Vesikalik-Sezen-copy

AB’nin Kadın-Erkek Eşitliği Politikaları, Mekanizmaları ve AB’nin Türkiye’ye Bugünkü Yaklaşımı

  Nazik Işık SENİYE NAZİK IŞIK*

 

Kadın-erkek eşitliği özgürlük ve demokrasinin, gelişme dinamiği ve gelişmişliğin, çağdaş uygarlığın, evrensel değerlerin ve sosyal demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Bu eşitlik, eksikliklere rağmen, Avrupa’da, temel bir değer ve ilke sayılmaktadır. Uğrunda verilen mücadele, daha sosyal, daha ileri bir Avrupa’nın inşasına yönelik sürecin de bir parçası olarak sürmektedir. AB kurumsal yapılanmasında kadın-erkek eşitliği giderek daha çok yer alıyor.

Bu yazının amacı, AB eşitlik politikalarının gelişimi ve dokusu hakkında özlü bir biçimde bilgi vermek. Aynı zamanda AB’nin bu alandaki mekanizma, konum ve bugünkü yaklaşımının Türkiye’ye ilişkin yönüne de kısaca değineceğim.

AB eşitlik politikalarında arka plan: yaklaşım

AB’nin kadın-erkek eşitliğine yaklaşımının iki boyutu var: Birincisi, eşitliği ana akıma yerleştirme (gender mainstreaming) yaklaşımı. Yani politika oluşturma ve uygulama sürecinin her aşamasına eşitlik boyutunu katmak, her politika ve kararın cinsiyetlere etkisine bakmak, cinsiyetin ihtiyaçları farklılaştıran bir içerik taşıdığını hep dikkatte tutmak, alanları/sektörleri de cinsiyete duyarlı politikalarla ve uygulamalarla geliştirmek yaklaşımı. Bu yaklaşımın iyi bir örneği 2000’lerin başındaki Avrupa İstihdam Stratejisi oldu. Stratejinin dört temel direğinden biri kadın-erkek eşitliğiydi. “Avrupa 2020 Stratejisi”nde de akıllı, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerine ulaşılabilmesi için “kadınların potansiyel ve yeteneklerinin daha verimli bir şekilde kullanılması gerekliliği”ne yer verilmişti. Ayrıca, 2001’de oluşturulan ama 2005’ten sonra aktifleşen, informel olsa da yılda iki kez toplanan, toplumsal cinsiyet gündemi açısından anahtar bir rol oynadığı AB kaynaklarında vurgulanan “Toplumsal Cinsiyete Ana Akımda Yer verme Üst Düzey Grubu” (Highlevel Group on Gender Mainstreaming) da iyi bir örnek.

İkincisi, özel önlemler öngörme ve hayata geçirme yaklaşımı. Özel önlemler önceleri sadece mevzuat yani direktifler ve tavsiye kararları anlamına gelmiş olsa da, bugün artık cinsiyete dayalı ayrımcılık ve eşitsizlik alanlarında farkındalık artırıcı kampanyalardan mali destek içeren programlara, özel programlara kadar geniş bir alana yayılmış durumda. Örneğin Avrupa Sosyal Fonu, 1993’ten bu yana eşitliği özel öncelikler arasında desteklemekte. Bölgesel Kalkınma Fonu’nun iş yaratma ve çocuk bakımına ilişkin destekleri var. Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla 2000’lerin ilk yarısında başlatılan Daphne Programı, 2007’den sonra uygulamaya giren, istihdam, sosyal içerme ve koruma, çalışma şartları, ayrımcılık ve eşitlik içerikli “ilerleme programı” (progress programme) bu yaklaşımın örneklerinden.

Mevzuat: ortak standartlar ve gelişmeleri izleme/denetim kanalları

AB’nin hem üyelerinin hem de bizim gibi üyelik sürecindeki ülkelerin uyum göstermesi gereken ilk alanı mevzuat. AB mevzuatı, 1957 tarihli kurucu Roma Anlaşması’ndan başlayarak kadın-erkek eşitliğini temel haklar arasında saymaktadır. AB’de kadın-erkek eşitliği, kurulma amacının ekonomik birlik olması nedeniyle başlangıçta, bir sosyal ve insani mesele olarak ele alınmadı. Bu aşamada kadınlarla ilgili düzenlemeler daha çok bir işgücü maliyeti ve haksız rekabet nesnesiydi. 1975-2000 döneminde çıkan 13 direktif, bu dar perspektifte ortak standartlar getirmeyi hedefliyordu. Direktiflerin kapsadığı alanlar şunlardı: İstihdamda ve çalışma koşullarında (örneğin mesleki ve hizmet içi eğitimde, terfi ve çalışma kurallarında, ücretlerde ve ödemelerde, iş sağlığı ve güvenliğinde) eşit muamele; mal ve hizmetlerden yararlanmada fırsat eşitliği; sosyal güvenlikte ayrımcılığa uğramama; gebelik, emziklilik ve annelikte koruma; doğum ve annelik/ebeveyn izinleri vb.

Üye ülkeler direktifleri kendi iç hukuklarına yansımak zorunda. Böylece üye ülke vatandaşlarının bu standartlardan yararlanması garanti edilmekte, hak ihlalleri yerel/ulusal mahkemeler eliyle denetlenebilmekte.

Zaman içinde ortak standartların denetiminde ulusal mahkemelere ek mekanizmalar ortaya çıktı. AB sisteminde bilgi, fikir ve iyi örnek alışverişleri bu mekanizmalardan. Bu da yetmedi, örneğin üye ülkelerin eşitlikle ilgili izleme görevini yerine getirmek üzere “ulusal eşitlik organları” kurmaları öngörüldü. 2010’da “Eşitlik için Avrupa Toplumsal Cinsiyet Enstitüsü” (European Gender Institute) kuruldu; yıllık raporlama mekanizması başlatıldı. Bir başka izleme/denetim mekanizması, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu başkanlıklarının “kadın-erkek eşitliği ortak deklarasyonu” oldu. Deklarasyon, yıllık düzende üç başkanlık arası bir diyalogu ve Avrupa Komisyonu tarafından yıllık bir “kadın-erkek eşitliği ilerleme raporu”nun hazırlanıp yayımlanmasını öngördü. Gelişmeler, AB sisteminde cinsiyete dayalı sorunlarla ilgili diyalog ve izleme mekanizmalarının, 1981’de kurulan eşitlikten sorumlu bakanlar arası “Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Danışma Komitesi”nden bu yana güçlendiğini ortaya koyuyor.

Eşitlik açısından özel amaçlı gelişmeler

AB’nde kadın-erkek eşitliğine teşvikin, işgücü piyasası ve istihdam dışındaki alanları da kapsar hale gelişi 1997 Amsterdam Anlaşması’yladır. 2000’lerde bir yandan istihdam stratejisinin dördüncü temel ayağı olarak kadın-erkek eşitliği öngörüldü ve ana akıma yerleştirme açısından yeni bir gelişme kaydedildi, diğer yandan Temel Haklar Şartı (Fundamental Rights Charter) ile sadece istihdamda-ödemede değil bütün alanlarda eşitlik hedefi ve ayrımcılık yasağı ortak standarda dönüştü. Bu ilk kapsamlı politika çerçevesinin kabulünden sonra, 2006’dan itibaren, yol haritaları, programlar geliştirildi, eskisinden farklı bir raya girildiği, uygulamalar ve bütçelerle ortaya çıktı. Birlik Ana Sözleşmesi 2009’dan bu yana üye ülkeleri ayrımcı olmamak ve eşitliği taahhüt etmekle yükümlü kıldı. Avrupa Komisyonu tarafından 2010 yılında kabul edilen Kadın Şartı (Women’s Charter) ile başlayan süreç,

    • Eşit ekonomik özgürlük/bağımsızlık,
    • Eşdeğer işe eşit ücret,
    • Karar almada ve temsilde eşitlik,
    • Cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi,
    • Dış ilişkilerde temsilde eşitlik,

olmak üzere beş öncelik alanı üzerinden “Kadın-Erkek Eşitliği İçin Strateji”nin (Strategy for Equality between Women and Men) (2010-2015) kabul edilip uygulamaya sokulmasını getirdi.

AB Kadın-Erkek Eşitliğinin Neresinde?

AB’de, kadın-erkek eşitliği hedefi açısından politikaları ve uygulamaları kapsamlı izleme mekanizmaları ve gelişme eksenleri var. Dünyada göreli olarak olumlu bir konumdalar. Ancak günlük hayatın gerçeği önemli eksiklikler taşıyor. Örneğin, AB’nin kendi işini kurmaya yönelik ciddi mali desteklerine rağmen erkekler arasında % 16 olan girişimci oranı, çalışan kadınlar arasında bunun yarısı kadar. Ekonomik krizin en ağır şekilde etkilediği 10 milyondan fazla AB vatandaşının yarıdan fazlası kadın. Kadına yönelik şiddet, gerek aile içinde ve gerekse toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında devam etmekte. Erkeklerde % 90’lara ulaşmış olan istihdam oranı, kadınlarda, Türkiye’dekinin çok üstünde olsa bile, ancak % 62 oranında ve 2020 hedefi, erkeklerinkine eşit olmayıp % 75. Yeni yaratılan işlerin¾’ü kadın istihdamı. Ama bu durum yeni işlerin güvencesizliği ile çok yakından ilişkili; üstelik de üniversite mezunları arasında kadın oranı % 59’a ulaşmışken. Kadınlar hala erkeklerden daha düşük ücret ortalamasına sahip; aradaki ücret farkı hala % 17,8. Genelde ve özellikle İskandinav ülkelerinde sağlanan gelişmelere rağmen siyasette, karar alma mekanizmalarında, üst düzey yöneticiliklerde eşitliğe ulaşılabilmiş değil. Öyle ki, AB, kendisi için, araştırmalarda % 25, uzmanlık gruplarında % 40 kadın temsili hedefi koymuş, iyileştirme çabasını sürdürmekte.

AB’nin Türkiye’ye eşitlik politikaları açısından bugünkü yaklaşımı

AB’nin kadın-erkek eşitliği standartları Türkiye’nin bu alandaki ihtiyaçlarıyla ve kadın hareketinin talepleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Örneğin 1975’de ilk kadın örgütü deneyimimde Medeni Kanun değişiklik taleplerimiz üzerine çalışmalara katılmıştım. Taleplerimiz 2001’de gerçekleşen yasa değişikliğindeki taleplerimizdi. Taleplerimizin gerçekleşmesi açısından AB’ne üyelik hedefinin olumlu bir etkisi olduğunu da kendi deneyimlerimle yaşadım, gördüm.

İkinci olarak, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne (CEDAW) 1986’dan bu yana taraf olmamıza rağmen, devlet ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına dair sorumluluklarını yerine getirmek üzere yeterince bütçe ayırmıyor. Bu nedenle, AB’ye uyum çerçevesinde çeşitli kamu kuruluşlarının projelerine verilen mali destekler olumlu bir gelişme kanalı oluşturuyor. Örneğin, Çalışma Hayatında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Güçlendirilmesi, Cinsiyet Eşitliğinin Güçlendirilmesi, Aktif İstihdam Tedbirleri, Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Kadın Sığınmaevleri proje destekleri. 1990’ların ortalarında başlatılan ve giderek artan AB hibeleri de özellikle sivil toplum kuruluşlarının eşitlik ve demokrasi hedefli çalışmalarına olumlu katkılar sağlıyor.

Bu olumlu etkilere rağmen, bence AB Türkiye’de kadın-erkek eşitliği yönlü gelişmelere ve hak temelli ilerlemeye olması gerekenden daha az katkı sağlamaktadır. Hatta kendi değer ve ilkeleriyle açıkça çelişen ciddi boyutta ve nitelikte olumsuz adımlara kaygı verici biçimde duyarsız kalabilmektedir. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Türkiye’de Atatürk’ün olağanüstü vizyonu doğrultusunda o günün koşullarına göre ileri olan kadın hakları hedeflendi ve hayata geçirilmeye başladı. Son 10-15 yılda da ana muhalefet partisinin de katılımıyla yasalarda yeni bir dizi gelişme oldu. Ama uygulamada gelişme olduğunu söylemek güç. Özellikle de siyasi iktidara egemen olan temel yaklaşımın hak temeline değil mağduriyete dayalı olması, kadın haklarını geriletici olması, uygulamaların gelişmesini çok olumsuz etkiliyor. Temmuz 2010’da Başbakan kadın-erkek eşitliğine inanmadığını Dolmabahçe toplantısında kadın örgütleri temsilcilerine bizzat ve açıkça söyledi. Çeşitli açıklamalarla etkisi hafifletilmeye çalışılsa da iktidar ve icracı bütün kamu birimlerinin geçerli saydığı bu tür bir beyan istemediğimiz uzun dönemli sonuçlar yaratıyor. Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin nasıl bu kadar korkunç boyutlara varabildiği üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz. “Evet” oyu aldığında yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracağını önceden bildiğimiz 2010 Anayasa Referandumu’nun sonuçlarından biri, kadınların yüksek yargıdan önemli ölçüde tasfiye edilmesidir. 2011’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan düzenlemeler, “kadın”ın adını ilgili bakanlığın adından silmiş, çıkarmıştır. 2012’de özellikle yeni anayasa çalışmaları, anti-demokratik uygulamalar, yargıdaki durum, izleme-dinleme-gözleme sorunları, örneğini aile-içi şiddetle mücadele kanununun yenilenmesi sürecinde de yaşadığımız sivil toplumla diyalogdaki samimiyetsizlik ve kopuş gözler önündedir. Eğitimde 4+4+4’e geçiş gibi konularda, siyasi iktidar kendi dışında hiç bir siyasi güce danışmadan düzenlemeler yapmıştır. Öte yandan kürtaj konusundaki son gelişmeler, insan ve kadın haklarının geriye gidişi konusunda yeni bir aşamaya geldiğimizi ortaya koymuştur. Bunlar, yargı başta olmak üzere, demokrasinin temel yapılarındaki gerilemelerle iç içedir.

Olgular, mevzuattaki bazı gelişmeler ve bazı güzel sözlerle geçiştirilemeyecek kadar açık önümüzdedir. AB’nin de, kendi ilkelerinin ve kamuoyunun geniş bölümünün savunduğu değerlerle çelişmemesi ve siyasi iktidara örtülü destek niteliği taşıyan değerlendirmeleri bir yana bırakarak “kral çıplak” demeye başlaması gerekir. Türkiye’nin, AB’ye üyelik sürecindeki dönüşümünde kadın hareketinden destek alacağı neredeyse tartışmasızdır. Ana muhalefet partisi CHP’de son Kurultay sürecinde % 33’lük kadın kotasının hayata geçmesi, Kadın Kurultayı’nın gerçekleşmesi, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘’zamanın ruhunu yakalama” hedefini yansıtan kurultay konuşmasında paylaştığı perspektif de Türkiye’de kadınların hak ve daha iyi yaşama talepleri açısından yeni imkanların habercisidir. AB, yargı bağımsızlığını açıkça ortadan kaldıran 2010 Anayasa Referandumu’nda yanlış tutum almıştır. Şimdi kadın erkek eşitliği alanındaki gelişmeler karşısındaki tutumuyla büsbütün kaygı verici olmayacağını umuyorum.

 

*CHP PM Üyesi (2012), CHP Kadın Kolları Genel Sekreteri (2010-2011), Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu üyesi (1999- ), Ka.Der üyesi (1997- ), Kadının Statüsü Genel Müdür Yardımcısı (1994-1995), DPT Planlama Uzmanı (1979-2002),

nyisik@gmail.com