People who lost their jobs wait in line to file for unemployment following an outbreak of the coronavirus disease (COVID-19), at an Arkansas Workforce Center in Fort Smith, Arkansas, U.S. April 6, 2020. REUTERS/Nick Oxford

Ahmet Oğuz DEMİR – Sağlık Krizinden İstihdam Krizine

Pandemi, başladığı günden bu yana, hem devletleri hem de biz yurttaşları farklı ikilemler arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor. Bu çerçevede ortaya çıkan en önemli ikilem ise salgının etkisinin azaltılması için alınacak katı önlemlerin beraberinde getireceği ekonomide durgunluk ya da bu durgunluğun oluşmaması için önlemleri hafifletmek arasında oldu. Daha basit bir ifade ile pandemi, tüm ülkeleri toplum sağlığı ve ekonomik aktivite arasında bir tercih yapmaya zorladı. Dünya üzerindeki birçok ülke kendini bu iki uç arasına konumlandırdı ve kendi koşulları çerçevesinde bir denge yakalamaya çalıştı. Elbette ki bu tercihte, ülkelerin pandeminin başlamasıyla karşılaştıkları olumsuzluklar kadar, pandemi öncesindeki ekonomik durumları ve sağlık sistemi kapasiteleri belirleyici oldu.

Avrupa’dan görece başarılı ülke örneği: Almanya

Örneğin Almanya. Avrupa’nın en güçlü sağlık sistemi ve ekonomisine sahip ülkelerinin başında gelen Almanya, sahip olduğu imkanları bu süreçte sonuna kadar kullanma becerisini gösterdi. Kayıtlara ilk vakanın 27 Ocak 2020 tarihinde girdiği Almanya hızlı bir şekilde ekonomi ve sağlık krizinin etkilerini sınırlandırmaya yönelik önemli aksiyonlar aldı. Nisan başı itibariyle vaka sayıları hızla düşen Almanya, ekonomik ve sosyal hayatta normalleşme adımlarını atan ilk ülkelerden biri oldu. Bu süre içerisinde Mart ve Nisan aylarında iki ayrı paket açıklayan Almanya, bu paketlerle beraber 286 milyar Euro’luk bir destek paketini uygulamaya koydu. Federal Hükümete ek olarak yerel düzeyde de hayata geçirilen destek programları ile birlikte Almanya’nın bu süreçte hayata geçirdiği uygulamaların toplam bütçesi 427 milyar Euro’ya ulaştı. Bu rakam Almanya GSYİH’sının da yaklaşık %14’üne erişmiş oldu.

Paketlerin neredeyse tamamında ülkede alınan önlemlerle ekonomik faaliyetin devam etmesi ve istihdamın korunmasına yönelik adımlar öncelikli olarak ele alındı. Bu süreçte büyük işletmeler kadar, mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin de ayakta kalabilmesine yönelik önlemler hayata geçirildi. Pandemi öncesi ilk çeyrekte, istihdamın %0,3 artarak 45 milyona ulaştığı ülkede, pandemi  etkisinin hissedilmesi ile birlikte ikinci çeyrekte istihdam 44,7 milyona geriledi. Birçok başka Avrupa ülkesi ile karşılaştırıldığında Almanya, güçlü sağlık sisteminin katkısıyla pandemi paniğini hızlı geride bırakarak ve yine ekonomik önlem paketleri ile birlikte ekonomik faaliyet ve istihdamda görece sınırlı bir düşüş ile pandemi şokunu atlatmış oldu.

İtalya ve İspanya

Almanya, süreci görece iyi yönetmiş olsa da, salgının ilk etapta en geniş yayılıma sahip olduğu diğer Avrupa ülkeleri de ciddi sorunlar yaşadı. İtalya ve İspanya gibi salgından en çok etkilenen ülkelerde işsizlik oranı, işgücü piyasasına katılımlardaki düşüş nedeniyle gerilemiş olsa da, normalleşme ile birlikte yeniden yükselme eğilimine girdi. Salgın öncesinde de 2008 krizinden sonra ortaya çıkan yüksek işsizlik oranları ile baş etmekte güçlük yaşayan İtalya’da işsizli,k salgının en fazla etkisinin olduğu Nisan ayında %6,5 seviyesine kadar gerilerken, normalleşme adımlarının başladığı Haziran ayı ile birlikte yeniden %8,8’e çıktı. 2019 yılında henüz salgın ortada yokken dahi %10 civarında bir işsizlik oranıyla karşı karşıya olan İtalya’da yıl sonuna doğru işsizlik oranının %12’ye ulaşması bekleniyor.

İspanya’da da İtalya’ya benzer bir süreç görülüyor. Salgın öncesinde %13,5 civarında olan işsizlik oranı açıklanan paketlere rağmen salgın öncesindeki %14’lü seviyelerin bir hayli üzerine çıkacak gibi görünüyor. Hizmet sektörlerinin ekonomide lokomotif halinde olduğu ülkede işsizliğin yıl sonuna doğru %15’e yaklaşması bekleniyor. Bu süreç öncesinde 20 milyona yakın çalışana sahip ülkede, 1 milyonun üzerinde iş kaybı olduğu resmi rakamlarda görülüyor.

Başarısızlık örneği: Amerika Birleşik Devletleri

Kıta Avrupa’sında tüm ülkelerde yaşanan hızlı daralma ve işsizlik artışı, Almanya’yı “görece” başarılı kılıyor. Tüm dünyada bu görece başarının karşısındaki “başarısız” örnek ise Amerika Birleşik Devletleri oldu. Pandemi, dünyanın en büyük ekonomisi ABD’nin, sahip olduğu ekonomik gücün toplumsal krizlerde geniş halk kesimlerini koruma konusunda ne kadar aciz kaldığını gördüğümüz bir dönem oldu. Her ne kadar ABD Merkez Bankası (FED) ve Federal Devlet eliyle milyarlarca dolarlık paketler devreye alınsa da bu paketlerdeki destekler, ABD’de sağlık ve istihdam krizinin derinleşmesine engel olamadı.

Vaka sayısı ve ölüm sayıları açısından dünyada en önde giden ülke haline gelen ABD, ekonomik faaliyetteki durgunluk ve istihdam kayıpları açısından da zirveye oturdu. Salgının yayıldığı süre içerisinde ABD’de işsizlik maaşı başvuruları tarihi rekorlar kırdı. 2008 küresel krizi sürecinde dahi 600.000 civarında seyreden haftalık işsizlik maaşı başvuruları 6 milyon seviyelerinin üzerine çıktı. Krizin tepe noktası olan 4 Nisan haftasında 6,2 milyon yeni işsizlik başvurusu yapılan ABD’de işsizlik oranları da rekor sıçramalar gördü. 2008 Küresel Finansal Krizi’nin ardından %10’lu seviyeleri gören işsizlik oranını, 2019’da oldukça düşük denebilecek %3,5’a kadar düşüren ABD’de, salgının etkisiyle beraber Nisan ayında %14,7’lik bir işsizlik oranı görüldü. Salgın öncesi Şubat 2020’de 5,7 milyon olan işsiz sayısı, Nisan ayında 23 milyona ulaştı. Son yayınlanan Haziran 2020 verilerine göre ise ABD’de işsiz sayısı 16,3 milyon olarak belirlendi. Bu süre içerisinde 3 trilyon dolarlık bir yardım paketini hayata geçiren ABD, hem sağlık hem de istihdamda ortaya çıkan kırılmaya engel olamadı.

Yüksek nüfuslu, gelişmekte olan ülkeler

Avrupa ve ABD sağlık krizinin ve dolayısıyla ekonomik krizin en hızlı yayıldığı iki bölge olsa da, salgının asıl etkilerinin gelişmekte olan ülkelerde yaşanması daha muhtemel. Özellikle Avrupa’da, sosyal devlet faktörünün etkinliği ve güçlü kurtarma paketleri son birkaç aylık süreçte krizin etkilerinin yavaş yavaş panik dönemine göre azalmasında ciddi etkiye sahip oldı. Oysa başta Brezilya, Hindistan, Rusya ve Meksika gibi ülkeler olmak üzere büyük nüfusa sahip gelişmekte olan ülkelerde salgının etkisinin daha belirgin hale gelmesi, krizin ikinci perdesini gelişmekte olan ülkelerin başrol oynayacağı bir bölüme dönüştürmüş durumda. Vaka ve can kayıplarının hızla arttığı bu ülkelerde, sınırlı ekonomik imkanlar ve sağlık sistemlerinin görece zayıf kalması, krizin etkisinin her iki açıdan da daha etkili hissedilmesine neden oluyor.

ÜlkeToplam Vaka Sayısı1 Milyon Kişide Vaka Sayısı1 Milyon Kişide Ölüm Sayısı2020 Ekonomik Büyüme Tahmin2020 İşsizlik Oranı Tahmin
Brezilya3,36 milyon15.808511-%7,4%13,5
Rusya932 bin6.389109-%8,0%8,0
Meksika525 bin4.072442-%7,5%6,0
Hindistan2,70 milyon1.95938-%3,7%15,0
Türkiye250 bin2.96771-%4,8%17,4
Almanya226 bin2.794111-%6,6%4,5
İtalya254 bin4.206586-%11,3%12,0
İspanya382 bin8.173613-%11,1%18,9
ABD5,6 milyon16.942524-%7,3%10,3
Kaynak: Worldometer, OECD, tradingeconomics

Öte yandan Avrupa ve ABD, salgında sonbahar ile birlikte ikinci dalga ihtimalini konuşurken özellikle Brezilya, Rusya, Meksika, Hindistan gibi ülkelerde birinci dalga hala oldukça etkili. Vaka sayılarının hala oldukça yüksek sayılarda arttığı bu ülkelerde ekonomik durgunluk da derinleşiyor. Küresel sistemin üretim ayağında önemli roller üstlenen bu ülkelerde bir yandan sağlık krizi derinleşiyor, diğer yandan sınırlı ekonomik imkanlar ekonomik faaliyeti de sınırlandırıyor. 2000’den bu yana önemli bir reel büyüme hızı yakalayan bu ülkeler, uluslararası ticaretteki daralma ve iç talep şoku ile birlikte önemli sosyal sorunlara da gebe durumda. Tabloda da görüleceği gibi 2020 yılı gelişmiş ve belli başlı gelişmekte olan ülkeler için hem ciddi ekonomik daralmanın hem de bu daralmanın işsizlik oranına yansımasının yılı olacak gibi görünüyor.

Sonuç: Salgın-işsizlik sarmalı

Bütün bu veriler ve gelişmeler, salgının ekonomi üzerindeki etkisinin doğrudan istihdama yansıdığını da gösteriyor. İstihdam kayıpları, işgücüne katılımdaki sert düşüşler ve ekonomik daralmanın devamına ilişkin beklentiler de istihdam kayıplarının bir süre daha telafi edilemeyeceğine işaret ediyor. Bu süreçte sosyal demokrasinin tartışması gereken en önemli konuların başında ise, zaten olabildiğince düşük gelirle çalışmaya mahkumken elindeki o gelirlerden de olan milyonlar gelecek. 

*Ahmet Oğuz DEMİR
Doç. Dr., Ekonomist
ooguzdemir@gmail.com