Babür Atila – F.

Babür Atila-fotoğrafBeynime kazınmış bir sahne var gözümün önünde…
Tam kırk yıldır.Yine o kasabadan, yine o okuldan…
Sınıfımızdaki öğrencilerden bazıları, kasabanın ortasından akan derenin üst taraflarındaki köylerden yürüyerek gelirlerdi okula. Onların yaz kış demeden kilometrelerce yolu aşmalarına çok şaşırır, takdir eder, büyük saygı duyardım yüreğimde.
O yolu yürüyerek gelenlerden biriydi “F”.
Gerçek adını yazmak istemiyorum. İsimsiz diyelim isterseniz. Ya da kod adı “F”.
Subliminal bir mesaj sanmasın hiç kimse. O kızın adının baş harfidir “F”.
İlk teneffüsten sonra sınıfa yeni girmiştik. Yerlerimize oturma telaşındayken bir anda ortalığı felaket bir koku kapladı. Öğretmen çok sinirlenmiş ve bağırmaya başlamıştı.
“Kim yaptı söylesin kim yaptı!”
Herkes önüne bakıyor ve korkudan titriyordu. Sınıftan çıt çıkmıyordu.
Öğretmen ise kokunun kaynağını bulma derdindeydi.
Görmezden gelemiyordu. Suçluyu bulmak, rezil etmek için yanıp tutuşuyordu.
Tam o sırada, erkek öğrencilerden birisi dizlerinin üzerinde eğilerek sınıfta dolanmaya başladı. Evet bir köpek gibi her yeri, her k.ç. koklayarak sıraların arasından ilerliyordu.
Şaşkın gözlerle ne yapıyor diye ona bakarken, o it “F”nin arkasında durdu ve
“Öğretmenim F. yapmış, koku ondan geliyor” diye bağırmaya başladı. Pis pis de sırıtıyordu. Avını yakalamış avcı iti gibi…
Sınıftaki öğretmenin otoritesine biat eden, onun g.t.nün kılı olma yolunun arkadaşlarının k.ç.nı koklamaktan geçtiğini daha dokuz yaşında kavrayan bir ispiyoncuydu o.
F.’nin utancından bir yaprak gibi titremesi gözümün önünden hiç gitmedi.
Sınıftan dışarı kovulurcasına kaçmasını da unutamadım.
O olaydan sonra daha iyi anladım şair Nazım’ın “Kız Çocuğu” şiirinin dizelerini.
Yakup Kadri’nin Yaban’ı daha bir anlaşılır oldu gözümde.
Alpay’dan “Fabrika Kızı”nı her dinlediğimde aklıma hep F geldi.
Ben o olaydan sonra kavradım yüreğin hep solda attığını…
annelerden-ogutler1Cafer…
Yıllar önce birinden duymuştum. “Bu toprakları bize Anadolu diye bellettiler ama buraları Bizans’tır” demişti. “Kahpelik, entrikacılık hiç eksik olmaz buralarda” diye de eklemişti.
Hasetlik, çekememezlik ve hazımsızlık üretir bu topraklar.
Çetin Altan’ın dediği gibi, bu topraklarda pusu kurulur, düello görüntüsü altında.
Bakkalın yanına bakkal, kahvehanenin yanına kahvehane, kebapçının yanına kebapçı, eczanenin yanına eczane açanlar işte bu toprağın organik ürünleridir.
Bu ülke koca bir kasabadır. Köyünden çıkmasıyla beraber şehir yaşamının modern, çağdaş ilişki ağlarını iğfal etmek için her fırsatı kullanan koca bir güruhun ve onun tercihlerinin esareti altındadır bu memleket.
Üçüncü sınıf bir futbolcudur aslında tüm bu hazirun…
Hakemin bakmadığı, görmediği her an ve saniye, rakibine tekme atan veya tüküren odur. Hakemin kafasını ona çevirmesi ile kendini yere atıp bağırıp duran, “Faul, faul hakem bey, faullll” diye ortalığı yakıp yıkan da odur.
Onun seçtiği siyasetçi de öyledir, yetiştirdiği çocuk da…
Ve böylece koca bir memleket, tüm kurum ve kuruluşları ile içten içe çürümüş, kokuşmuştur.
15 Temmuz 2016, işte bu kokuşmuşluğun ortalığa saçılan pisliğidir.
Ve bu pisliğin nimetlerinden faydalanma telaşında olan siyasetçiler, pisliği karıştırıp durmakta, rezil kokuyu sürekli ortaya yaymakta ve bu sebeple de “bazen millet, bazen halk” denilen kitlenin burunlarını hissizleştirdiklerinin ayırdında bile olmadan, 7/24 ruhlarımızı daraltmaya, içimizi sıkmaya devam etmektedir.
Cafer’in k.ç.ndan düşenlere bez mi yetişir?
F. ile Cafer…
Bu bir Leyla ile Mecnun hikayesi değildir.
Bu ezen ile ezilenin, haklı ile haksızın, iyi ile kötünün hikayesidir.
Bu sağ ile solun, bilim ile inancın, evrim ile yaradılışın mücadelesidir.
Bu çökmüş Osmanlı ile 1923 Aydınlanma Devrimi arasındaki hesaplaşmanın tutturulamayan muhasebesidir.
Birinci karedeki anne oğluna bağırarak;
“Eğer derslerine çalışmazsan, sonun o adam gibi olur”
dinozor1İkinci karedeki anne kızına, yumuşak sesle;
“Eğer derslerine iyi ve hakkını vererek çalışırsan, şu adama daha iyi bir dünya sunabilirsin”
Yavru dinozor sorar;
“Baba, Tanrı var mı?”
Baba dinozor cevap verir,
“Henüz değil”
Yukarıdaki karikatürler ofisimin duvarını süslemekte. Neden mi?
Hayatımı, hislerimi, varoluştan ne anladığımı, neyin mücadelesini vermeye çalıştığımı gözler önüne serdikleri için…
Belki de bizlerin mücadelesini…

*Babür ATİLA
SODEV Kurucu Üyesi
batila@superonline.com

Bir cevap yazın