Alwaght- Russia Delivery of S-300 defense system to Iran has been anne dec

Aydın Selcen – Gelecekte Geçmişe Hoşgeldiniz

581644bc67b0a91d901ed5dd Yüzünüzü bir yana döndüğünüzde, doğal olarak sırtınızı aksi yöne dönmüş olursunuz. Buna “üçüncü halin olmazlığı” da diyebiliriz mantık bilimi terminolojisiyle. Herkesi aynı anda memnun etmenin olanaksızlığı da denebilir. Stratejik derinliğin bitip şark kurnazlığının başladığı yer de. Veya bir önerme, özellikle dış siyaset alanında, anlam ifade ediyor mu diye test etmek isterseniz, onu İngilizce gibi geçer akçe bir Batı diline çevirip yeniden söylemeyi deneyebilirsiniz. O zaman “stratejik derinlik” ile “Lebensraum” kavramlarının farkları nedir, bu ikisi aynı mıdır diye sorabilir ve bu soruları izleyerek bambaşka ve çok vahim bir tarihsel çözümlemeye de ulaşabilirsiniz.

Dış siyaset, diplomasi, sınamaları yönetme sanatı

Her alanda, her konuda, her zaman, bütün önceliklerini dayatacak bir güç (“güç”, devlet anlamında) yok. Tek küresel ölçekteki güç ABD de buna dahil. Öyleyse önceliklendirme zorunlu. Bu önceliklendirmenin hazırlığı mutfakta, yani Dışişleri’nde diğer ilgili kurumların katkılarıyla yapılır. Siyasal yürütme yani hükümet son şeklini verir. Ancak bu sonuçların meclis, medya ve akademya ile uzman STK’lar tarafından tartışılır ve denetlenir olması da gerekir. Tabii demokrasi olmak gibi bir iddianız varsa.

Yakın çevre siyasetimiz, Cumhuriyetimizin bekası ve Osmanlı’nın mirası ile ilgili. AB üyeliğimiz ise, Cumhuriyetimizin kimliğini arayışı ve kimliğini tescil ettirme gayreti. Türkiye, Osmanlı geçmişine sırtını dönerken, Osmanlı’nın son ikiyüzyıllık muktesebatıyla Batı’ya yöneldi. Bu ilerici hamle bir kimlik reddi, bir fantezi veya (haşa) bir diktatörün dayatması değil; bir var kalma mücadelesinin doğal menzili idi. Şimdi, Suriye ve Irak’ta sırasıyla 2011’den ve 2003’ten başlayan altüst oluş, Türkiye için bundan dolayı varoluşsal sınamalar oluşturuyor.

Zaten müesses nizam açısından 2003 sonrası ABD’nin Irak’a gelip, Irak Kürtlerine el vererek Türkiye’ye komşu olması ayarları bozmuştu. Bu yönüyle iktidardaki yerini henüz sağlamlayamamış olan AKP’yi iktidardan indirmek ile Kürtlerin Irak’taki siyasi yükselişini durdurmak, aynı güvenlikçi-ceberrut müesses nizam siyasetinin iç ve dış veçheleriydi. AKP, bu baskıya hem AB üyeliği vokasyonuna sahip çıkarak, hem Irak Kürtleriyle ilişkileri rayına koymaya gayret ederek yanıt verdi. Başarılı da oldu, ayakta kaldı.

Fakat 2011’de, Arap alemindeki otoriter tekadam rejimlerine karşı halk isyanları diğer komşu Suriye’ye geldiğinde, 2003’ten farklı olarak AKP çok daha özgüvenli bir yaklaşım izledi. Davutoğlu’nun temelini attığı siyaset doğrultusunda Türkiye yakın çevresine düzen verme yaklaşımı gütmeye başladı. Önce Irak’ta, sonra Libya’da kaçırdığını düşündüğü fırsatı, Mısır’da ise getirildiğini düşündüğü oyunu, doğrudan kuvvet projeksiyonu yapabileceğini hesap ettiği Suriye’de temize çekmeye kalkıştı. Sonuç malum.

Geçmişle gelecek ortası

Bugün, Irak ve Suriye askerileşmiş dosyalar. Suriye’de Fırat Kalkanı sürüyor. Irak’ta Başika üssü açıldı. Bunu Ain Zala’nın izlemesi gündemde. Suriye’de IŞİD’le mücadele ve PYD kantonlarının birleşmemesi; Irak’ta ise Şengal’de (Sincar) HPG mevcudiyetinin sona erdirilmesi öncelikler. Fırat Kalkanı harekatında şehit sayısı 40’ı aştı, sahada halen 3000’i aşkın askerimiz bulunuyor, zırhlı sevkiyatı devam ediyor.

Öte yandan, Beşar Esat’ın Rusya ve İran desteğiyle Doğu Halep’i yıkmak pahasına da olsa geri alması savaşın gidişini değiştirdi. Buna, yeni seçilen ABD Başkanı Trump’ın direnişçilere desteği keseceği yönündeki açıklamaları eklendi. Bu gelişmelere, ABD’nin YPG’ye yönelik Türkiye’nin kaygılarını anlamadığı değerlendirmesi eklenince, Ankara makas değiştirdi. Rusya ve İran’la masaya oturdu. Bab’ın alınmasına Rusya’nın aktif desteğini aldı. Beşar Esat’ın iktidardan gönderilmesi saplantısını arka plana itti. Nusra ve IŞİD’le mücadele ilan etti.

Türkiye, bu yaklaşımıyla, en azından direnişin elindeki Idlib’in Doğu Halep gibi dümdüz olup Şam tarafından geri alınmasının şimdilik önüne geçmeyi sağlamışa benzer. Ancak Şam da, ülkenin tamamında yeniden egemenliğini tesis etme hedefinden tabiatıyla geri adım atmış değil. Bu itibarla, SDG/PYD/YPG’nin de ülkenin kuzeyinde belirli bir özerklik elde etmek ve kantonları bağlamak amaçları bastırılmış gözüküyor. IŞİD’in yapacağı da, sahada düzenli orduya veremeyeceği yanıtı yılbaşında İstanbul’da olduğu gibi asimetrik saldırılarla vermeye yönelip üzerindeki Bab’tan sökülüp atılma baskısını dengelemeye çalışmak. Ancak, Türkiye neticede Bab’ı “fethettiğinde” ne yapacak? İdare mi edecek?

Suriye ve Irak iki ayrı ülke. Ancak IŞİD’le mücadele açısından aynı bütüncül savaş alanının iki ayrı sahnesi. IŞİD Irak’ta ortaya ilk çıktığında iki ülke arasındaki sınırı ortadan kaldırdığını duyurmuştu. Dolayısıyla IŞİD karşıtı koalisyonun mücadelesi, aynı zamanda Suriye ile Irak’ı ayıran sınır çizgisini yeniden yerli yerine koymak. Bu siyaset esasen Ankara’nın geleneksel Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma önceliğine de uygundu. Suriye’de ise müdahalecilik, Esat’ı gönderme öne çıkmıştı. 2011’den 2016’ya beş sene sonra Rusya’yla varılan uzlaşıyla Suriye’de de müesses nizamın bildik güvenlikçi ayarlarına geri dönüldü. Diğer bir deyişle, yukarıda yazının başlangıcında değinilen 2002’de AKP iktidarıyla başlayan süreçte zaman düzçizgi halinde, lineer akmadı, adeta geniş bir kavis çizerek dairevi ilerledi ve biz 2016 sona ererken gelecekte geri dönmüş olduk. Soru, sürdürülemez yapısal çelişkilerle ne denli yola devam edilebileceği.

*Aydın SELCEN
Siyasi Danışman
aydinselcen@gmail.com