Arzu Çerkezoğlu – Kıdem Tazminatı İş Güvencemizdir, Sahip Çıkıyoruz!

Kıdem tazminatının fona devri, Türkiye’de 1975 yılından beri süren, 30’un üzerinde çalışma bakanı eskiten bir tartışma. En son 2013 yılında, dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik, bu konuyu gündeme getirmiş, DİSK olarak başlattığımız “Kıdem tazminatı hakkı için #Direnİşçi” eylemlerinin ardından bu konunun başka bir bahara kaldığını söylemişti. O zaman da söylediğimiz gibi “O bahar hiç gelmeyecek!”

Bunu söyleyebilmemizin en temel nedeni, Türkiye işçi sınıfının kıdem tazminatı konusunda önemli bir bilince sahip olmasıdır. İşçi sınıfı şunu bilmektedir ki, çalışma yaşamının tümüyle esnek ve güvencesiz hale getirilmesinin hedeflendiği bugün, kıdem tazminatı elde kalan son ve en önemli iş güvencesi dayanaklarından birisidir. Kıdem tazminatının işveren sorumluluğundan çıkıp fona devredilmesi halinde bu temel dayanak ortadan kalkacak ve sermaye çevrelerinin sıkça şikayet ettikleri “işten çıkarma maliyetleri” düşmüş olacak. İşsizliğin bu kadar yüksek, güvencesizliğin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede işçi sınıfı, sermaye çevrelerinden ve hükümet cephesinden gelen her türlü demagojiye rağmen bu tehlikeyi görüyor.

16 Nisan sonrası AKP icraatı

Tam da bu nedenle kıdem tazminatının fona devri, 16 Nisan referandumundan önce değil hemen sonrasında gündeme geldi. Kıdem tazminatının fona devrini “işçilerin hayrına” bir gelişme olarak sunamayacağının farkında olan hükümet, bu konu için referandumun geçmesini bekledi.

Referandumun ardından bu konu oldukça manipülatif bir biçimde gündeme getirildi. Bir taraftan çeşitli bakanlar, kıdem tazminatını işverenin sırtındaki bir yük, hatta pranga olarak değerlendiren açıklamalar yapmış; diğer yandan da “işçilere müjde” başlıklı haberler servis edilmiştir. İşçilerin temel bir hakkını “yük” olarak, “pranga” olarak gören bir yaklaşımdan, işçilere müjdeli bir haber çıkması olanaksızdır. Bu gerçeğe rağmen basın aracılığıyla tam bir bilgi kirliliği oluşturulmuş, Kıdem Tazminatı Fonu’na dair düzenlemenin detaylarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kaynaklı bir dizi bilgi servis edilmiş, ancak konunun en önemli tarafı olan işçi sendikaları konfederasyonlarıyla herhangi bir taslak paylaşılmamıştır.

DİSK’in görüş ve yaklaşımı

DİSK, sürecin bu yönetiliş biçiminin dahi niyeti açıkça gösterdiğini tespit ederek taslağı beklemeden sokaklara, meydanlara inmiş ve kıdem tazminatı hakkını koruma iradesini ortaya koymuştur.  DİSK olarak bu konudaki yaklaşımımızı şu şekilde özetleyebiliriz:

Kıdem tazminatı dünyanın 170 ülkesinde var olan temel bir işçi hakkıdır. Ülkemizde ise kıdem tazminatı 80 yıllık bir cumhuriyet kurumudur; Türkiye İşçi Sınıfı’nın 80 yıllık kazanılmış bir hakkıdır. Özellikle 12 Eylül darbesiyle birlikte kıdem tazminatı hakkını sınırlayan çok sayıda değişiklik, darbeden sadece 35 gün sonra, 17 Ekim 1980 tarihinde yapılmıştır. Buna rağmen kıdem tazminatı, bugün de en temel haklarımızdan birisidir.

DİSK olarak, konuya dair görüşümüz, mevcut sistemin temel özelliklerinin korunması, ancak güçlendirilmesi ve kuvvetlendirilmesidir; mevcut kıdem tazminatı sistemimizin aksayan yanlarının geliştirilmesi ve kıdem tazminatının bütün işçiler tarafından erişilebilir olması yaklaşımlarına dayalıdır. Esas olarak DİSK, kıdem tazminatının fona devredilerek doğrudan bir işveren yükümlülüğü olmaktan çıkarılmasına karşıdır. Kıdem tazminatının fona devredilmesi kıdem tazminatı hakkını zayıflatacak, çeşitli yararlanma koşullarını ortadan kaldıracak, son ücretle bağının ortadan kalkması ise otomatik olarak miktarının düşmesine yol açacaktır. Kıdem tazminatı fonu işçilerin iş güvencesini zayıflatacak, dahası benzer fon uygulamalarında olduğu gibi suiistimal edilmesi söz konusu olabilecektir.

DİSK bu temel yaklaşımıyla hükümetten ve sermaye örgütlerinden kesin olarak ayrılmaktadır. Hükümet, kıdem tazminatında mevcut sistemdeki aksaklıkları gerekçe göstererek “fon” sistemini dayatmakta; işveren örgütleri ise konuya sadece “maliyetlerini düşürmek” ekseninden bakmakta; işçinin brüt giydirilmiş son ücreti üzerinden en az 30 gün olarak kıdem tazminatının korunduğu herhangi düzenlemeye destek vermemektedir. DİSK ve Türk-İş’in yanı sıra fon sistemine kapıyı kapatmayan Hak-İş dahi böylesi bir hak kaybını kabul etmemektedir. Bu noktada, fon tartışmasında hükümetin sözünü ettiği herhangi bir “mutabakatın” sağlanması olanaksız hale gelmektedir. Nitekim bu durum, 4 Temmuz 2017 tarihinde yapılan Üçlü Danışma Kurulu toplantısında açıkça ortaya çıkmıştır. Görünen odur ki; önceki çalışma bakanlarının hayal ettiği “bahar”, bu dönemde de gelmeyecektir.

Ancak herhangi bir mutabakat sağlanamamış olması emek cephesini rehavete sokmamalıdır. AKP Hükümeti’nin en önemli alamet-i farikalarından birisi, herhangi bir toplumsal mutabakat aramadan/sağlamadan giriştiği icraattır. Hükümetin acil fon ihtiyacı, gözünü yeniden kıdem tazminatına dikmesine ve bunu işverenlerin de talep ettiği biçimde, “maliyetleri” ciddi anlamda düşürecek bir formülle dayatmasına yol açabilir.

Bu konuda emeğin talepleri

Bu nedenle işçi örgütleri açısından sürekli savunma pozisyonunda durmanın ötesine geçilmeli, kıdem tazminatı konusunda proaktif bir pozisyon alınmalıdır. 80 yılı aşkın süredir yürürlükte olan ve temel işçi haklarından biri olan kıdem tazminatının, öncelikle korunması, 30 gün brüt giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanması ve işveren yükümlülüğü olarak kalması -elbette ki- kırmızı çizgimizdir. Ancak, bunun da ötesine geçerek bu hakkın, hak ediş ve erişim koşulları açısından geliştirilmesini savunmak gerekmektedir. Kıdem tazminatı hakkımızın geliştirilmesi, mevcut sistemin kuvvetlendirilmesi için DİSK  olarak geliştirmiş ve tüm taraflar ve kamuoyuyla paylaşmış olduğumuz önerilerimiz kısaca şöyle özetlenebilir:

  1. Kıdem tazminatının hak ediş koşulları geliştirilmeli ve -istifa dahil- iş sözleşmesinin her türlü sona ermesinde ödenmelidir.
  2. Kıdem tazminatı hakkının uygulanmasında kanun hakimiyeti sağlanmalı, işverenlerin kıdem tazminatını ödememek için yaptığı yolsuzluklar engellenmelidir.
  3. İşverenin ödeme aczi ve iflası durumunda kıdem tazminatı, ücret gibi, işçi alacağı olarak tanımlanmalıdır. Kıdem tazminatı alacaklarının her türlü ipotekli alacaklarından ve devlet alacaklarından, finansal kiralama kapsamındaki alacaklardan ve diğer özel kanunlarda imtiyazlı alacak olarak tanımlanmış tüm alacaklardan önce ödenmesi sağlanmalıdır
  4. İşverenin tüm bunlara rağmen kıdem tazminatı alacağını ödeme zorluğuna düşmesi halinde ise, kıdem tazminatı alacağı ücret alacağı olarak değerlendirilerek, İşsizlik Sigortası içerisinde tanımlanmış olan ücret garanti sistemi kapsamına alınmalıdır. Bu uygulama, kıdem tazminatının bir diğer güvencesi olacaktır.
  5. İşverenin ödeme aczine düşmesi durumunda, kıdem tazminatı dahil tüm işçi alacaklarının güvence altına alınmasını öngören 173 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi onaylanmalıdır.
  6. Halka açık şirketler için getirilen kıdem tazminatı karşılığı ayırma zorunluluğu diğer şirketlere de yaygınlaştırılmalıdır. Böylece kıdem tazminatının düzenli ödenebilirliği (sürdürülebilirliği) sağlanabilir.
  7. Vergi borcu olan işverenlerin kamu ihalelerine sokulmaması uygulamasında olduğu gibi kıdem tazminatı alacağını ödemeyen işverenler de kamu ihalelerinden men edilmelidir. Bu uygulama işverenler için caydırıcı olacaktır.
  8. 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan “kıdem tazminatı tavanı” ve “sendikal barajlar”, örgütlenmenin ve grev hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Örgütlü işçinin kıdem tazminatını gasp etmek mümkün olmamalıdır.

Emek örgütleri sadece mevcudu korumakla sınırlı kalmamalı, sadece kıdem tazminatı ile ilgili değil bir bütün olarak emeğin hakları için ileri talepleri gündemine almalıdır. Bu açıdan kıdem tazminatı eylemlerinde attığımız “Kıdemi değil taşeronu kaldır” sloganı oldukça yol göstericidir. Bu ileri talepler, basitçe mevcut iktidardan istenecekler listesi olmayıp aslında nasıl bir çalışma yaşamı, nasıl bir toplumsal düzen, nasıl bir kamu, nasıl bir ülke istediğimizi ifade eden birer mücadele programıdır.

Açıktır ki, gün savunma günü değil, gün baskıcı bir neoliberal düzenin yıkıntılarının arasından adaleti, emeğin haklarını, kamuyu, laikliği, cumhuriyeti, demokrasiyi, aslında tümüyle ülkemizi, emeğin yaratıcı elleri ve kurucu gücüyle, inşa etme günüdür…

*Arzu Çerkezoglu
DİSK Genel Sekreteri
arzu.atabek@yahoo.com.tr

Bir Cevap Yazın