Aytül FIRAT – Yükseköğretime Salgınla Gelen Fırsatlar ve Vakıf Üniversitesi Emekçilerini Bekleyen İşsizlik

2020 yılıyla birlikte neredeyse tüm ülkeler, Covid-19 ismi verilen virüsün gösterdiği yüksek yayılma hızı, ölüm riski, tedavi ve aşı üretilme süresinin uzunluğuna dair acı gerçeklikle karşı karşıya kaldılar. Çabuk atlatılacak, hafife alınacak türde bir dert olmadığı kısa süre içinde anlaşılan salgını yavaşlatmaya dönük birtakım önlemler, tartışmalı taraflarıyla Türkiye’de de hayata geçirildi. Böylelikle bahar ayları, gündelik yaşamın her alanında olduğu gibi, eğitim ve yükseköğretimde de bazı değişikliklerin yaşandığı bir dönemin başlangıcını oluşturdu.

YÖK’ün 23 Mart’ta üniversitelerde dijital platformlar üzerinden uzaktan eğitime geçiş kararının ardından, bir dizi uygulama yürürlüğe girdi. Böylelikle başta “öğrencileri artık nasıl bir eğitim/öğrencilik dönemi bekliyor?” sorusu olmak üzere, kurumların eğitim modelleri, eğitimin biçimsel/içeriksel boyutları ve hocaların emek süreçlerine ilişkin pek çok soru ve belirsizlik ortaya çıktı. Birtakım aksaklıklara rağmen yeni koşullara hızla uyum sağlayan öğrenciler ve hocalar eğitim yılını tamamlayarak yaz dönemine girdiler. Fakat 2020 yazının, yeni eğitim yılına ilişkin her sene yapılan planlar ve olağan hazırlıkların yanı sıra bir takım cevapsız sorular, değişiklikler ve bazı kaygıları da içerdiğini söylemek mümkün.

Sözü geçen kaygıları farklı sebeplerle taşıyan kesimler olduğunu tahmin etmek de pek zor değil. Örneğin eğitim piyasasını etkileyeceği açık olan salgın koşullarının vakıf üniversitelerini özellikle kurum kârları konusunda endişelendirdiği, bu konuda önlemler aramaya sevk ettiği ortada. Diğer taraftan biliyoruz ki içinden geçtiğimiz zorlu günler bu kurumların emekçilerine de büyük bir geçim ve işsizlik endişesi getirdi. Zaten halihazırda kamu üniversitelerinden farklı olarak, vakıf üniversiteleri çalışanları için her sene tekrarlanan kaygı yüklü ‘sözleşme yenileme dönemi’ olan yaz aylarında, daha şimdiden korkuları artıran gelişmeler yaşanıyor. Bu korkuların tek kaynağı vakıf üniversitesi çalışanlarının son aylarda deneyimlediği durumlar ya da sadece uzaktan eğitimin önümüzdeki yıl da devam edeceğini bilmek değil. Yapılan kanuni düzenlemeler de dikkate alındığında, ticarethane oldukları konusunda şüpheye mahal bırakmayan kararlar veren bu kurumların yakın dönemde izleyecekleri istihdam stratejilerinden, emekçiler lehine bir sonuç çıkması pek mümkün durmuyor.

Akademisyenler ücret düzenlemesi beklerken…

Kâğıt üstünde öyle değilmiş gibi görünse de hemen herkesin bildiği, çalışanlarından tutun öğrencilerine kadar herkesin dikkate alarak davrandığı fiili durum, vakıf üniversitelerinin neredeyse tamamının aslında kâr amacı güden kurumlar olduğu. Konunun bu kısmıyla alakalı olarak, salgınla ilgili olsun ya da olmasın, bu dönemde ortaya çıkan bazı gelişmeleri gözden geçirmekte fayda var.

Geçtiğimiz Nisan’da 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda vakıf üniversitesi akademisyenlerinin çalışma koşullarını değiştireceği düşünülen bir düzenleme yapıldı. 17 Nisan tarihli Resmi Gazete’de açıklanan karara göre, bu kurumlardaki burslu öğrenci zorunluluğu %10’dan %15’e çıkıyor ve artık “…vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemeyeceği” ifade ediliyordu[1]. İlki kazanç kaybı yaratan, diğeri ise mevcut emek piyasasına asgari ücrete benzer bir taban fiyat uygulamasıyla müdahale anlamına gelen bu kararlar, kârları düşürecek bir gelişme olarak düşünülebilir.

YÖK Başkanı Yekta Saraç, konuyla ilgili AA’na verdiği demeçte, “son dönemlerde bazı vakıf üniversitelerinin kötü uygulamaları dolayısıyla vakıf üniversitelerinin ticarethane şeklinde değerlendirilmelerine yönelik oluşan olumsuz algıyı ortadan kaldırmak için bazı düzenlemeler”in bu pakette yer aldığını belirtirken, vakıf üniversitelerinde ücretsiz okuyan öğrenci sayısı artışının da “sosyal devlet anlayışı ve vakıf mantığıyla uyuşan ve öğrencilerimizi sevindirecek bir düzenleme” olduğunu ifade ediyor.[2]

TBMM’den salgının ilk döneminde geçen bu değişikliğe ilişkin adımların daha önceden atıldığı anlaşılmakla birlikte, sözü geçen kararların ardındaki gerçeği, yani bazı vakıf üniversitesi sermaye grupları, YÖK ve hükümet arasında geçirilen süreçleri bilmek elbette pek mümkün değil.

Büyük çoğunluğunun maaşı özellikle son birkaç sene içinde çeşitli sebeplerle kamuda ödenenin altında kalan vakıf akademik personeli, maaşlarının düzenleneceği beklentisine girdilerse de son günlerde duyulan birkaç örnek dışında, büyük çoğunluğu henüz bu uygulamaya geçmedi. Kısa bir süre içinde bu olumlu beklentilerin yanı sıra vakıf çalışanları arasında, uygulamaya geçildiğinde üniversite yönetimlerinin bu maliyeti düşürmenin yolunu ‘bir şekilde’ bulacağı, norm kadro dışındaki kadronun işten çıkarılıp, yarı zamanlı hocalar ile çalışılmayacağı yönünde tahminler yapılmaya başlandı. Hatta bazı kurumlarda verilen maaşların ‘açıktan’ geri istenebileceği yönünde imaların başladığı yönünde söylentiler dolaşıma girdi.

Ancak salgın sürecindeki bazı gelişmeler ve değişen iş koşulları, bu konudaki beklentileri düşürerek, gündemi de kısmen değiştirdi. Zira yaklaşık dört aylık zaman diliminde ücret artışı şöyle dursun, pek çok akademisyenin mevcut ücretlerini bile tam alamadıkları bir durum ortaya çıktı.

Kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin ve diğer fırsatlar

Salgının yine ilk döneminde Mart ayı sonlarında, çalışanlarının ücretlerini ödemekte zorlanan işletmelerin, işsizlik sigortası fonuyla finanse edilen ve İŞKUR kanalıyla dağıtılacak Kısa Çalışma Ödeneğine başvurabilecekleri açıklandı. Böylelikle salgının kısmen de olsa kontrol altına alınabileceği düşünülen 3 aylık bir dönem için, ücretlerin -belirli bir azami düzeyi aşmayacak şekilde- %60’ının bu fondan, %40’ının ise kurumlar tarafından karşılanacağı bir uygulamaya geçildi.

Aynı günlerde uzaktan eğitime başlayan, yani pek çok vakıf üniversitesi çalışanının tarif ettiği üzere, ofis giderlerinin artık olmadığı, elektrik, su, internet, telefon, temizlik hatta personel yemekleri, öğrenci servisi giderleri, törenler, şenlikler gibi kayda değer bütçeli öğrenci faaliyetleri gibi masrafları da ortadan kalkan, sorulduğunda da kâr amacı gütmediklerini belirten vakıf üniversiteleri bu koşullar altında ne yaptılar? Üstelik fabrikalardan, şirketlerden farklı olarak, işletme geliri olarak öğrenci ücretlerinin hemen tamamını çoktan kasalarına aktarmış, yani senelik gelirlerini müşterilerinden peşinen tahsil etmiş olan bu kurumlar bizi şaşırtmadılar, hemen hepsi Kısa Çalışma Ödeneğine başvurdular.

Hiçbir gelir kaybı yaşamayan, ödeyebilecek oldukları ücretleri kamuya yükleyen ama bu maliyet düşüşüyle yine de yetinmeyen bu kurumlar, fırsat varken daha da kazançlı duruma geçmek üzere olanakları zorlamaya devam ettiler. Öyle ki girilen süreç, ‘kâr amacı gütme’nin nasıl bir şey olduğunu bilmeyenlere öğretecek nitelikte uygulamalara sahne oldu. Üniversite patronları ve yönetici kadrolarının tam anlamıyla insafına kalmış şekilde her birinde farklı biçim ve derecede uygulanan kararlarla, üniversite emekçileri de farklı şekilde mağdur edilmiş oldular.

Bazıları, kısa çalışma ödeneğinden arta kalan %40’lık maaş ödemesini yapmayı tercih ederken, bazıları bu ödemeleri yapmadılar. Çok büyük bir kısmı bir anda ‘fazlalık’ durumuna düşen idari personelin bir bölümünü ya da ödenekten faydalanma imkânı bulunmayan akademik personeli ilk fırsatta ücretsiz izne çıkardılar. Bir kısmı ders saat ücretli yarı zamanlı hocalarla çalışmalarını dönemin tam ortasında sonlandırarak, bu dersleri kadrolu hocalar üzerinden sürdürmeyi tercih ettiler. Böylelikle ders yükü arttığı için ek ders ücreti alması beklenen hocalara %40’lık kurum payının ödenmemesi gibi, bu ek ders ücretlerinin de ödenmediği, bu aksaklığın da uzaktan eğitim ve pandemiye bağlandığı bir süreç yaşanmış oldu.

Böyle olağanüstü bir durumda bile emek sömürüsünü ve kârlılıklarını artırmak dışında önceliği olmadığını açıkça ortaya koyan bu eğitim kurumlarından, ne yazık ki öğrenciler de nasiplerini aldılar. Kendileri kamu kaynaklarından, ödeneklerden gönül rahatlığıyla faydalanan vakıf üniversiteleri, okul ücreti ödemelerinde aksama olmuş, küçük de olsa borcu kalmış olan öğrencilerin vize ve final notlarını görmelerini de aynı rahatlıkla engelleyebildiler. Ne yazık ki bütünleme sınavına girip girmeyeceğini bilemeyen yani ‘borcu bulunduğu için dersten kalma’ ile cezalandırılmış bu öğrenciler notlarını, söylemeleri yasak olduğu için işten atılma endişesi taşıyan hocalarından da öğrenememiş oldular.

Yeni normalleşme, yeni fırsatlar…

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak akademik seneye ait yükümlülüklerin bitişini de gösteren not ve evrak teslimleri gibi rutin işlerin tamamlanmasının ardından, bu yazının da kaleme alındığı Temmuz ayı ortalarına kadar geçen sürede Toros Üniversitesi, Okan Üniversitesi ve Altınbaş Üniversitesi’nden haberler geldi. [3]

Toros Üniversitesi’nde yaklaşık 30 ve Altınbaş Üniversitesi’nde ise yaklaşık 70 kişiye yeni dönemde sözleşmelerinin yenilenmeyeceği yani işten çıkarılacakları bildirildi. Çalışanların tazminat haklarının verilip verilmeyeceği gibi konular belirsizliğini korurken, işten çıkarmanın yasak olduğu bilinen bu dönemde çıkarma prosedürünün nasıl uygulanacağı konusunda sağlıklı bilgi sunulduğu da söylenemez.

Salgının ilk döneminden itibaren emekli profesörleri ve idari personeli ücretsiz izne çıkaran Okan Üniversitesi ise, bu tür uygulamalara tepki gösteren Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Levent Sevgi’nin kişisel sosyal medya hesabında eleştirilerini paylaşmasının akabinde “üniversitenin itibarını zedeleme” gerekçesiyle iş sözleşmesini feshetti.[4] Mahkeme süreci vesilesiyle Okan Üniversitesi’nin 411 idari ve akademik kadro için kısa çalışma ödeneği aldığı, 193 idari ve akademik personeli de ücretsiz izne çıkardığını öğrenmiş bulunmaktayız. Üniversitenin mahkemede dile getirdiği açıklama ise süreci temsil eden, özetleyen nitelikte: “Kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulaması, düzenlemenin verdiği hak ve yetkiyle hemen tüm vakıf üniversitelerinde aynı uygulama yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir.” Pandemi kaynaklı kazanç kaybı olduğuna dair hiçbir gösterge bulunmayan vakıf üniversitelerinin tam da burada ifade edildiği gibi hemen hepsi, kanunen bir engel bulunmadığından, çalışanlarını bu koşullarda mağdur edebildiler.

Bu tartışmalar devam ederken, emsal ücrete geçiş konusunda, ilk karar üzerinden de sadece iki buçuk ay geçmiş iken 8 Temmuz’da YÖK, bu sefer patronların yüreğine su serpecek erteleme kararını duyurdu. 2020.39 no.lu Yürütme Kurulu kararına göre, emsal ücret uygulamasının vakıf üniversitelerine bildirilmesinin ardından bu üniversiteler ”… sözleşmelerin yıllık olarak yenilendiği, bütçelerini özel hesap dönemine göre planladıkları, maaş artış ve iyileştirmelerinin özel hesap dönemini izleyen aydan itibaren yapılmasının planlandığı, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren emsal ücret uygulamasına geçiş yapacak uygun bütçelerinin bulunmadığı gibi gerekçeler”le durumun değerlendirilmesini talep etmişler, sonuç olarak bu kurumlar için “emsal ücret uygulamasına 2020 yılı içinde olmak şartıyla öğretim elemanı sözleşmelerinin yenilendiği aydan itibaren başlatılması hususunun, vakıf yükseköğretim kurumlarının yetkili kurullarınca değerlendirilerek sonuçlandırılmasının uygun olduğuna” karar verildiği belirtildi. Böylelikle hepimiz YÖK başkanının söylediği gibi “sosyal devlet anlayışı ve vakıf mantığıyla uyuşan” adımların öyle pek de kolay atılamadığını görmüş olduk.

İçinden geçtiğimiz günlerde pandemi ve onun dışındaki türlü risklerden korunmaya değer bulunanlar elbette sadece vakıf üniversiteleri sermayedarları olmadı. Alınan ekonomik karar ve önlemlerin, işletmelerin üretim maliyetlerini düşürmek, borçları, vergileri ötelemek ve diğer yandan tüketim ve borçlanmayı teşvik ederek satışları sürdürmek gibi işverenler lehine kararlar olduğu pek çok yerde dile getiriliyor. Öte yandan özellikle son dönemdeki işsizlik verileri üzerinden süren tartışmalarda, işgücüne katılım oranının giderek düştüğü/düşürüldüğü, şu anda kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin uygulamalarıyla istihdamda görünen ama aslında işsiz olan büyük bir nüfus olduğu da vurgulanmakta. Bilindiği üzere kitlesel işsizlik ve ekonomik kriz gibi kritik konuların siyasi iktidarlar açısından birçok anlamı var. Bu göstergeleri bütüncül şekilde değerlendirdiğimizde, yakınlarda alınan son karar de pek şaşırtıcı olmuyor. Zira işten çıkarmaları engelleyen düzenleme ile ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği uygulamasının 31 Haziran 2021’e kadar uzatılabilmesi için Cumhurbaşkanı’na yetki veren kanunun Meclis’ten geçmesi, şimdiye kadar yapılanlarla oldukça uyumlu görünüyor. Önümüzdeki aylarda, sözleşmelerin yenilenme koşulları, ödenecek/kesilecek ücretler, işten çıkarılanlar, ücretsiz izinli olarak devam eden ya da tazminat hakkından vazgeçip istifa etmek zorunda kalanlar hakkında bilgiler ortaya çıktıkça, bu konulara ilişkin daha kapsamlı bir analiz yapmak da mümkün olacaktır. Diğer yandan atılan adımlar ve uygulanan bu tür politikaların, üniversite eğitimine kısa ve uzun vadeleri etkileri de önümüzdeki dönemde yapılacak araştırmalara konu olmaya aday gibi görünüyor.

Ne yazık ki piyasa mantığı açısından rasyonel kararların, kanunen mümkün kılınıp, pandemiyle de meşru gösterilmesi, sürecin getireceği yıkımı ortadan kaldırmıyor. Keza özel sektörün işten çıkarma açıklamalarını şimdi yapması ya da bunu erteleyecek olması da pek çok kişinin işsiz kalacağı hatta şimdiden işsiz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Her ne kadar bazı araçlar yardımıyla bir süre için çalışmayanlar işbaşında, özel şirketler vakıf üniversitesi gibi ya da işsizlik olduğundan daha düşük gösterebilse de gerçeği bizzat yaşayan, yani bu durumların ceremesini çeken, iş ve gelir kaybı yaşayan insanların varlığını her anlamda dikkate almakta fayda var. Çünkü gerçekliğin saklı tutulamayacak olması gibi, sihirli değnekle değiştirilebilir türde bir şey olmadığını muhtemelen en iyi bu kesimler biliyor.

*Aytül FIRAT
Doktora Öğrencisi, İktisat
aytulfirat@gmail.com


[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200417-1.htm

[2] https://www.aa.com.tr/tr/egitim/yok-baskani-sarac-yuksekogretim-duzenlemesi-sistemin-daha-saglam-bir-zemine-oturdugunun-gostergesi/1806768

[3] https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/07/15/yok-esit-ucret-dedi-akademik-kiyim-basladi/

[4] https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/07/19/prof-sevgi-okan-markasini-yonetim-sifirliyor/