Canberk TÜRKEÇ – SODEVMONİTÖR: Göstere Göstere Gelen Enerji Krizi ve Başkanlık Sistemi

Canberk TÜRKEÇ
Araştırma Uzmanı
c.turkec@aksoyarastirma.com

Her yeni yıl gibi, 2022 de beraberinde büyük umutlar ve hayaller getirdi. Türkiye’de ise toplumun son iki yıldır hayal ettiği tek şey, rahat geçinebilmek ve borç yapmadan hayatta kalabilmekti. Ancak hayal edilen olmadı ve her yıl beraberinde yeni bir krizi de getirdi.

Türkiye’de yıllık enflasyon en son Ekim 2019’da %8,5 ile tek haneyi gördü. Sonraki aylarda ise kademeli olarak arttı ve tek hane hedefi bir seçim vaadi olarak akıllarda kalmaktan öteye geçemedi. Buna karşılık Merkez Bankası enflasyon görünümünü orta vadede hiç değiştirmedi ve %5 olarak sabit tutmaya devam etti. Artan enflasyonun faturası ise yüksek faiz politikasına, iki bakana ve üç Merkez Bankası başkanına kesildi. İktidarın ekonomiye bakışı ise hiç değişmedi.

Covid-19 pandemisi geride kalırken rahat nefes alacağını düşünen vatandaş, iktidarın ekonomiye bakışından dolayı bu sefer döviz kriziyle karşı karşıya kaldı. Kasım 2021’de 9,69’u geçen dolar kuru 18 Aralık’a kadar 16,49’a kadar yükseldi. Sonraki günlerde Kur Korumalı Mevduat hesabının devreye girmesiyle 10,91’e kadar gerilese de yıl sonunda 13,32’de dengelendi ve bir daha tek haneleri görmemek üzere yatay seyretti.

Döviz kurunun baskısını her zaman olduğu gibi yine vatandaş hissetti. Mayıs 2021’den itibaren yönünü dimdik bir şekilde yukarı çeviren enflasyon, yıl sonuna kadar %36,08’e geldi. Yeni yılda ise önce %48,69’a, sonra %54,44’e yükseldi.

Fiyatlardaki artış vatandaşın asgari ücret beklentisini de etkiledi. Aralık 2021’de yaptığımız ölçümde katılımcıların %94,5’i asgari ücretin en az %40 oranında artması gerektiğini belirtti. Vatandaşın beklediği oldu ve asgari ücret 4.250 TL’ye çıkarıldı. Ancak hükümet, Aralık ayında kaşıkla verdiği asgari ücreti Ocak ayında kepçeyle aldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon sepetine göre elektriğe Ocak ayında %41,1, doğalgaza %17,3 oranlarında zam yapıldı. Akaryakıt ise 2021 yılında ortalama %44,5 oranında arttı.

Enerjide yaşanan artış doğal olarak üreticiyi de etkiledi. Mayıs 2020’de %5,53 olan yıllık üretici fiyat artışı, sonraki aylarda ne aşağı ne de yatay bir yön seyretti. Her ay kademe kademe artmaya devam etti. Aralık 2021’e geldiğimizde ise %79,89 oldu. Yeni yılla birlikte Ocak ayında %93,53’e, Şubat ayında ise %105,01’e yükseldi.

Enerji fiyatlarının artışı vatandaşı yalnızca doğalgaz, elektrik veya benzinle de vurmadı. Maliyeti artan üreticinin acısını da vatandaş çekti. Ocak 2022’de yaptığımız ölçümde katılımcıların %17,2’si temel ihtiyacının hiçbirini rahat bir şekilde gideremediğini belirtti. Temel ihtiyacının çok azını/birazını rahat karşılayabilenlerin oranı ise %65,1 ile toplumun büyük çoğunluğunu oluşturdu. Şubat 2022 ölçümümüzde ise %83,4 elektrik faturasını öderken, %79,8 ise doğalgaz faturasını öderken çok zorlandığını ifade etti. Davulla zurnayla Aralık ayında müjdeli haber olarak açıklanan asgari ücreti ise %77 yeterli bulmamaya başladı.

İktidarın her sıkıntılı dönemde yaptığı yadsıma politikası ise toplumda karşılık bulmadı. Kötü gidişatı ekonomik kurtuluş savaşı olarak değerlendiren iktidara, Kasım 2021 araştırmamızda toplumun %52,3’ü katılmadı. Avrupa’da yaşamın Türkiye’den daha zor olduğu söyleminde de benzer bir sonuç alındı ve %67,5 Türkiye’de yaşamanın Avrupa’da yaşamaktan daha zor olduğunu belirtti. İktidarın ekonomiyi toparlayabileceğine olan inanç ise, Aralık 2021’de %39,7 iken, Ocak 2022’de %35,5’e geriledi.

Göstere göstere gelen kriz!

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik buhranı kavrayabilmek için Cumhurbaşkanlığı Sistemi öncesi ve sonrasını iyi anlamak gerekir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin bize pazarlanması tamamen bürokratik engeller ve yavaş işleyen aksların hızlandırılması üzerine kuruluydu. Yeni sistemin “getireceği hızlılık” tüm karar mekanizmasının tek bir mercide, Cumhurbaşkanı’nda toplanmasıydı. Bakan Nebati’nin de açıkladığı gibi, bürokratik engelleri kafaya takmamak gerekiyor; Cumhurbaşkanı’nı ikna etmek yeterli oluyordu.

Yeni sisteme geçiş, beraberinde belirsizliği de getirdi. İktidarın sunduğu yeni sistemde bilinen tek şey Cumhurbaşkanı’nın kim olduğuydu. Bakanların kim olduğu, bilgi birikimlerinin ne olduğu önemli değildi. Çünkü bakanların yarın görevde kalıp kalmayacakları da belli değildi. Neticede yeni sistemle birlikte kabinede toplam 8 bakan değişti.

Belirsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ortamda planlı hareket etmek oldukça güç oldu. Nitekim bugün karşılaştığımız ekonomik sorunun ve enerji sıkıntısının yaşanacağı dünden belliydi. Yukarıda da belirttiğim gibi, Mayıs 2020’den beri üretici fiyatları durmadan artıyordu. Türk lirasında değer kaybının yaşanacağı 2008 krizinden, kaybın derinleşeceği ise 2018 yılından itibaren belliydi. Pandemiyi geride bırakmaya başladığımız 2020 yılından itibaren brent petrol artmaya başlamıştı. Akaryakıt fiyatları 2021 yılında %44,5 artmıştı. Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı gerilimle ise 2022’nin ilk üç ayında akaryakıt ortalama %42,4 oranında artmıştı.

Covid-19 pandemisi dışında son dönemde yaşadığımız krizlerin çoğunun geleceği esasen önceden belliydi. Avrupa ve ABD başta olmak üzere tüm ekonomiler, durgunluğu fark ederek para politikasında sıkılaşmaya gitti. Bizde ise tam aksi istikamet seçildi. Mevcut sorunlarla bugün karşılaşılmış gibi hareket edildi. Bu belirsizliğin bize maliyeti ise artan fiyatlar olarak geri döndü.

Bugün artan enerji fiyatlarının yarın gıda krizi olarak geleceği şimdiden belli. Umalım da önceki yanlışlarından ders çıkartan iktidar, bu krizi akılcı bir şekilde yönetir.