Arzu Çerkezoğlu – Haziran İsyanı’nın Işığında Sınıf Mücadelesi ve Demokrasi

arzu-cerkezoglu-AA

 

 

 

 

 

Türkiye solu, “demokrasi” tartışmasına sınıf mücadelesi ekseninden bakamamasının bedelini güçlü politik ve ideolojik savrulmalar yaşayarak ödedi. Özellikle AKP iktidarı ile beraber “demokrasi” mücadelesinin içeriği, “vesayet” karşıtlığına indirgendi. Tek parti iktidarı ve onun ideologları Türkiye’deki demokrasi sorununu “askeri vesayet”, “bürokratik vesayet” ve “yargı vesayeti” gibi kavramlarla açıklamaya çalışırken, bu kavramlar sol içerisinde de kimi kesimlerin kavramsal avadanlığına sızdı. İşin en hazin tarafı, tüm dünyada neoliberalizm ile beraber “demokrasi ile kapitalizmin boşandığı” tartışılırken, solun bir bölümünün demokrasi tartışmasını “devlet-sivil toplum” karşıtlığı üzerinden yürütmesi ve neoliberal paradigmaya güç vermesi idi. Bu kavramlar, demokrasi tartışmasını sınıfsal eksenden uzaklaştırıp düzen içi iktidar mücadelesine indirgemekle malul idi.

Oysa gerçek, çok da uzakta değil neoliberal dönüşüme karşı doğumuna tanıklık ettiğimiz çeşitli hak mücadelelerinin içinde, görmek isteyenin burnunun dibindeydi. AKP’nin demokratik kapasitesini ve “ileri demokrasi” denen şeyin sınıfsal niteliğini defalarca deneyimleyen sınıf mücadeleleri ülkenin dört bir yanında, parçalı da olsa yükselmekteydi. Sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılarak sermaye birikiminin özgürleştirilmesi, milyonların yoksullaştırılması, mülksüzleştirilmesi, proleterleştirilmesi sonucunu doğurmaktaydı. Sermaye bir yağma süreci eşliğinde palazlandırılırken buna karşı halkın özsavunma hareketlerinin doğacağını, bu özsavunmanın “demokratik” yollar ile bastırılamayacağını öngörmek için büyük bir sosyal bilim birikimine ihtiyaç yoktu. Sınıf mücadelelerinin tarihinden biraz haberdar olmak, demokrasi tartışmasını doğru bir eksende yürütmek için yeterliydi.

Neoliberal tahribat

Bugünden bakıldığında rahatlıkla görülebilmektedir ki; üretim alanındaki güvencesizleştirme ile pekiştirilen sermaye tahakkümünün, emeğin yeniden üretim alanını da kuşatmaya başladığı yani tüm kamusal hizmetlerin ve kamusal alanların, kentlerin ve doğanın sermaye birikiminin alanı haline getirildiği bir dönemde demokrasinin “ilerlemesi” beklenemez. DİSK’in “demokrasi paketi”ne dair açıklamasında belirtildiği üzere “Milyonları köleleştirmek isteyenin elinde, barış güvercini, adalet terazisi ve özgürlük meşalesi değil zincir bulunur!”[1] Nitekim beklentilere paralel olarak pakette emekçiler lehine tek bir madde bile yer almamıştır. Hem de çok ciddi acil sorunlara rağmen… Örneğin 2015 yılında işçilerin yarısı örgütlense bile Toplu İş Sözleşmesi yapacak yetkili sendika bulamayacaktır; çünkü AKP iktidarı ILO sözleşmelerine ve dolayısıyla Anayasa’ya açıkça aykırı olan işkolu barajlarını korumaktadır. Bu ülke greve çıkan işçileri bizzat hükümet yetkililerinin tehdit ettiği, yasadışı grev kırıcılığı girişimlerinin bizzat hükümet ve bürokratlarca hayata geçirildiği, grev hakkının Yüksek Hakem Kurulu tarafından hukuk dışı şekilde gasp edildiği bir ülkedir. Mahkeme kararlarına rağmen sendikaların toplu sözleşme yetkilerini gasp eden bir hükümetten işçi sınıfı lehine “demokratik açılım” beklenmeyeceği deneyimlerle öğrenilmiştir.

Aksine AKP iktidarı döneminde devletin şiddet aygıtları yenilenmiş ve olağanüstü geliştirilmiş; toplumsal olaylara müdahalede yeni yöntemler ithal edilmiş; sokaklar ve meydanlar terörize edilmiş; devasa Adalet Sarayları, Özel Yetkili Mahkemeler rejimi sembolize eden kurumlar olmuş; dünyanın en çok “terör” suçlusu olan ülkede özel güvenlikli hapishaneler açılmıştır.

Tabii ki milyonlara köleliği dayatmak için bu yenilenmiş zor mekanizmaları yetmemektedir. Halkın olası tepkilerini manipüle edebilmek ve parçalayabilmek için iktidarın mezhepçi, ırkçı, cinsiyetçi bir ayrıştırmaya da ihtiyacı olacaktır. AKP’nin neoliberal dönüşüme hız verdiği üçüncü iktidar döneminde gerici çizgisinin iyiden iyiye açığa çıkması da bu nedenle tesadüf değildir.

Özetlersek; AKP’den demokrasi beklenemez, çünkü milyonları köleleştirmek için zor aygıtlarına ve gerici ideolojik kuşatmaya ihtiyacı vardır. AKP’nin neoliberal dönüşüm adına yaptığı icraatları kısaca hatırlamak bu ihtiyacın nereden hasıl olduğunu anlamamızı kolaylaştıracaktır.

AKP iktidara geldiği ilk yıldan beri sosyal güvenlik sisteminde büyük bir dönüşüm yapıp emeklilik hakkını mezara taşımış, sağlık hizmetlerini tamamen piyasalaştırmış, eğitimi bir lüks meta haline getirmiş, yani milyonların en temel, en yaşamsal haklarını piyasa güçlerinin insafına teslim etmiştir.

Türkiye, sendikalaşma oranının %10’lara gelemediği, nerdeyse her iki işçiden birinin kayıt dışı çalıştırıldığı, her yüz emekçiden sadece 5’inin toplu sözleşme hakkından faydalanabildiği, grev yapmanın askeri cuntadan AKP iktidarına miras kalan yasaklarla imkansız hale getirildiği ülkedir. Bu ülkede AKP, iktidar emek piyasalarını daha da esnekleştirmeye yönelik adımlar atmış, Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) normlarını dahi ayaklar altına almış; tüm bunları yaparken de “özgürlükçü iktidar” maskesini hiç yüzünden çıkarmamıştır.

Ülkenin tüm derelerinin, o derelerde yaşayan balıkların, o derelerin geçtiği havzalardaki kuşların, böceklerin, o dereler sayesinde ürettikleriyle yaşayan köylülerin kaderi enerji şirketlerinin eline verilmiş; karşı çıkanların üzerine devletin zor aygıtları gönderilmiş; halkın direnişleri mezhepsel-etnik farklılıklar kışkırtılarak bölünmeye ve zayıflatılmaya çalışılmıştır.

Kentler, yoksul işçi mahalleleri, kentlerin ortak kullanılan alanları inşaat baronlarının ve onları fonlayan büyük finans tekellerinin yağmasına uğramış, insanlar on yıllardır yaşadıkları yaşam alanlarından sürülmüştür. Kentlerdeki ortak alanlar sermayenin birikim ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş; bu büyük dönüşüm de kimi zaman şiddet aygıtlarıyla kimi zaman gerici ideolojik kuşatma ile güvence altına alınmıştır.

Haziran isyanı

İktidar ne yaparsa yapsın kırlarda dereleri için, kentlerde barınma hakkı için, okullarda eğitim hakkı için, işyerlerinde iş güvencesi için, köle değil insan yerine konmak için özsavunma direnişleri her zaman var olmuştur. Ancak parça parça büyüyen, parça parça gelişen, kendi mecrasında sermayeye ve onun iktidarına kök söktüren direnme eğilimleri bir türlü birleşememiştir, ta ki Haziran isyanına kadar.

Toplumun bir ortak varlığının sermaye birikimi adına yağmalanmasına karşı bir direnişle başlayan ve bu yağmanın polis şiddeti ve gerici ideolojik kuşatma eşliğinde yürütülmesine karşı ülke çapında bir öfke patlamasına dönüşen Haziran İsyanı, parça paça direniş eğilimlerini ve bu direnişlerden kazanılan mücadele deneyimlerini birleştirmiştir. Haziran İsyanı, şiddet aygıtları ve gerici ideolojik kuşatma eşliğinde yürütülen sermaye yağmasına karşı sermaye dışı tüm kesimleri birleştirirken aynı zamanda Gezi Parkı’nda ve tüm direniş alanlarında gerçek bir demokrasi ve toplumsal yaşam modeli üretmiştir. Bu açıdan da Korkut Boratav’ın ifadesiyle “Olgunlaşmış bir sınıfsal başkaldırı”[2] olarak tanımlanmayı hak etmiş ve Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcını müjdelemiştir. Sünni ile Alevi, Kürt ile Türk, genç ile yaşlı, kadın ile erkek, farkı cinsel yönelimler, taşeron işçi ile beyaz yakalı, kamu çalışanı ile işsiz, akademisyen ile öğrenci bu ülkede direnişte, barikatlarda tanışmaya başlamıştır.

Bu direniş, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin sermaye tahakkümünün geriletilmesi mücadelesi ekseninde büyüyebileceğini, kitleselleşebileceğini göstermiştir. Sermaye tahakkümünün pekişmesi için tüm demokratik ilke ve kuralları ayaklar altına alan AKP’nin geriletilmesi de bu mücadelelerin acil gündemidir.

Haziran ayında yaşanan büyük halk isyanının ardından artık saflar netleşmiş, zihinler berraklaşmıştır: “Gerçek bir demokrasi ve özgürlükler, gençleri sokaklarda öldürmekten çekinmeyen bir iktidar eliyle değil ancak ona karşı verilecek bir mücadeleyle kazanılır.”[3]



[1] Çerkezoğlu Arzu, “Milyonları köleleştirmek isteyenin elinde, barış güvercini, adalet terazisi ve özgürlük meşalesi değil zincir bulunur”, DİSK Basın Açıklaması, 3 Ekim 2013, http://www.disk.org.tr/2013/10/milyonlari-kolelestirmek-isteyenin-elinde-baris-guvercini-adalet-terazisi-ve-ozgurluk-mesalesi-degil-zincir-bulunur/, Erişim tarihi: 26.11.2013

[2] Korkut Boratav, “Korkut Boratav, Gezi Direnişi’ni değerlendirdi: ‘Olgunlaşmış bir sınıfsal başkaldırı…’”, http://www.sendika.org/2013/06/her-yer-taksim-her-yer-direnis-bu-isci-sinifinin-tarihsel-ozlemi-olan-sinirsiz-dolaysiz-demokrasi-cagrisidir-korkut-boratav/, Erişim tarihi: 26.11.2013

[3] Çerkezoğlu Arzu, agm

*Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri,
disk@disk.org.tr

Bir cevap yazın