Sayılar

Özgür MÜFTÜOĞLU – Kent, Gençlik ve İşsizlik

Kent, gençlik ve işsizlik… Bu üç kavram, kapitalist sistem içinde birbirleriyle hem bütünleşik hem de ayrışık olarak bir sorun alanını tarif edebilir. Kent(leşme) ve gençlik, işsizlikten farklı olarak kapitalizmle ortaya çıkmış kavramlar olmadığı gibi kendi başlarına bir sorun alanı da oluşturmazlar. Kent(leşme) ve gençlik, kapitalizmin ortaya çıkardığı -işsizlik başta olmak üzere- sorunların terkisinde yeni bir toplumsal sorun haline gelmiştir. [...]

Dilek ÖZHAN KOÇAK – Yaratıcı Endüstrinin Motor Gücü: Hipster’lar**

Yaratıcılığın en büyük sermaye sayıldığı yeni kapitalist düzende, yeni seçkinler olan hipster’ların global dijital kapitalizm bağlamında yarattıkları bölgesel bir moda trendi ya da sanatsal kültürel bir meta, birkaç hafta içinde küresel bir fenomen haline gelebiliyor. Onlar 4.0 Dijital Devrim’in itici motorları, onlar yetenekleriyle üretimin kilit unsurları. Ancak ortaya çıkan bu mikro işletmeler bağımsızlığın, bireyselliğin, yaratıcılığın, sahip olduğumuz becerilerin bir uzantısı olarak görülmeleriyle olumlu bir izlenim verseler de ve kendi işimizin patronu olma fikri gerçekten özgürlükçü bir özellik olarak görünse de, güvencesizlik, sürekli çalışma gereği, dünyanın her yeriyle ağ kurma zorunluluğu yıpratıcı bir süreçtir. Üstelik pazarlanan tasarım ve yaratıcılık gerektiren bir ürünün küresel düzeyde taklit edilme ve böylece biricikliğini yitirme riski de mevcuttur. Ancak bu yaratıcı sınıf, aynı zamanda global pazarın önce gelen bir ürününü geliştirebilme, ona yeni fonksiyon ve özellikler ekleyebilme gücüne sahip olmasıyla ayrıcalıklı bir konumunu muhafaza etmektedir. Örneğin apple akıllı telefona yüklenen, yaratıcılık gerektiren her yeni özellik, aynı telefonu farklıymış gibi göstererek her yıl sil baştan tüm dünyaya yeniden satışını mümkün kılmaktadır. Ama iphone’a eklenecek o yepyeni, biricik ve benzersiz özellik ancak yaratıcı sınıfın varlığı ile mümkündür. Bu nedenle şehirlerin birbirleriyle rekabetinin ana unsurlarından biri de şehirleri yaratıcı sınıf için cazip hale getirmektir. Bu sınıfın şehirlerdeki varlığı gerek üreticilik, gerekse özellikle turizm ile artan tüketicilikle ekonomik kalkınmayı getirecektir. [...]

Zeynep ALTIOK AKATLI – Görünmez Kentler

Çağdaş belediyecilik tanımı yaparken biraz da buradan bakmak gerek. Belki de o kentin sakinlerine kendi istek ve talepleri doğrultusunda hizmet sunan, onları mutlu edecek somut ve soyut yaşamsal zenginlik ve olanaklar sunan bir hizmet biçimi, mutluluk vaadi olmalı yerel yönetimler. Kenti, dolayısıyla da kentlinin geçmiş ve geleceğini koruyup iyileştiren bir anlayış aynı zamanda sosyal bir bilinç ve kolektif bir hak talebi getirecektir. Bugün en çok ihtiyacımız olan farkındalık, eğitim, bilinç ve dönüşüme olanak tanıyacak kişisel ve bireysel yolculuklar için sunulacak çeşitliliği, deneyim ve alışkanlık ile vücut bulan zenginlikler sağlamak esasına dayalı bir yönetim. Duyan, gören, dinleyen ve kendisini yönetici değil ev sahibi olarak gören bir anlayış mutlu bireyler demektir. Nitekim İnsani Gelişme Vakfı’nın raporuna göre insanların en iyi yaşadığı, en iyi hizmeti aldığı yani insani gelişmenin en yüksek olduğu 30 ilçe belediyesinden 19’u sosyal demokrat anlaşıyla yönetilen CHP belediyeleri. Listeye bu sene giren 14 belediyenin 9’u yine CHP’si belediyesi olarak karşımıza çıkıyor. Belediyelerin yönetişim, saydamlık, sosyal kapsama, sosyal yaşam ve çevresel performans kriterlerinin yüksek olduğu bu kentlerde mutluluk oranı da buna paralel olarak yüksek. [...]

Vecdi SAYAR – Sanatsız Kalan Kentlerimiz

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diyen ve ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için sayısız projeyi tasarlamakla kalmayıp, hayata geçiren Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının görev yaptığı yıllardan bu yana kültür-sanat politikalarımızda gözle görünür bir değişim yaşandı. [...]

Söyleşi: BİR.ARA.DA

Baştan beri, farklı yerlerde çeşitli düzeylerde olsa da yan yana durmayı başarmış olmamızın da önemli bir payı var bu dirençte ve çalışma enerjisinde. Dayanışma Akademileri buna en iyi örnek olarak gösterilebilir. Akademiyi üniversite duvarlarının dışına taşıyan, içinden geçtiğimiz, anti-demokratik koşulların egemen olduğu tarihsel kesitte daha iyisini, daha özgürünü, daha kapsayıcı olanını yapmaya çalışan dayanışma akademileri vb. oluşumlarımız sadece bizim için değil, kendi yerellerindeki öğrenciler ve kent halkı için de umut kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Bilgiyi özgürce üretmeyi ve paylaşmayı ilke edinen dayanışma akademileri bu yolda farklı öğrenme ve üretme pratiklerini de hayata geçirmeye çalışıyor. [...]

Aydın CINGI – Bir Varmış Bir Yokmuş; Günlerden Bir Gün Kabataş Bacısı…

Trafolara giren kedilerden başladık; yürürlükteki yasaya karşın mühürsüz oyların geçerli kabul edilmesiyle ilerledik; en son cumhurbaşkanlığı seçiminde de Kürt bölgelerindeki sandıklardan toplu halde MHP oyu çıkarttık. Başbakanlıktan ayrılmadan cumhurbaşkanlığı seçimine girmekten, vergilerimizle beslenen devletin tüm olanaklarının Akepe’nin ve onun adayları lehine kullanılmasından söz etmiyorum bile. CHP bunların hiçbirine gerekli tepkiyi gösteremedi. [...]

A. Babür ATİLA – Hemşerim Memleket Nire?

Bunun istisnası yok mu? Var tabii ki. Bir ülkede güçlü, ses getiren, içerisinde siyasi partileri, sendikaları, siyasi dernekleri, vakıfları bulunduran bir muhalefet hareketi mevcutsa, o seçimlerin meşruluğu üzerine bir tartışma yürütmek için mevcut zemin ve yeterli veri de varsa, işte o zaman bu boykot, yapısal anlamda siyaseti belirler, netice alır. Çünkü o zaman bu boykotun esas amacı, nihilist bir protestodan öte, “oy verme” hakkının sağlıklı olarak kullanılması yönünde bir eylem olarak ortaya konur. Yoksa, bizde olduğu gibi, mühürsüz oyların geçerli kabul edilmesini “Bu seçimler asla meşru değildir” diyerek protesto edip akabinde o seçimin meşru olduğunun en büyük kabulü olan “namus ve şeref” ile süslenen milletvekilliğine geçiş yeminini kürsüde okumak suretiyle toplumsal muhalefetin liderliğinin üstlenilebileceğini sanmak, halüsinasyonlarla süslü bir müsamereden öteye bir şey ifade etmemektedir. [...]

Ece Öztan – SODEV II. Ulusal Sosyal Demokrasi Sempozyumu’nun Ardından…

SODEV’in 1-2 Aralık’ta gerçekleştirdiği Sosyal Demokrasi Ulusal Sempozyumu, sosyal demokrasinin günümüzdeki gelişmeler beraberinde tartışılmasına vesile oldu. Anayasa, siyasi partiler, sivil toplum, sosyal devlet ve emek sosyal demokrasi sempozyumunun temel tartışma eksenleri oldu. Sempozyumun sonunda, günümüzdeki ağır hegemonik kapanmadan çıkış yolunun emek temelli ve solda bir topyekün bir mücadeleden geçtiğine işaret eden bir kapanış bildirisi de yayımlandı. [...]

Tanju TOSUN – Derin Yalnızlık Çağında Sosyal Demokraside Kriz Tartışmaları

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ideolojilere dair aktüel tartışmalar arasında öne çıkan; sosyal demokrat ideoloji ve bu ideolojiyi benimsemiş partilerin keskin bir siyasal referans ve temsil krizi yaşadıklarıdır. Bu tartışmada ideoloji olarak sosyal demokrasi ve partilerinin özellikle Batı demokrasilerinde kitlelere vaat edecekleri yeni politikaların ve söylemlerin tükendiği iddiası çarpıcıdır. Bunun kanıtlayıcıları olarak takdim edilen ise; sosyal demokrat partilerin küreselleşmeye dair takındıkları tavır ve seçmen nezdindeki desteklerinin belirgin biçimde azalmasıdır. [...]

II. SOSYAL DEMOKRASİ ULUSAL SEMPOZYUMU Sonuç Bildirisi 1-2 Aralık 2018 – İstanbul

Eşit yurttaşlık kavramının güçlendirilmesi için yerelden beslenen, sosyal haklar, adalet ve bölüşüm ilişkilerini esas alan bir siyasi yeniden yapılanma süreci başlatılmalıdır. Bundan hareketle sosyal refah devletini günümüz koşullarında eşitsizliklerden zarar görenler yönlü yeniden tanımlamak için; herkese çalışma hakkı temelinde, kamusal adil bir paylaşıma kaynak oluşturması amacıyla servet üzerinden vergilendirme, bazı sektörlerin kamulaştırılması dahil bölüşüm temelli bir ekonomi politik geliştirmeliyiz. Bütün bu çalışmayı yepyeni bir Anayasa tartışması çerçevesinde detaylandırarak kamusal alana taşımak temel ihtiyaçtır. Bu süreçte hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, parlamenter sistem gibi temel demokratik zeminlerin yeniden inşası sol tahayyül dahilinde düşünülmelidir. [...]