Can Büyükbay – İş Kazaları İstatistiklerinde Türkiye ve Diğer Ülkeler

can b++y++kbay (4)

 

 

 

 

 

 

(Grafikler için e-dergi’ye bakabilirsiniz.)

Bir ülkede insan hayatına verilen değerin en önemli göstergelerinden birisi de iş kazalarının sıklık ölçüsü ve bu kazaların gerçekleşmesini engelleyecek önlemleri alma konusundaki kararlılıktır. Şu ana kadar bu konuda yapılan araştırmalar ve birçok ülkede başarıyla gerçekleştirilen uygulamalar, iş kazaları sonucu yaşanan ölümlerin ya da ağır yaralanmaların önlenebilir olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla insan ölümlerini engellemenin en önemli şartlarından birisi de aynı sorunları yıllar önce yaşayan ülkelerin deneyimlerini ve önlemlerini analiz etmek, uluslararası alandaki son gelişmeleri takip etmek ve bunları uygulamaktır.

İş kazası istatistikleri ve genel kavramlar

1998 Cenevre 16. Uluslararası Çalışma İstatistikçileri Konferansı (ICLS); iş kazaları, iş yaralanmaları ve iş göremezlik gibi konularda çalışan herkesi kapsayacak şekilde veri toplanmasını ve bunların analizini karara bağlamıştır. İstatistiklerde veriler; toplam olay, ölümlü olaylar, geçici iş göremezlik olayları ve ölümlü olmayan olaylar başlıkları altında toplanır. En önemli değerlendirme ölçüleri kaza sıklık oranı (accident frequency rate), kaza ağırlık oranı (accident severity rate) ve kaza olabilirlik oranıdır (accident insidence rate) (ILO 1998). İş güvenliği kavramıyla iş kazalarının önlenmesi, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı yaratılması amaçlanır. Böylece üretimin arttırılması ve insani kayıpların engellenmesi hedeflenir.

İş güvenliği sağlığı göstergeleri, çalışanların ne oranda işe bağlı risklerden ve tehlikelerden korunduklarını değerlendirmenin çerçevesini çizer. Bu göstergeler; hükümetler, şirketler ve sivil toplum tarafından çalışma ortamında yaralanmalar, hastalıklar ve ölümlerin önlenmesi için politikalar ve projeler üretilmesine olanak sağlar. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili denetçi ve sağlık profesyonellerinin sayısı, yapılan denetimlerin sıklığı ve eğitim günü sayısı gibi göstergeler ise alınan önlemlerin istatiksel göstergeleridir. ILO, 1941 yılından bu yana her yıl mesleki yaralanmalarla ilgili istatistik toplar ve bunu Çalışma İstatistik Yıllığı’nda derler.

Türkiye’de durum

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre; 2002 ile 2013 yılları arasında 13.510 kişi iş kazalarında hayatını kaybetti (SGK 2014). 2004 yılında ortalama kayıtlı iş kazası sonucu ölüm sayısı 843 iken 2011 yılında bu sayı 1710’a yükselmiştir (Eurogip 2013). İş kazası sonucu ölümlerin sürekli artan bir eğilim izlemesi kabul edilebilir bir olgu değildir. Türkiye ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Son zamanlarda kamuoyunda sıkça ifade edildiği üzere, Türkiye’de her yıl iş kazaları nedeniyle ortalama 1150 işçi ölmektedir. Bu kazaların sosyal ve ekonomik maliyeti ağırdır. Öyle gözükmektedir ki işletmeciler ve siyasetçiler; bu ölümlerden daha çok çalışma günü, verimlilik düşüşü, üretimde azalma gibi konulara önem vermektedir. Aksi halde bu ölümler son yıllarda artmazdı ve gerekli önlemlerin alınmasıyla engellenirdi. Çalışma koşullarını güvenli hale getirmek devletin temel görevidir. Üretim verimi ön plana çıkarılırken insan hayatının göz ardı edilmesi, sağlıksız bir toplumsal ve siyasal sistemin varlığını gösterir.

Bu bağlamda en önemli noktalardan birisi de istatistiklerin güvenilirliğidir. SGK istatistiklerinde 2012 yılı için iş kazası sayısı sadece 74 bin 871 iken TÜİK 2013 verilerine göre bu rakam 706 bin olarak görülüyor (SGK 2012, TÜİK 2013, DISK-AR 2014). İki veri bir yıl kadar farkla elde edilse de bu fark kayıt dışı iş kazalarının yüksekliğinin (yaklaşık yüzde 90) göstergesidir. SGK verilerine göre iş kazalarında hayatını kaybeden sayısı 744 olarak görülüyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ise bu sayıyı 1235 olarak gösteriyor (Beko 2014). Bu, bakanlığın çözmesi gereken sorunlardan birinin istatiksel verilerin güvenilirliği olduğunu gösterir.

Güvencesizlik, denetimsizlik ve de işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin bir maliyet unsuru olarak görülmesi sonucu işçiler ölüyor. İş kazası kavramı ülkemizde ne yazık ki artık iş cinayeti olarak nitelendirilmekte ve bu haklı bir tanım olmaktadır. İşgücü maliyetini azaltmak her ne kadar kapitalist sistemin temel mantığıysa da ucuz işgücünden çok iş güvenliğine önem veren ekonomilerin ve buna değer veren ülkelerin daha üretken oldukları da çeşitli araştırmalarda ortaya çıkmıştır.

Dünya deneyimleri: 20. Dünya İş Güvenliği ve İş Sağlığı Kongresi

ILO’ya göre her yıl 2,3 milyon insan iş kazaları ve iş sonucu oluşan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünyada, her 15 saniyede bir, bir işçi iş kazası sonucunda ölüyor (ILO 2014). 141 ülkeden gelen 4000 iş güvenliği uzmanı, siyasetçi ve bilim adamı Ağustos ayı sonunda Frankfurt’ta iş güvenliği ve çalışma koşullarını iyileştirme konusunda tartıştı. Bu konferans her üç yılda bir Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Birliği (ISSA) tarafından organize ediliyor. Bu yıl Alman Sosyal Kaza Sigortası (DGUV) ev sahipliğinde gerçekleşti. DGUV Başkanı Dr. Breuer, ölümlü iş kazası olmayan bir dünyanın mümkün olduğunu, ‘sıfır iş kazası vizyonunun’ düşüncede değil pratikte de sağlanabileceğini vurguladı. Breuer, Almanya’da 100 yıl önce her yıl 10 000 kişinin iş kazasında yaşamını kaybettiğini, son yirmi yılda ise kaza oranının giderek azaldığına dikkat çekti. Bu başarının Almanya’ya özel olmadığı ve gerçekleştirilebilir olduğunu vurguladı (ILO-Berlin 2014).

Buradan çıkarılması gereken ders, uluslararası işbirliği ve deneyim paylaşımının iş kazalarını engellemenin en önemli basamaklarından birisi olduğudur. Türkiye’nin bu kongrelerin kazanımlarından faydalanması ve dikkate alması gerekiyor. 2014 Dünya Kongresi Başkanı Dr. Eichendorf dünya genelinde iş kazalarına karşı çözümler üretildiğini, bu çözümleri uygulayan ve değerlendiren ülkelerin başarılı olduğunu açıkladı (ILO-Berlin 2014). Dünya Kongresi’ndeki bilgi paylaşımı da Türkiye’de de iş kazalarını önlemenin sıfırdan başlamayı gerektirmediğini gösteriyor. İş doğasının değişen yapısı, alınan önlemlerin sürekli yenilenmesini gerektiriyor.

Dünya bu insani trajedileri, ekonomik ve toplumsal zararı engelleme doğrultusunda iş kazalarına daha duyarlı hale geliyor. ISSA Başkanı Stoove, iş güvenliği ve sağlığına yapılan yatırımların dikkat çekici ekonomik ilerlemeye yol açtığını söylüyor. ISSA’nın bir araştırması; bir işletmenin, güvenlik konusunda harcadığı paranın ortalama iki katı fazla girdiyi bu sayede sağladığını belirledi. Bu, belki ekonomik aklı ön plana çıkaran ve insan hayatını ikinci planda gören sistem için dahi teşvik edici bir bilgi olabilir. Kanada’da yapılan araştırmalar, iş güvenliğine yatırılan her doların, iki ila sekiz dolar arası kar getirdiğini gösteriyor. Ürünlerin kalitesi, iş güvenliğinin en iyi olduğu yerlerde en yüksek oluyor. ILO, araştırmalarında iş güvenliğine ve sağlığına yapılan yatırımların üretimi arttırdığını ortaya koyuyor. 31 sanayi ülkesi ve gelişmekte olan ülkenin rekabet oranlarının karşılaştırılması bunu belirliyor. Ölümcül iş kazalarının düşmesi yüksek rekabet gücünü beraberinde getiriyor. Örneğin İsviçre en iyi iş güvenliğine sahip ülkelerden biri ve rekabet gücü en yüksek olan ekonomilerden biri olarak sınıflandırılıyor. İşçi sağlığı ve güvenliğine değer vermemek son tahlilde şirkete ve ülkenin ekonomisine zarar veriyor.

AB üyesi devletler ve Türkiye

Avrupa Birliği (AB) istatiksel göstergelerine göre iş kazaları çalışan kişi sayısına oranlanarak ölçülürse 2011 yılında her 100.000 kişi başına ölümcül kaza oranı 1,94 olarak görülüyor (Eurostat 2011).
Grafiği incelediğimizde, AB üye ülkeleri arasında 2011 yılında en yüksek ölümcül kaza oranının Portekiz’de gerçekleştiğini görüyoruz. (100.000 çalışan kişiden 4,3 ölü) Diğer taraftan Yunanistan, İngiltere, Malta ve Hollanda en düşük ölümcül kaza oranını kaydetti. Bu ülkelerde oran, Her 100 000 çalışan kişi için 1,0 ölümcül kaza oranının altında seyrediyor.

Türkiye’de, işçi statüsünde çalışan kayıtlı işgücünden hesaplanan verilere göre, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında ölümlü iş kazalarında ortalamanın neredeyse 7 katına yükselen bir orana sahiptir. AB üyesi 27 ülke için ortalama ölümlü iş cinayeti oranı 2010 yılında istihdam edilen 100.000 kişi başına 2,1 iken, Türkiye’de bu oran 14,3’tür. Türkiye’ye iş kazası oranında en yakın ülke olan Kıbrıs’ta bu oran Türkiye’nin yaklaşık üçte biri kadardır (DISK-AR 2014). Bu rakamlar kayıt dışı işgücünü kapsamamaktadır.

Türkiye verileri işçi statüsünde çalışan kayıtlı işgücünden hesaplanmıştır. Demek oluyor ki, Türkiye madencilik sektöründe AB-27 ülkelerinin ortalama değerinden 16 kat daha fazla ölümlü iş kazası ile karşılaşılmaktadır. (DISK-AR 2014).
Türkiye, ILO tarafından sağlanan veri tabanında 2011 yılı için madenlerde ölümlü iş kazası sıklığı oranında verisi olan ülkeler arasında birinci sıradadır. Türkiye’yi Arjantin takip etmektedir. (ILO 2014, DİSK-AR 2014).
Avrupa’da yapılan araştırmalarda dikkat çekici olan nokta, Türkiye’de işçilerin 2010 yılında yaşanan çok sayıda iş kazasına rağmen işlerinin sağlıklarını ya da güvenliklerini riske attığını düşünmüyor olmasıdır. Diğer bir istatistiğe baktığımızda Türkiye’de işyerlerinin sağlık ve güvenlik politikaları bulunmuyor ya da biçimsel risk değerlendirilmesi yapılma oranı en düşük oranlarda seyrediyor. Tablolardaki kötü bilançoya rağmen algılamada hala olumlu bir imaj olması, işçilerin bilinçlendirilmesinin gerekliliğine işaret ediyor.

‘European Survey of New and Emerging Risks’ (ESENER) kapsamında 2009’de yapılan araştırma, Türkiye’de işyerleri sahiplerinin düzenli sağlık ve güvenlik denetimleri yapma oranlarının diğer ülkelere göre düşük olduğunu gösteriyor. Tablo 5’teki grafiğe baktığımızda Türkiye’de işyerlerinin yaklaşık %40’ının sağlık ve güvenlik politikası olduğunu görüyoruz. Bu rakam, Yunanistan dışında tüm Avrupa ülkelerinden daha az.

Görüldüğü gibi Türkiye düzenli sağlık ve güvenlik denetimlerinde de sondan birinci sırada yer alıyor.

Görüldüğü üzere bu istatistikte de Türkiye son sıralarda yer alıyor. Ancak işçilerin buna rağmen güvende olduklarını düşünmeleri yeterli bilinç düzeyinde olmadıklarını, haklarını bilmediklerini ya da aldatıldıklarını da ortaya koyuyor. Bütün verilerde sonlarda yer almakta olan hiçbir ülke, işçilerin güven duymalarına yönelik grafikte orta sıralarda yer almıyor.

Birçok sendika yöneticisinin sürekli dile getirdiği gibi denetimlerin ve yaptırımların caydırıcı olması zorunluluktur. Piyasaya açılan bir İş Güvenliği Sağlığı uygulaması, tehditleri engellemez. Güvencesiz çalışma ilişkileri devlet ve sermaye ilişkilerinin temel alanı olmaktan çıkarılmalı ve kamusal bir işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı yaratmak için çalışılmalıdır. Özgür ve demokratik sendikalar gereklidir. Sendikalar, üniversiteler ve meslek odalarının demokratik denetim sistemleri oluşturması ve denetim mekanizmasının ana bileşenleri haline gelmesi iş kazalarında yaşanan ölümleri durduracaktır.

* Dr. Can Büyükbay,
canbuyukbay@access.uzh.ch

Bir cevap yazın