolojilerini eşitlikçi hedefler doğrultusunda kullanmanın yollarını aramak ve kapsayıcı bir kentsel hizmet için aracı kılmak zorundadır. Bilişim teknolojilerinin yalnızca ekonomik büyüme ve verimlilik için değil; kültür ve eğitim alanından sağlığa pek çok hizmetin sunulması ve planlanmasında anahtar konuma ulaşması sağlanmalıdır. Bu nedenle eşitlikçi bakışın tüm hizmet alanlarına entegrasyonu çok önemlidir. Teknoloji marifetiyle hem farklı projelerin daha entegre ve sürdürülebilir formlara kavuşması hem de yapay zeka ve akıllı sistemler aracılığıyla gelişme ve süreçlerle anında uyumlanması mümkün hale gelebilir. Genişleyen veri toplama, iletişim, katılım, etkileşim imkanı; kentsel aidiyetler ve toplulukların oluşumunda da hızlandırıcı etki yapabilir. Günümüz teknolojileri ile evde yalnız yaşayan bir yaşlı yurttaşın, bir parmak dokunuşu ile ihtiyaç duyduğu bir hizmete erişmesi mümkündür. Kuşkusuz sorunlarımızın ve ihtiyaçlarımızın temelinde teknoloji eksikliğinden çok siyaset eksikliği yatmaktadır. Ancak burada vurgulamaya çalıştığım bilişim teknolojilerinin özgürleştirici bir siyaset için kullanılması ihtiyacıdır.

Başka bir belediye mümkün!

Yerel yönetimlerin adil ve eşitlikçi kent tasavvurlarını, salt bir proje yönetimine indirgemeyerek sosyal belediyeci ve kamucu bir kavramsal ve ideolojik bir zemin ile temellendirmeleri bu nedenle önemli. Bu nedenle, sosyal perspektifi farklı hizmet alanlarında eklemleyecek, koordine edecek bir siyasi bakış önemli. Aksi durumda, apolitik bir hizmet tedariki çerçevesinin dışına çıkmak mümkün değil. Kuşkusuz bunun da başarılı örnekleri olabilir. Ancak kentsel mekanların piyasa ilişkilerinin istilası altında ve erkek egemen, heteronormatif, etnik olarak ayrışmış mekanlar olmasının önüne geçmek için çok daha politik ancak yenilikçi çerçevelere ihtiyacımız var.

*Ece ÖZTAN
Dr., Siyaset Bilimi
ece.oztan@sodev.org.tr

Kaynakça

Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı (2006). Avrupa Yerel Yaşamda Kadın – Erkek Eşitliği Şartı, Avrupa Belediyeler Ve Bölgeler Konseyi (CEMR), http://www.ccre.org/img/uploads/piecesjointe/filename/charte_egalite_tr.pdf

Human Rights Council (2015) Research-based report on the role of local government in the promotion and protection of human rights, s. 21-27. https://www.bdsfrance.org/wpcontent/uploads/2016/07/Local-Gov-Report.pdf, Erişim Tarihi: 25.07.2019


[1] Maalesef Türkiye’de 30 büyükşehir belediyesinden 7’si, toplam 1397 belediyeden ise yalnızca 24’ü bu şarta imza koymuştur. İmzacı belediyeler Antalya, Adana, Bursa, Gaziantep, İzmir, Ordu ve Trabzon Büyükşehir Belediyeleri ile Ortahisar, Büyükçekmece, Tarsus, Çankaya, Nevşehir, Denizli, Kars, Osmangazi, Giresun, Muratpaşa, Şişli, Akdeniz, Beylikdüzü, Kadıköy, Urla, Süleymanpaşa ve Karabağlar Belediyesi’dir.

[2] http://www.keig.org/yerel-yonetimlere-kadin-emegi-ve-istihdamini-gelistirme-onerileri/