Ali Mutlu Köylüoğlu – Evrensel Temel Gelir ve Türkiye

Evrensel Temel Gelir; tüm vatandaşlarımıza, her bir bireye, herhangi bir sınırlama, ayrım veya şart olmaksızın, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği miktardaki parasal büyüklüğün, koşulsuz bir şekilde ve başkaca gelirlerinden bağımsız olarak, ömür boyu düzenli olarak ödenmesidir.

Teknolojik gelişmeler, otomasyon, robotlar ve özerk sistemlerin her geçen gün daha çok devreye alınıyor olması sonucunda; dünyada her geçen gün meslekler kaybolmakta ve işsizlik artmaktadır. Bu noktada; Evrensel Temel Gelir güçlü bir çözüm modeli olarak her geçen gün daha çok kabul görmektedir.

Evrensel Temel Gelir; işsizlik, yoksulluk, toplumsal refah, sosyal adalet ve gelir dağılımındaki dengesizlikler, bireysel ve organize suçlar, terör, eğitim, sağlık ve kısaca insanlık ile ilgili birçok konuda, günümüzdeki ve gelecekteki problemlerimizin birçoğunun çözümüne önemli katkılar sağlayacak, hatta çözebilecek niteliktedir.

Çok geniş sayıda farklı Evrensel Temel Gelir önerileri günümüz dünyasında tartışılmaktadır. Bu öneriler; Evrensel Temel Gelir’in kapsamı, miktarı ve nasıl finanse edileceği, mevcut sosyal programların doğası ve büyüklükleri üzerindeki etkileri ve başkaca bir çok açıdan farklılıklar göstermektedir.

Türkiye’miz Özelinde Durum

Evrensel Temel Gelir konusunun, dünya genelinde bir dip dalgası olarak ilerlemekte olması yanısıra; Türkiye’ye özel problemlere de çözüm üretme potansiyeli mevcuttur.

Uzunca bir süredir, ülkemizin siyasi ortamlarında bir tıkanıklık ve kötüye gidiş olduğunu hep beraber gözlemekteyiz. Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaptığımız durum değerlendirme toplantıları sırasında, neler yapılabilir konusunu sürekli olarak tartışırken; “Bir şey yapmalı…” diyerek, yurdumuzun tüm bölgelerinde toplantılar düzenlemek üzere yola çıkmaya ve kapsamlı bir arayış içine girmeye karar vermiştik. Akabinde, Anadolu ve Trakya’da, yüz seksenden fazla toplantı düzenleme ve en geniş anlamda fikren beslenme imkanı bulduk.

Daha evvelden de benzer tespitler vardı; biliniyordu ve seslendiriliyordu. Ancak, tespit anlamında pekişen oydu ki; toplumumuzun önemli bir kısmının yaşamını idame ettirmek için yeterli maddi kaynak bulma konusunda ciddi problemleri vardı. Bu kesimin, bir anlamda ekonomik bağımsızlığı yoktu. Bu zaafiyeti farkeden ve sağlıklı bir çözüme kavuşturmak yerine, onu kullanarak yol kat etmeye çalışan siyasi yapılanmalar, gerçek ve tüzel kişiler durumdan yarar sağlıyorlardı. Bunlar, bir taraftan lütuf bazlı çözümler üretirken, diğer taraftan da bunun verdiği güç ile vatandaşlarımızın kollarını bükmekte; partiler arası genel ve yerel seçimlerde ve parti içi seçim süreçlerinde siyasi tercihlerin –oyların- şekillenmesini cebren etkilemekte, manipüle etmekteydiler.

Ekonomik bağımsızlık tam bağımsızlığın en önemli şartlarındandır. Bu görüşten hareketle ve yukarıda özetlenen şartlar dikkate alınarak, siyasi tercihlerin belirlenmesi sırasında hür iradenin sandıklara yansıdığı ve toplum için doğru ve sağlıklı bir siyasi sonucun şekillendiği söylenemez.

Buradaki yanlışlık, sürecin mağdurları ile siyaseten avantaj sağlayıp kapsamlı menfaat peşinde olanlar ayrıştırılarak ele alınmalı ve düzeltilmelidir. Yoksulluk, işsizlik ve bunlarla bağlantılı eğitim, sağlık, güvenlik problemleri vatandaşlarımızın belini bükmektedir. Bu noktada, mevcut ve uygulanmakta olan çözümler bir anlamda “lütuf” şeklinde ifade edilebilecek niteliktedir. Söz konusu çözümlerin bazen gayri meşru, bazen dönemsel, bazen keyfi, bazen etik olmayan şekillerde, bazen kayıt dışı olarak, bazen yetersiz miktarlarda ve hatta bazen suç teşkil edecek fiillerle iç içe geçecek şekilde kurgulandığı; anayasal bir hak niteliğinde olmadığı; her an kaybedilebilir nitelikleri ile vatandaşlarımız için güvence teşkil edemediği/etmediği net olarak görülmektedir.

Yukarıda ifade edilen probemleri, çaresizlikleri ve bu durumda olan vatandaşlarımızın sayısal büyüklüğünü de göz önüne alarak; katlanarak ve hızlanarak büyüyen kısa ve uzun vadedeki olumsuzlukların nasıl aşılabileceği/engellenebileceği konularına kafa yorduk. Bu çerçevede, “Vatandaşlık huzur hakkı” olarak tanımladığımız bir model üzerinde çalışmaya başladık. Merkezi hükümet, yerel yönetimler, vakıflar, dernekler, şirketler, siyaseti şekillendirme çabasında olan şahıslar nezdinde; meşru-gayri meşru, etik-etik olmayan, yasal-yasal olmayan, kayıt içi-kayıtdışı faaliyetleri ve bağlantılı maddi büyüklükleri anlamaya çabaladık. Bunların, sağlıklı bir yapı altında ve anayasal hak olarak nasıl çözüme kavuşturulacağına yönelik çalışmalar yürüttük.

Aynı dönemde, yurtdışındaki araştırmacılar, aktivistler ve siyasetçiler, bu ve benzeri konularda neler yapıyor diye araştırırken; “Unconditional Universal Basic Income” (Şartsız Evrensel Temel Gelir” konsepti ile karşılaştık. Bu, daha önceden değişik vesilelerle duyduğumuz, ama doğrusu vakit ayırıp etüd edemediğimiz bir konuydu. Yoğun bir inceleme kampanyası sonucunda, sayıca 70’in üzerinde film ve video kaydı da izleyerek, dünyada bu konuda neler yapıldığını ve ne gelişmeler kaydedildiğini öğrenmeye çalıştık. Bu konunun önde gelen uluslararası yapılanmaları olan; BIEN: Basic Income Earth Network (Temel Gelir Dünya Ağı) ve UBI-E: Universal Basic Income – Europe (Evrensel Temel Gelir – Avrupa) ‘nın etkinliklerine yoğun olarak katıldık ve dünyanın değişik ülkelerinde bu konuda çalışan araştırmacılar, aktivist ve siyasetçiler ile bilgi, deneyim, metodoloji paylaşımı anlamında güçlü bağlar kurduk.

Evrensel demokrasi ve Evrensel Temel Gelir

Görülen oydu ki; “Sosyal Adalet”, “Toplumsal Huzur ve Barış” ve “Demokratik Ortamlarda Siyasi Tercihlerin Sağlıklı Şekillenebilmesi” konularında yapmakta olduğumuz çalışmalar; özellikle yaklaşım ve çözüm modeli anlamında, Evrensel Temel Gelir konsepti ile önemli ölçüde örtüşmekteydi.

Temmuz 2016’da, Seul, Güney Kore’de yapılan BIEN: Basic Income Earth Network (Temel Gelir Dünya Ağı) 2016 Kongresi ve Genel Kurulu sonrasında; mevcut çalışmalarımızın Evrensel Temel Gelir – Türkiye başlıklı bir platform üzerinden yürütülebileceği ve yurtdışındaki benzer akademik ve uygulamaya yönelik çabalar ile yoğun temasta olmanın, karşılıklı bilgi ve tecrübe aktarımının ve bağlantılı olarak sinerji yaratılmasının faydalı olacağı görüşü gündeme geldi. Bu çerçevede kurulan platform, 20 Eylül 2016’da yaptığı Yol Haritası Detaylandırma Toplantısı ile başlayarak, bu konuda çalışan, bu konuya kendisini adamış ve/veya bu konuyla ilgilenen bireylerin ve grupların birbirleri ile iletisim ve etkileşim içinde olmalarını sağlama çabası içindedir. Hedef, Evrensel Temel Gelir konusunun Türkiye kamuoyunda en geniş anlamda tartışılması; çözüm üretme, teknik detaylandırma, finansal model geliştirme, ve benzeri çalışmalarda işbirliği yapılması; bilgi paylaşımı ve sonuç itibariyle Evrensel Temel Gelir yaklaşımının hayata geçirilmesidir.

Bu kısa yazı bağlamında Evrensel Temel Gelir’in kısa tanımını ve Türkiye özeli ile bağlantılı yaklaşımımızı paylaşmaya çalıştık. Esasen Evrensel Temel Gelir; toplayıcılık, avcılık, tarım, yerleşik düzen, mülkiyet, ücret karşılığı çalışma, sanayi devrimi, bilgi toplumu, v.b. şeklinde ilerleyen insanlığın yaşamını idame ettirme mücadelesinde yeni bir kavşak, hatta paradigma değişikliği yaratacak bir gelişme olarak tartışılmaktadır.

Geçtiğimiz iki yüzyılın Evrensel Demokrasi’nin yerleşmesi için verilen mücadelelerle geçtiği ve içinde bulunduğumuz yüzyılın ise Evrensel Temel Gelir’in hayata geçeceği yüzyıl olacağı öngörüsü ve inancı yaygın bir şekilde ifade edilmektedir.

Siyasi veya ideolojik anlamda, Evrensel Temel Gelir’i nereye oturtabiliriz?

Tarihsel kökleri de olan Evrensel Temel Gelir fikri; dönem dönem, sağ veya sol, değişik kampların muhafazakar olarak öne çıkanlarının eleştirisine maruz kalmıştır. Bunu “sol” bir yaklaşım olarak kategorize edip yüklenen kapitalistler olduğu gibi, tıkanan kapitalizme can suyu vermek için hazırlanmış bir proje olarak görüp, karşı çıkan solcular da mevcuttur. Esasen; Evrensel Temel Gelir’i, bir sağ veya sol söylem olarak kategorize etmek, sağ veya sol bir ideolojiye mal etmek pek doğru da değildir; mümkün de gözükmemektedir.

İşin ilginç tarafı; sağ veya sol dünya görüşünden destekçileri de olan, solcu, kapitalist, feminist, özgürlükçü, humanist kimlikleri ile bu konsepti destekleyenler de mevcuttur. Eğer mutlaka bir şekilde kategorize edilmesi gerekirse; Evrensel Temel Gelir için gerçekçi –realist- tanımlamasının doğru olduğunu düşünüyoruz. Dünyada yaygın olarak kullanılan bir slogan da durumu özetliyor aslında; “Evrensel Temel Gelir ne Sol’dur, ne Sağ’dır; Gelecek’tir.”

Unutulmamalıdır ki; bütüncül evrim ve sosyal adalet çerçevesinde konuya yaklaşınca ideolojilerin de evrim geçirmekte olduğu saptanır. Evrimin, zayıfların yok olduğu bir gladyatör arenası değil, çok daha karmaşık, birbirine bağlı ve işbirliği içindeki unsurlardan oluşan bir sistemin evrimi olarak düşünülmesi gerektiği ortadadır.

Bir talep

Lütfen, Evrensel Temel Gelir konusunu biraz gündemimize alalım, araştıralım, etüd edelim, tartışalım. Öngörümüz ve inacımız, bu kavramın hem dünya genelinde hem ülkemiz özelinde problemlerin ve olumsuzlukların olumluya çevirilerek çözüme kavuşturulması sürecinde önemli görevler ifa edecek nitelikte olduğu yolundadır.

Söz sonu : Evrensel Temel Gelir bir insan hakkıdır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 25, birinci paragrafı; “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.” şeklindedir. Bu şekliyle, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 25’in, birinci paragrafına göre de; Evrensel Temel Gelir bir İnsan Hakkı’dır.

*Ali Mutlu KÖYLÜOĞLU
Dr., Universal Basic Income – Europe (Evrensel Temel Gelir – Avrupa)’nın Genel Kurul üyesidir.
alimutlu.koyluoglu@gmail.com 

Bir Cevap Yazın