Alevi Talepleri Üzerine Düşünmek

Turan ESER*

Alevi yurttaşlarımızın yıllardır ihmal edilmiş sorunları öncelikle çözümlenmelidir. Bunun için Aleviler demokratik  talepler sunarak, eşit haklardan yararlanmak istiyorlar. Dolayısıyla, yasaların içeriğinden uygulamasına kadar fiili eşitlik yaratılması için bir zihniyet devrimi talep etmekteler. 

Alevi yurttaşların somut talepleri

Cemevleri Alevi yurttaşlarımızın ibadethanesidir. Bu, tüm Alevilerin ve Alevi STK’larının ortak belirlemesidir. Cemevlerinin giderlerine bütçeden pay ayrılmasına ilişkin çalışmalar, Alevi-Bektaşi kurumların işbirliği ve önerileri dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Alevi inancında önemli yeri olan “El ele el Hakka sistemi” Alevi ocaklarındaki hiyerarşik yapıyı ifade eder. Her ocak kendi içinde mürşit, pir ve rehber ocakları şeklinde Dede aileleri arasında bir görev bölümüne gitmiştir. Dedelerin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından istihdam edilmesini savunmak yanlıştır. Devlet memuru ve icazeti devletten almak zorunda bırakılacak bir Dede, yine Alevi inancındaki “Rızalık” hakkının talibinden alınıp, devlete verilmesinden dolayı bu yaklaşıma karşıdır.  Karşı çıkışın diğer bir sebebi ise, mevcut din ve devlet ilişkisinin gerçek laiklik anlayışını yansıtmadığına ve devletin, inananların vicdanlarına hükmetmesinin asla kabul edilmeyeceğine dair itirazlarıdır. Bu sorunun çözümü için, her yıl genel bütçeden cemevlerine doğrudan kaynak aktarılmasının ve cemevi giderlerinin kendi yönetimlerinin tasarruflarıyla yapılmasını talep etmektedirler. Kaynak kullanımının kamu denetimine açık olmasına bir itiraz söz konusu değildir. Diğer bir yöntem ise, bazı AB ülkelerinde olduğu gibi, “inanç vergisi” yönteminin kurumsallaştırılarak, dinin finansmanının doğrudan inanan kesimlerin isteğe bağlı gönüllü vergisiyle yaratılmasıdır.

Yeni Anayasa tartışmalarında vatandaşlık tanımının geliştirilmesi; bu çerçevede farklı kültürel kimliklerin, -dolaysıyla Alevi kimliğinin- tanınması ve eşitliğinin devlet tarafından sağlanması gerekmektedir.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Müfredat kültürel çoğulculuk ilkesi dikkate alınarak düzenlenmeli, çocuğun yüksek çıkarının hedeflendiği, dini telkinlerden arındırılmış, muafiyet mekanizması işleyen, not sistemine tabi olmayan ve dersin mutlaka isteğe bağlı hale getirilmesi sağlanmalıdır. Bu derse katılmayanlara ise, katılabilecekleri tercihli ders imkanı sunulmalıdır. Ayrıca din öğretimi sadece dini çevrelerin kendi okullarında, özel okullarda verilmelidir. Devlet okullarında ise öğrencinin ve ebeveynlerin isteğine bağlı olarak, tüm dinler ve inançlar hakkında tarafsız bilgi aktarmak koşuluyla ders verilebilir. Müfredatın içeriği ise tüm dinler ve inançların temsilcilerinin yer aldığı komisyonun rızasıyla belirlenmelidir.

Alevi kurumlarının ve yurttaşlarımızın ortak talebi haline gelen, “Madımak otelinin dostluk ve barış müzesi haline getirilmesi” sağlanmalıdır. Devlet tarafından kamulaştırılmış olan otelin, toplumsal barışa katkı sunmada önemli bir misyonu olması gerekmektir. Almanya’da, tarihsel yüzleşme örneklerinde olduğu gibi, her sağduyulu insana “Bir daha asla” dedirtmek için, barış ve kardeşlik duygusunu önemseyen müze önerisinde, psikolojik engellerin iyi kurgulanmış bir çözüm paketiyle, duyarlı aydın, sanatçı, mağdur ve yerel STK destekleriyle oluşacak bir diyalog grubuyla çözüleceğine dair inancımız tamdır.

Nüfus cüzdanlarında kişinin hangi dine mensup olduğu yazılmakta ve bu, bir tür ayrımcılığa yol açmaktadır. Şu an tercihli hale getirilen sistem değiştirilerek, nüfus cüzdanlarından kişinin dinini açıkladığı bölüm tümüyle çıkarılmalıdır.

Aleviler açısından “Serçeşme” olarak adlandırılan Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi müze vasfından çıkarılarak, ibadethaneye dönüştürülmeli ve Alevi-Bektaşi kurumlarının tasarrufunda olması sağlanmalıdır.

Devletin din ile ilişkisi

Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Uygulamalar, “din, vicdan ve inanç özgürlüğü” ilkesi ve evrensel laiklik anlayışı dikkate alınarak yapılmalıdır. Her aşama, ülkemizdeki farklı din ve inançların ortak işbirliği sağlanarak oluşturulacak ortak akıl ve çözümler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığına kadro alımı derhal durdurulmalıdır. Mevcut kadroların DİB kurumunun, tasfiye sürecinde görevini sürdürmesi, bir kısmının diğer kamu kurumlarına aktarılması, emeklik sonrası yerlerine artık yeni kadro tahsisinin yapılmaması görüşü benimsenebilir. 10 yıl içinde Diyanetin tamamıyla tasfiyesi sağlanmalıdır. DİB’ye ait tüm kamu binaları, tesisleri din ve inanç topluluklarının ihtiyaçlarına göz önüne alınarak devredilmelidir. DİB ve DİYK yerine “İnanç Özgürlüğünü Sağlama ve İnanç Kurumları ve Toplulukları Arası Koordinasyon Dairesi” adıyla yeni bir yapılanmaya gidilmelidir. Böylece devlet, din işlerini üstlenmek yerine yurttaşın din özgürlüğünü korumayı; laiklik ilkesine göre kurumsallaşmayı; tüm inanç topluluklarını, akademisyenleri, sosyologları, hukukçuları kapsayacak şekilde uygulama gerçekleştirmeyi bir çözüm seçeneği olarak düşünecektir. Bu kurum, aynı zamanda kültürler, dinler arası diyalog ve tanışmayı teşvik etmeyi hedefleyerek ayrımcılığın önlenmesine katkı da sunabilir.

Alevilere ve farklı azınlık inançlarına karşı süregelen ayırımcılık uygulamalarına son verilmesi ve haksızlıkların düzeltilmesi yönünde adımların atılması gerekmektedir. Her türlü dinsel ve inançsal hoşgörüsüzlük biçiminin ortadan kaldırılması için sosyal diyalog kapsamında girişimlerde bulunulmalı ve hukuksal tedbirlerin alınması sağlanmalıdır.

Tüm dinlere, inançlara ve bu dinlerin, inançların mensuplarına yönelik ön yargı yaratacak fikirler müfredattan ayıklanmalı ve kaynak kitaplardan çıkarılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Basın ve yayın organları bünyesinde, dinsel hoşgörüsüzlüğü kışkırtan haber ve yayınları engellemek için özdenetim mekanizmaları kurulması teşvik edilmeli ve bu yolla işlenen ayrımcılık ve nefret söylemi engellenmelidir.

İbadet yerlerinin açılmasıyla ilgili tüm yasal mevzuat, gözden geçirilerek, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası düzenlemelerle uyumlu hale getirilmesi sağlanmalıdır. Özel olarak da, Alevilerin bu alanda yaşadığı sıkıntılar ve engeller yasal mevzuat değişiklikleri ile giderilmelidir.

Yurtdışında yaşayan Alevilerin, yaşadıkları ülkelerde karşı karşıya kaldıkları koşullar bağlamında, inanç özgürlüklerine ilişkin ihtiyaçlarına yardımcı olacak desteklerin sunulması konusunda adımlar atılmalıdır. Ayrıca, TRT’ye ait Radyo ve TV kanallarında tüm inanç grupları kendilerini düzenli ve sürekli olarak ifade edebilmelidir.

 

*Alevi Bektaşi Federasyonu GYK Üyesi, turaneser@gmail.com

Bir cevap yazın