A. Babür Atila – Yandı, Bitti, Kül Oldu…

24 Haziran 2018 tarihinde ülkemizde bir devir kapandı.

Parlamenter sistem içerisinde, demokratik, çağdaş ve özgürlükçü bir dünya arayışının önüne 16 Nisan 2017’de yapılan Anayasa Referandumu ile çekilen setin yıkılması için taşıdığımız son umut da “yandı, bitti, kül oldu”.

İyisiyle kötüsüyle “Demokrasi” denen kavramın işlediği yegane sistem olan parlamentarizm yerini tamamen tek adam rejimine terk etti.

Parlamenter sistemin kuralları dahilinde mücadele veren, güçler ayrılığı prensibini savunan, katılımcılık esasını öne çıkartma gayretini güden Sosyal Demokrat ideolojinin, fiili olarak sistemsel anlamda uygulanabilirliği tuhaflaştı ülkemizde.

Beş yıl sonra gidilecek seçimlerde aday olacakların Türkiye’nin önüne yeniden parlamenter sistemi getirme iddiasını taşıyacaklarına, taşısalar da iktidara gelerek uygulamaya sokmaya gayret göstereceklerine inanan kalır mı o tarihte; zannetmiyorum…

Bu kadar yetkiyi eline alanın, ayrıcalığının tadını çıkartmamasını bekler misiniz?

Bu toprak insanının özünü temsil eden “koltuk baldan tatlıdır” özdeyişi, -orijinalinden kopya filan değil ☺- her kurumda, siyasi partide kendisine sağlam yer bulur.

Koltuğuna yönelik irili ufaklı bir talep geldiğinde de, “Biz buraları koltuk sevdalılarına terk etmeyeceğiz” diye buyurur.

Bu memleket koltuk sevdalılarına kalmaz, her daim güç ve iktidar, koltuğa “kara sevda” ile bağlı olanların elindedir.

Millet de bundan memnundur cumhur da…İttifakların adı farklı sanı aynıdır.

Bir kısmımızın kendisini topluma yabancılaşmış ve iyice tuhaflaşmış hissetmesinin de özü budur.

Sevgili dostlar, yoldaşlar, kendini bir garip hissedenler…

Dönün sırtınızı bugünün gerçekliğine…

Yok sayın…

Evet ciddi ciddi yok sayın bu oyunu…

Her kim varsa sahnede ve izleyici sıralarında, yok sayın…

Meşruluğunu reddettikleri seçimlerin sonuçlarından nemalananları ciddiye almayın…

Oyları artmamış, rakibinin kaybından tek gram faydalanamamışların, “esasında onlar kaybetti biz kazandık” minvalinde yaptıkları açıklamalarına, “böyle bir şey mümkün mü?” diyerek şaşırmayın… Ne de olsa, İngiltere’den 8 gol yediğinde ciddi ciddi “Zamanında Macarları 3-1 yenmiştik” diye övünen bir cumhurun, milletin evladıdır o…

Mücadele tiyatrolarını “o gidecek – ben geleceğim – dertler bitecek – tüm oylar bize yönelecek” üzerine kuranlara güvenmeyin…

Kendi yenilgisinin diğer yenilginin birkaç puan üstünde olmasının “övüncüyle” kurum içi iktidarı kazanmaya kalkanlara da iki çift lafınız olsun… Neden “sadece “yenilgilerin, başarısızlıkların değerlendirileceği, eteklerdeki taşların döküleceği, Can Yücel dobralığında, kafalar gözler azıcık yarılsa da doğrunun aranacağı” günlerce sürecek bir kurultay çağrısı yapılmadığını düşünün…

Endüstri 4.0’ın niteliksiz, eğitimsiz yığınlar için “işsizlik” anlamına geldiğini ve “Sol-Sosyal Demokrat” ideolojimizin esas görevinin de “iş, sağlık, eğitim” sağlamak olduğunu ıskalamışlara, antrenmansız sahaya sürülen son dakika golcüleri nesnelliğinde bakın…

Seçim gecesi sesini duyamadığınız için, “nikah öncesi kaçan damadın peşinden ağlayan gelin” misali gözyaşı döktüyseniz müptelası olduğunuz zeki, sevimli stand up’çının peşinden, neredeydi diye pek kurcalamayın… Neticede o da insandır, empati kurun… Anlayış gösterin…

Sürekli sınıfta kalan öğrencinin ana babasına her okul yılı başında tekrarladığı “derslerime şöyle güzel çalışacağım, günde 4 saat masamdan kalkmadan çalışacağım” türündeki zırvaların zaten keyfi kaçık biz “endişeli laikleri, demokratları, CHP’li teyzeleri” daha fazla meşgul etmesine müsamaha göstermeyelim…

“Biz yeniden yapılanacağız, kapı kapı gezeceğiz, dayanışma ağlarını bir dantel gibi işleyeceğiz, güneşi zapt edeceğiz, devrimi halkımızla beraber gerçekleştireceğiz” nidalarıyla başınızı şişirenlere de hadi oradan deyiverin…

Alın birini vurun diğerine…

Ben sadece birini ayrı tutuyorum yine de, alınmasın kimse…“ŞIK”lığı ile yürekleri ısıtan birini…Ahmet’i…

Kaybettiğinizi kabullenin… Bakın bana, ben kabullendim bile…

Ve…Uzanın toprağa akşam güneş batarken, gökyüzündeki yuvalarına dönmek için telaşla uçuşan kuşları seyredin. Kalkmayın yerden… Gece olsun ve tüm yıldızlar gökyüzünü kaplasın… Seyredin, bıkmadan usanmadan seyredin… Seyrettikçe daha çok seyredin… Elinizden ayırmadığınız akıllı telefonunuza “uzay haritası” uygulamalarından birini indirin ve çevirin gökyüzüne. Parıldayan yıldızların, gezegenlerin, takımyıldızlarının adını öğrenin…

Göreceksiniz o zaman, yıllardır unuttuğunuz kendiliğinden gülümseme hissi, merak ile öğrenme heyecanı nasıl da sarıverecek bütün bedeninizi tüm tadıyla…

Hatırlayanlar için, aynı 1970’li yılların Cumhuriyet Ansiklopedisi’nin sayfalarını çevirirken karşımıza çıkan bilgilerden dolayı duyduğumuz heyecan gibi… Mavi kapaklı Büyük Atlas’ın kapaklarını çevirir gibi…

Yani her şeye yeniden başlayın uzandığınız o çayırın üzerinde…Rönesans’ı, Fransız Devrimi’ni, Aydınlanma Devrimlerini, Jean Jacques Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’ni yeniden hatırlayın…Jack London’un kitaplarını indirin raflardan…

Marx’ın doğumunun 200. yılına saygı bağlamında, tabii ki biliyorum kolay değildir onu okuyarak anlamak, en azında resmine bakın… Mona Lisa’dan daha anlamlı gülümser o sakallı pozuyla…

Anasının Mustafa’sı, öğretmeninin Kemal’i de sonuna kadar hak ediyor değil mi yenmiş olan haklarını… Hakkını teslim edin…

Mesela öğretilmeyen Darwin amcanın “Evrim” gerçeğini çocuklarınıza siz anlatın…

Google Translate-Çeviri sayesinde yabancı dile ihtiyaç kalmayabilir belki gelecekte, ama evrimi bilmek şart…

Her ne ile mücadele edecekseniz edin, evrimin gerçeğini özümsemeden aydınlık yok gelecekte…

Ayrıca, çocuklarınıza hediye edin, okusunlar yaşları 12 olmadan önce Molnar Ferenc’in –ki, doğru ismi budur- Pal Sokağı Çocukları’nı…

Richard Bach’ın “Martı”sını hatırladınız mı? O gökyüzünden yeryüzüne hızla süzülen, yeniden yükselen, ama sürekli uçan o gencecik kuşu… İyi bakın gökyüzüne; göreceksiniz elbette onu…

Bu yazıya eşlik eden yandaki resimdeki demirden heykel gibidir halimiz…

Gövdemizin büyükçe bir kısmı kopmuş yok olmuş ama ayaklarımız sağlam basıyor yere, başımız dik ve tutmaktayız yeni çıkacağımız uzun yolculuğun valizini sol kolumuzun ucundaki elimizde…

Umudu tükenmeyeceklere…

*A. Babür ATİLA
SODEV Başkanı
batila@superonline.com

Bir Cevap Yazın