Cihan Aydın – Sosyal Demokrasi Perspektifinde Farklı Bir Dünyada Yaşamak Mümkün mü?

İnsanlığın bugün geldiği aşamaya kadar yüzyılımızda büyük inişler ve çıkışlar yaşanmış, büyük uygarlıklar doğmuş ve bazıları yıkılıp tarih sahnesinden çekilirken geride ders alınacak büyük birikim ve deneyimler bırakılmıştır.  İnsanlığın bu ekonomik, sosyolojik, politik gelişim ve evrim sürecinde monarşiler, otoriter ve totaliter yönetimler yıkılarak insanlık için daha yaşanabilir, sürdürülebilir insani varoluş olanakları yaratılmıştır.

İki Dünya Savaşı sonrası önemli imparatorluklar tarih sahnesinden silinirken dünyada kapitalist ve reel sosyalist bloklar ortaya çıkmıştır. Dünya siyasetinin ağırlık merkezî bu iki bloka kaymıştır. ‘’Üçüncü Dünya’’ dediğimiz jeopolitik coğrafya, bu iki kutbun çatışmalarından ve gerilimlerinden etkilenen, adeta bir oyun sahasına dönüşmüştür. İnsanlık, bu iki sistem arasında meydana gelen ideolojik ve jeopolitik savaşların etkisiyle temel insani varoluşsal sorunlarını çözememiştir.

İnsanlık, bu sorunların çözümü için iki sistem içinde büyük savaşlar vermiştir. Bu süreçte yüzyılımızın maddi uygarlığı bilgi, beceri ve teknoloji ile insan yaşamını kolaylaştırıp önemli başarılar elde ederken aynı zamanda uygarlığın“araçsal aklı” tarafından kötü biçimde kullanıldığından “güç kirliliği”ne de dönüşerek insanlık için kötü sonuçlar yaratmıştır. Bu akıl, gezegenimizi yaşanmaz hale getirebilecek nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar üretmiş ve sonrasında da bunların kontrol edilemezliğinin yıkıcı sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu noktada Zygmunt Baumann şu düşünceyi ifade eder: ”Uygarlık, elde ettiği korkunç gücün ahlaklı kullanılacağı güvencesini veremedi.’’

Bugüne nasıl gelindi?

Bu doğrultudan bakılınca, kapitalist ve reel sosyalist blok arasında gelişen ve gerçekleşen soğuk savaşta  “reel sosyalist” blokun bu amansız çok boyutlu rekabete dayanamayarak çözülüşü ile birlikte kapitalist blok ve onun ideolojik ve ekopolitik yeni sürümü olan neoliberal sistem rakipsiz kalmıştır.

Bu iki blok arasında sıkışan, bu iki politik varoluş şeklini benimsemeyen; bunun dışında arayışı olan siyasi görüş ve hareketlerin ve liderliklerin arayışı da, tarihi kapitalist sistemin gelişim tarihi kadar eski olmakla birlikte, reel sosyalist blokun ortaya çıkmasıyla beraber gelişerek devam etmiştir.

Bu anlamda dünya sosyal demokrat hareketi, bu mücadele sürecinde eşitlik, özgürlük, dayanışma; işçilerin yaşam olanaklarının düzeltilmesi, ücret ve çalışma zamanlarının düzenlenmesi, iş güvencesi ve sendikal hakların elde edilmesi; kadınların ve çocuk işçilerin bu hak arama sürecine dahil edilmesi mücadelesi vermiştir. Sosyal demokrasi, emek ve sermaye arasında sürdürülebilir bir denge olmaya çalışmış; servete ve erdeme giden yolun buluşturulması konusunda önemli savaşımlar vermiş ve başarılar elde etmiştir.

Çağdaş sosyal demokrasi ve onun politik motivasyonunu ifade eden demokratik sosyalist düşünce, demokrasinin, eşitliğin, adaletin, özgürlüklerin; insani ve hukuki çerçevelerinin belirlenmesinde, bu ilke ve değerlerin kurumsallaştırılmasında önemli fonksiyonları yerine getirmiştir.

Ana akım sosyal demokrat ve sol partiler ve hareketler, bu hareketlerin kurucu önderleri, bugünkü en önemli uluslararası kurumların ve özellikle “Birleşik Avrupa” düşüncesi ve ütopyasının imar ve inşasında önemli rol almışlardır.

Sosyal demokrat partiler daha ilerici politikalar ve “refah devletini” hedefleyen ilke ve değerleri savunurlarken, soğuk savaşın bitimi ile reel sosyalist deneyimin başarısızlığı evrensel ölçüde sosyal demokrasinin prestij kaybına yol açmış ve meşruiyetini oldukça olumsuz etkileşmiştir. Bu süreçte soğuk savaşın yaratmış olduğu caydırıcılık kültürü ve dehşet dengesi içinde, dönemin rekabet halindeki egemen güçlerin derin dondurucuya koyduğu sorunlar, doğal olarak gün yüzüne çıkmıştır.  Reel sosyalist sistemin yıkılışıyla beraber kapitalist sisteme geçiş sürecinde büyük insani felaket ve sorunlar yaşanmıştır.  Bu ülkelerde demokrasiye geçiş denemeleri sürecinde ve demokrasinin konsolide edilmesinde Avrupa Birliği’nin büyük katkıları olmuştur. Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan uzun süreli politik kapalılık, insani gelişim ve demokrasi bilinci konundaki eksiklikler, bu süreçte tarif etmekte zorlanacağımız sorunlar yaratmıştır.

Sosyal demokrasi, bu iki sistem arasında önceleri yaşanan politik ve ideolojik rekabet ortamında oluşan, düzen içinde ortaya çıkan sorunlar ve bu sorunların çözümü ve politik komplikasyonları kaynaklı önemli sıkıntılar yaşamıştır. Buna rağmen yeni Doğulu üyelerin Avrupa Birliği’ne kabul edilerek bugünkü siyasi ve sosyal Avrupa düşüncesinin genişleme ve derinleşmesi düşünce ve politikalarının bu aşamaya gelmesinde AB Sosyal demokratlarının önemli katkıları olmuştur.

Mesele şu ki, reel sosyalist sistemin 1989 yılında çöküşüyle beraber ortaya çıkan yeni sorunlar, yeni eşitsizlikler, yeni kimlikler, yeni korkular doğal olarak bunlara ilişkin yeni çözümleri de gerekli kılmıştır. Bu süreçte bu sorunlara çözümler arayan ana akım sol ve sosyal demokrat partiler, kendi içlerinde de bu sorunların çözümüne ilişkin yeni ideolojik, politik, örgütsel arayışlar içindeyken  bir takım belirsizlikler ve türbülanslar yaşamışlardır.

Avrupa’da sosyopolitik oluşmalar

Ana akım sol partilerin yaşamış oldukları bu güncellenme sorunları, Doğu Avrupa’nın ortaya çıkan yeni rejimlerinin Avrupa’daki sisteme dahil olması ile beraber; ilki bunlardan kaynaklı “geçiş sorunları”, sonrası Avrupa Birliği’nin kendi iç sorunları ve komşularla sorunlar, diğer küresel ve bölgesel krizler, bu partiler için taşınmazı zor bir ağırlık oluşturmuş ve bu sorunlarla ilgili çözüm arayışları başlamıştır.

 Bu süreçte önemli bir diğer sorun da ana akım sol partilerin ana gövdelerinden kopan “yeni partiler” ile beraber “yeni toplumsal hareketlere” öncülük eden ve uçlara kayan, radikal önerilerde bulunan yeni partilerin ortaya çıkmasıdır. Bu süreçle birlikte siyasi merkezin kenarında örgütlenen bu yeni radikal, popülist partiler, sosyal demokrat partilerin toplumsal ve siyasal tabanını daraltmıştır.

Bu konjonktürde reel sosyalist sistemin yaşamış olduğu politik çöküş sonrası siyasi boşluk oluşmuş; bunun sonucunda “yeni dünya düzeni” ve “neoliberalizm”, rakipsiz ilan edilmiştir. Bu rakipsiz neoliberal politikaları savunanların inşa ettikleri yeni politik söylemler ve önerdikleri seçenekler, son derece gayri insani, eşitsiz düzen tasarımı yaratmış; yaratılan bu acımasız sistem, zaman içinde sorgulanmıştır.

 Avrupa solunun ve sosyal demokrat hareketlerinin, Doğu blokunun çözülmesi ile birlikte reel sosyalist ülkelerin “demokratik geçiş süreçleri” ve geçiş yaptıkları “yeni ekonomik düzene” uyumu ve entegrasyonu konusunda önemli katkıları olmuştur. Bununla birlikte bu uyum ve entegrasyon süreçlerinin yarattığı sorunların Avrupa için büyük bir yüke dönüşmüş ve bunun yol açtığı sorunların çözümünde sosyal demokratlar önemli cabalar göstermiştir. Bu geçiş süreçleri Avrupa’da önemli demokrasi açığı sorunları yaratmıştır. Bu geçişlerin Avrupa’ya negatif ekonomik, politik ve sosyal maliyetleri de olmuştur. Kapitalist sisteme geçiş yapan bu ülkelerde oluşan yeni yönetimler ve  politik ahlaka sahip olmayan politik sınıflar ortaya çıkmıştır. Bu ülkelerde yaşayan halklar; yoksulluk, yoksunluk, yolsuzluk ve mülksüzleşme ile birlikte derin kimlik ve yönetime yabancılaşma sorunları yaşamıştır. Bu halklarda  otoriter yönetimlere olan yönelim, politik-psikolojik olarak güçlenmiştir. Bu sancılı geçiş süreçlerini yaşayan ülkeler, ne yazık ki, arzulanan ideal bir demokrasi sınavı verememiştir. Bu anlamda bu ülkelerin Avrupa kurumlarına dahil olmasıyla birlikte AB’nin genişleme, derinleşme sürecinde, yasama ve karar organlarında politik ağırlık merkezi değişmiş ve daha da sağa kaymıştır…

Bu blok çözülmesi ile birlikte yine Avrupa’da demografik, politik ve sosyal dinamiklerde güçlü bir tektonik etki de ortaya çıkmıştır. Doğu Avrupa kaynaklı göçmen baskısının yarattığı geniş spektrumlu sorunlar; berberinde, bu ülkelerde yabancı düşmanlığı ve “refah şovenizmi”ne dayalı ayrımcılığı güçlendirmiştir.

 Avrupa’nın imar ve inşasında rol alan sosyal demokrat ve demokratik sosyalistler, kıta içinde ortaya çıkan Doğu Avrupa kaynaklı yeni durumun ve ikinci ve üçüncü dünyadan gelen göçmen ve mültecilerin yarattığı demografik basınçla, göçmen ve mülteci sorunları, yabancı/İslam düşmanlığı, radikal sağ ve popülist sağ hareketlerle karşı karşıya kalmışlardır. Ana akım sol partiler, bu sorunlar konusundaki ayrışma ile kendilerinden kopan daha radikal ve popülist sol karşısında savunmasız kalmışlardır.

Bir diğer ciddi sorun ise şudur: Avrupa içinde sadece radikal sol popülist hareketler güçlenmemiş, aynı zamanda radikal ve popülist sağ bazı yerlerde Neonazilerden ilham alan göçmen karşıtı, mülteci ve yabancı düşmanı antisemitik ve islamofobik partiler de toplumsal tabanlarını endişe verici şeklide güçlendirmişlerdir.

Tüm bu süreçlerle birlikte küresel ekonomik krizlerin Avrupa’ya yansımalarının yol açtığı ekonomik durgunluk, işsizlik, güvencesizlik, aynı zamanda yurttaşların politik anlamda Avrupa kurumlarına dönük güvenlerinin azalmasına, politik yabancılaşmanın artmasına ve siyasi katılımın azalmasına yol açmıştır. Bu durum, Birleşik Avrupa düşüncesi ve ütopyasını olumsuz etkileşmiş, bunun sonucunda  doğal olarak uzun süre iktidar olan ana akım partilere olan güven azalmış ve uç partiler güçlenmiştir.

Diğer yandan küresel ekonominin yeni üretim biçimlerinin ve küreselleşmenin yarattığı sorunların artarak devam etmesi, küreselleşmeye karşı muhalefeti güçlendirmiş; “tersine küreselleşme” akımı ortaya çıkmıştır. Son Davos toplantılarında ise tek parti tarafından yönetilen Çin, küreselleşmeyi savunan esas güç olmuştur.

Bununla birlikte iki blok sonrası ilan edilen “yenidünya düzeni” bir süre sorunsuz yaşamış ama şu gerçekler değişmemiştir: Eşitsizlikler, adaletsizlikler, etnik ve inanç kaynaklı çatışmalar, nüfus ve göç hareketleri; salgınlar, iklim değişiklileri, şiddet ve terör, asimetrik vekalet savaşları.

Sosyal demokrasinin çağdaş işlevleri

 Sosyal demokratlar, nasıl savaşlarla yıkıma uğrayan Avrupa’nın diriliş mucizesine katkı sağladılarsa, bu “Yeni Çağ”ın sorunlarının çözümü konusunda da önemli anahtar işlev üslenebilirler. Küresel ölçekte, neoliberal anlayışa karşı yatırım özgürlüğü, yatırımların demokrasi ile uyumlu duruma getirilmesi, üretim hakkı ve bölüşüm haklarını esas alan paydaş ekonominin yaratılması konusunda sanayi -endüstri 4- devrimlerini ve üst sürümlerini daha ilerici bir aşamaya taşıyabilirler.

Sosyal demokratların önünde duran ve çözüm bekleyen en önemli sorunlardan biri de dünya ölçeğinde nüfus hareketlerinin merkezi sorununu oluşturan mülteciler ve göçmenlik sorunudur.  Devletlerin, politik partiler ve liderlerin, bu soruna, her türlü çıkar ve politik pragmatizmin dışında yaklaşması elzemdir.

Sosyal demokratlar ve demokratik sosyalistler, bu sorunların giderilmesinde, uluslararası ve bölgesel dinamiklerle birlikte -demokratik dönüşüm hedefini ve ütopyalarını kaybetmeden- uluslararası işbirliği ve dayanışma ile diplomasinin yaratıcı doğasını kullanarak çözüm sürecine daha fazla katkı sunmalıdırlar.

Doğal yaşamın ve ekosistemin, doğanın taşıma kapasitesinin ve kaynaklarının kötüye kullanımıdır. Kaynaklar, doğanın taşıma kapasitesini yok etmek için kullanılmamalı; etkin, verimli, sorumlu ve doğanın kendini yeniden üretimini dikkate alarak kullanılmalıdır. Ekonomik politikalar, doğanın taşıma kapasitesini dikkate alarak uygulanmalı; daha ekolojik bir ekonomi politikası hedeflenmelidir. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik programlar sosyal demokrat partilerin ana hedefleri içinde yer almalıdır.

Günümüzün önemli diğer bir sorunu da küresel anlamda iklim değişikliğinin yol açtığı doğal afet ve felaketler; bitki, hayvan, insan ve çevre sağlığı; temiz su kaynaklarına ulaşma sorunudur. Sosyal demokratlar, doğal çevredeki iklimin, insanın varoluşsal iklimini doğrudan etkilediğini de unutmamalı…

Gezegenimizi tehdit eden nükleer, biyolojik, kimyasal silahların yayılmasının önlenmesi, bu konuda uluslararası işbirliği ile önlemlerin alınması, silahlanmaya yol açan orantısız caydırıcılığın güvenlik anlayışının tırmandırdığı silahlanma yerine bu kaynakların insanlığın gelişim amaçları için kullanması sosyal demokratlar için en önemli görevdir. İnsanın beden ve ruh sağlığını esas alan, yaşam kalitesini yükselterek daha güvenceli bir konuma taşınmasını sağlamak önemlidir. Sosyal demokratlar için önemli bir görev de daha demokratik, katılımcı bir eğitim, bilgiye ulaşma özgürlüğü, bilginin demokratikleştirilmesi ve toplumsal üretime dönüştürülmesidir.

Bugün tüm dünya büyük bir sağlık krizi yaşamakta. Şunu vurgulamak gerekir ki bu virüs, bir varoluşsal eşitsizlik krizi, insani gelişim krizidir. Bu krizin çözülmesi ancak ve ancak farklı bir uluslararası dayanışma ve koruma olanaklarıyla mümkündür. Bu sağlık krizinde, “önce insan” diyen sosyal demokratlar, dünyaya şunu hatırlatmalıdır ki “bir insan bir dünyadır.”Bu sağlık krizinin yarattığı, daha da yaratacağı işsizlik ,yoksulluk, açlık, güvencesizlik sorunlarını giderecek mekanizmaları oluşturacak program, yine sosyal demokratların işi olsa gerektir.

Tüm bu anlatılanların ışığında, gezeğenimizde yaşam olanakları zorlaşıyor, insan kaynaklı krizler ve doğal afetler yaygınlaşıyor. Yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik ve sömürü küreselleşiyor. Aralarında işbirliği ve dayanışma duygu ve düşüncesi olan insanlar, aynı “çatı” altında birbirlerine yabancılaşıp birbirinden nefret etmeye başlıyor. Politik bilinç azaldıkça kitleler popül,st otokratların peşine takılıyor. Yüzyılımızın uygarlığı, zincirlerinden boşaldığında kontrol edilemeyecek bir barbarlığın esaretine girme tehlikesi yaşıyor. Bütün bu olumsuz gelişmelere karşın dünya, sosyal demokrasi ile daha farklı, daha yaşanabilir bir yer olacaktır. Nasıl ki İkinci Dünya Savası’ndan sonra Avrupa’da, ilerici yurttaşlar, karizmatik- vizyoner liderler önderliğinde demokratik devletler yarattı; biz sosyal demokratlar da, bu yeni çağda aynı başarıyı yakalayabiliriz. Yeter ki dünyanın demokratik liderleri ve ilerici yurttaşları, nefret ve rekabet yerine eşitlik, dayanışma, özgürlük, adalet duygularıyla yaratıcı enerjilerini seferber edip  yaşanabilir ve ilerici bir dünya kurmak için ortak bir potada birleşebilsin.

Not: Bu çalışma Sosyalist enternasyonal başkanı George  Papandreou ile Atina’da  yaptığımız karşılıklı görüşmeler  sonucu gerçekleşen fikir alış verişi sonucu  kaleme alınmıştır. 

Sayın Papandreou’nun bu çalışmaya olan entelektüel katkıları için kendilerine teşekkür ediyorum.

*Cihan AYDIN
Siyasi Analist, Strateji ve Yönetim Danışmanı
cihana1900@yahoo.com