Aydın Cıngı – Kapitalizmin Sonu Komünist Ütopyaya Çıkıyor

aydin cingi asBatılı düşünürlerin bir süredir zihnini işgal eden bir fikir var: çalışan çalışmayan herkese koşulsuz-karşılıksız bir sabit ücret. Başlarda bir tür akademisyenler arası zihin jimnastiği gibi görünen düşünce, yol alarak kimi siyasal çevrelerce de benimsenir oldu. Nitekim İsviçre, önümüzdeki 5 Haziran günü bu konuda bir halkoylaması düzenleyecek. Ayrıca söz konusu sistemi Finlandiya incelemeye aldı; Hollanda ise birkaç yerleşim biriminde test amacıyla fiilen uygulamaya koydu. Şu sıralarda ilgili çevreler “herkese koşulsuz ücret” uygulamasının artısını-eksisini tartışmakta.

Bu fikir, şu anda bir “ütopya” gibi görünebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, devlet tarafından oluşturulmuş ilk dayanışma sistemi olan “sosyal sigorta” sisteminin 19. yüzyılda ortaya çıkması, o dönem için daha da radikal bir ütopya anlamına geliyordu. Gün gelecek, -Türkiye de dahil- dünyanın her yerinde, salt insan olmaktan kaynaklanan “asgari güvence” haklarının bilincine varılmadan ve insan olmanın tadı çıkarılamadan nasıl olmuş da “karşılıksız sabit ücret” olmaksızın yüzyıllarca yaşanabilmiş diye şaşılacak.

Herkese koşulsuz-karşılıksız sabit ücret; ama niye?

“Herkese ücret” fikrinin oluşmasında, geleneksel “tam istihdam” anlayışının, -1930’lardaki büyüme perspektiflerinin artık geçerli olmadığı- günümüzde bir hayale dönüşmesi gerçeğinin önemli payı vardır. İşsizliğin ekonomik büyüme yoluyla yok edilemeyeceği gerçeği, dolaylı olarak işsizlikle boğuşan kesimlerin insanca yaşama koşullarına toplumsal müdahale yoluyla kavuşturulması gereğini düşündürüyor.

Öte yandan üretim mekanizmasının yapısı da son dönemde bir ölçüde değişmişe benziyor. Binlerce işçi istihdam eden dev işyerleri azalıyor; geçici ve bağımsız nitelikli, yarı zamanlı işler çoğalıyor. Böyle bir ortamda, 21. yüzyıl koşullarına uyarlanmış yeni yapısal çözümlerin arayışına giriliyor.

Herkese sunulacak temel bir sabit ücret, öncelikle, gelir dağılımında bugüne oranla daha eşitlikçi bir dağılıma doğru gidişin müjdecisidir. Herkese karşılıksız ücret, ayrıca istihdam kavramının veya insan-üretim ilişkisinin farklı yönlerine belirli bir esneklik getirebilir; iş, eğitim ve aile yaşamı arasındaki dönüşümlerde insanlara özgürlük sağlayabilir. Sürekli sabit bir geliri olan kişi, sözgelimi çocuğu olacağı zaman profesyonel etkinliğini azaltabilir veya durdurabilir; eğitimini bitirme veya eğitim düzeyini yükseltme, iş yaşamına geçici olarak ara verip soluklanma, az gelir getirici gönüllü faaliyetlere yönelme özgürlüğüne sahip olabilir. Bütün bu özgürlükler, bireyin kişisel gelişimini olumlu yönde etkiler ve onun, topluma emeğini sunma sürecinde, daha uzun bir süre etkin kalabilmesine yol açar.

Olası sakıncaları / getirileri…

Akla öncelikle takılan soru şudur: bu uygulama, kişinin para kazanmak için yapacağı işin peşinde koşma motivasyonunu azaltarak istihdam kavramının sonunu getirmez mi? Getirmez; çünkü bu sabit ücret, her insanın yaşam boyu yaparak hayatını kazanmak üzere seçtiği meslekten/uğraştan sağlayacağı kazancın yerini tutamaz. Ama buna karşılık, söz konusu ücret, iş piyasasının akılcı biçimde düzenlenmesine yardımcı olur.

Koşulsuz sabit ücretin, onu alan kişinin çalışma isteğini ortadan kaldırarak toplumu avareliğe sürükleme riski taşıdığını öne sürenler de vardır. Ancak unutulmamalıdır ki bu ücret, insana, getirisi belirsiz ve düşük güvence sunan işlere de girişme rahatlığı tanır; bazı işlere “hayır” diyebilme ve topluma yeni katkılar sağlayabilecek bazı başka işlere “evet” deme özgürlüğü bağışlar. Bütün bunlar, girişimci bireyin korkusuzca davranmasına; tek tek kişilerin ve toplumsal beşeri sermayenin daha rasyonel bir gelişim sürecine kavuşmasına yol açar.

Geçmişteki çoğu keşif ve icatların ve de günümüzde -özellikle bilişim alanında- gerçekleştirilen tüm atılım ve sıçramaların, bu özgürlüğü kullanan veya her türlü güvenceden yoksun olmasına karşın yılmadan kendi düşünün peşinde koşan bireylerden ve birey topluluklarından geldiği unutulmamalıdır.

Batılı çevrelerin, sistemin getirileri arasında saymadıkları ama bizimki gibi toplumlar için çok önemli bir başka avantajı daha vardır: sosyal yardımların, artık kimi iktidarlar tarafından kendi seçim amaçları doğrultusunda kendi potansiyel seçmenleri lehinde kullanılamayacak olması. Karşılıksız sabit ücret toplumun bütününe verileceği için, AKP tipi popülist iktidarlar sosyal devletin yapması gereken ödenekleri bir tür oy şantajına dönüştürme olanağından yoksun kalacaklardır.

Bu arada vurgulamak gerekir ki herkese karşılıksız sabit ücret, ancak toplum yapısal bir dönüşüm geçirdikten sonra uygulanma kabiliyetine sahip olacaktır. Saptanan odur ki, herkese sabit ücret sisteminin finansmanı konusunda, şimdilik yalnızca yüksek bilgi girdisi içeren üretim yapısı edinmiş ve nüfus artış hızı önemli ölçüde düşürülmüş toplumlar belirli perspektiflere sahip olabilirler.

Bu çerçevede, bir olgu daha herkese koşulsuz sabit ücret sistemini destekleyici niteliktedir. Sistemin ilk olarak uygulamaya konabileceği gelişmiş Batı toplumlarında bireysel gelirlerin, her bireyin birebir gerçek kişisel beceri ve performansına eşdeğer olduğu iddiası geçerli değildir. Bu gelirlerin esas payı, Batı toplumlarının gelişme sürecinin onları getirdiği aşamadan; yakın geçmişte edinilmiş sermaye birikiminden; söz konusu toplumların bilgi ve beceri düzeyinden ve gerçekleştirdiği teknolojik ilerlemelerden kaynaklanmaktadır. Bu toplum bireylerinin sağladığı gelirlerin ancak küçük bir bölümü kendi çabalarının sonucu olup esas pay geçmişlerinin onların her birine bir tür armağanıdır. İşte koşulsuz-karşılıksız ücret, bu anlamda, toplumsal miras olarak devralınmış bu armağanın daha eşitlikçi bir anlayışla yeniden dağıtılması anlamına gelir.

Emek piyasasının olası görünümü

Haklı tereddüt uyandıran konulardan biri de, az gelir getiren veya zahmetli ama toplum için zorunlu olan işleri kimin üstleneceğidir. Şu anda en çok kazandıran işler genellikle özünde en çok değer barındıran yani en yüksek bilgi girdisi içeren, aynı zamanda en az zahmetli işlerdir. İnsani açıdan “eşitlikten uzak” olan bu durum, herkese sabit ücret uygulaması yoluyla görece düzeltilebilir. Karşılıksız gelir, tüm bireylerin müzakere kabiliyetini yükselterek düşük müzakere yetisine sahip olanlara da taleplerini geçerli kılma olanağı verir. Sonuçta piyasa, çekiciliği düşük uğraş alanlarını da gelir artırımı veya koşul iyileştirmesi yoluyla çekici kılmaya yönelir. Piyasanın böyle bir düzeltme yapması sonucunda, sözgelimi bir temizlik işçisi de bürosunu temizlediği beyaz yakalının kazandığı tutara yakın miktarda para kazanabilecektir.

Bu türden bir sistemin “açık” bir toplum bünyesinde uygulanıyor olması, kuşkusuz ki, dışarıdan işgücü ithaline veya zahmetli işlerde yabancı istihdamına yol açabilir. Bunu engellemek için karşılıksız ücret uygulaması, ilgili ülkede legal olarak yerleşik tüm bireyleri kapsamalıdır. Ancak ülkeye her yıl kabul edilecek göçmen sayısının sınırlı olması da bu sistemin yürümesinin koşullarından birisidir.

Sosyal adalet değil ama salt “adalet” açısından bakan gözlemci, halkın bir kesiminin çalışmayan bir diğer kesimini finanse ediyor gibi görünmesi yüzünden bu sistemde bir haksızlık bulunduğunu öne sürebilir. Aslında durum böyle değildir. Çünkü herkes aynı sabit maaşı alacak ve çok kazananlar bu sistemde de yine çok kazanma perspektiflerini koruyabilecektir. Öte yandan, yalnızca “çalışanlar”ın bir gelire sahip olması gerektiği yolundaki sosyal psikolojik koşullanma da aşılmalıdır. Böyle bir kanı sahipleri, örneğin ev işleri ve yaşlıların bakımı gibi çok önemli ama gelir getirmeyen uğraşları dikkate almamaktadır.

Sonuçta…

Karşılıksız sabit maaş fikri, geleceğe dönük bütün umutlarını sınırsız büyümeye bağlamayan kesimlerden ilgi görmekte. Özgürlüğü herkes için isteyenler de bu görüşün peşindeler. Geleneksel sosyal demokrat partiler ve devletin sosyal rolüne vurgu yapan solcular “herkese karşılıksız ücret” fikrine duraksayarak yaklaşıyorlar. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra sosyalizmin kapitalist bir toplumda nasıl itilip kakıldığını gören ve neoliberal düzeni reddedenler ise bu sisteme dört elle sarılıyorlar.

Aslında yapılmak istenen, her bireyin topluma kapasitesinin elverdiği kadarını gönüllü olarak verdiği ve toplumdan ihtiyacı kadarını aldığı komünist toplum idealine kapitalist yoldan göz kırpmaktan ibaret.

Bir Cevap Yazın