A. Babür Atila – Laiklik Üzerine Kişisel Aforizmalar

“Din ve devlet işlerini ayrıldığı sistemin adıdır laiklik” diye öğretmişlerdi okulda hepimize yıllar önce…

Din bir yanda devlet bir yanda… Ee peki insan nerede?

Ne de olsa her iki kavram da, insan adı verilen primattan çok daha değerli değil mi hâkim ideolojilerin gözünde?

Bir yandan beyni her bir halta çalışırken diğer yandan başparmağı ile harikulade faaliyetler geçekleştirme gayretinde olan yegâne primat, yine kendi halüsinasyonları ve “nizam-ı âlem” merakı çerçevesinde yarattığı bu iki kavramın esiri:

Devletin ve dinin…

Yukarıdaki ilk cümlede olduğu gibi ilkokul bebelerine ezberletilen haliyle ele alırsak, laiklik;

insanın insanı hegemonya altına almak ve gücünün yettiği her şeyi sömürmek amacıyla kullandığı “Devlet” ve “Din mekanizmalarının, yine hegemonya sahipleri arasında ortaya çıkan büyük çıkar çatışmalarının birbirlerine vereceği zararı minimize etme gayretiyle ortalığa atılmış, insanın derdine, tasasına ilaç olmayan

bir kavramdan öteye geçmez, geçemez.

O zaman, insan temelli bir laiklik anlayışını tarif eden şey ne olabilir? Sorunun cevabına basit bir noktadan yaklaşalım.

Kadını ve erkeği temel alan, onların kaygısına ortak olan, beraberinde yaşamlarına renk katacak bir özgürlük alanının adı olmalıdır Laiklik.

Benim için Laiklik şu fotoğraftır.

Bu, Türkiye’nin son yıllarda muasır medeniyetler dünyasına servis ettiği yegâne güzel fotoğraftır. Aşk vardır, şehvet vardır, yüzlerce gecenin biriktirdiği tensel özlem vardır, eşitlik vardır ve her şeyden öte tertemiz insani bir ahlak vardır bu fotoğrafta.

Birbirlerine “şu an hiç bitmesin” dercesine sarılan, tutkuyla öpüşen bu iki güzel insanın adıdır Laiklik…

Bu çift esasında koskocaman bir dünyadır, insanlık mertebesinde evrendir. Bir yanda muhalif düşünceyi esaret altına alma gayretinin kurbanı olarak aylarca içeride tutulan, sade ve gerçek bir insan; diğer yanda “yarım akıllı” denilerek aşağılanan, beyni örtülen, kapkara kumaşlarla yaşarken kefene sokulan hemcinslerine “özgür olun, âşık olun” çığlığı ile örnek olan bir insan, bir kadın, bir anne…

Dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için verilen mücadelede, bir halk adamı olarak entelektüel açıdan sağlam bir donanıma sahip olabilmek için ödenen bedellerin, lümpenlerin “elit” diye adlandırdığı takıma ait olmanın ağırlığı var bu fotoğrafta.

Milletine ters düşen halk adamı…

Evet, milletin anladığı dilden konuşamaz elit, okumuş halk adamı. Çünkü karşısındakini kandıramaz, tenezzül bile etmez aldatmaya. Uzun felsefi cümleler kurma konusunda gösterdiği beceriyi, tek cümlelik yalan kurgulamaya kalksa sergileyemez.

Evet, anlamaz esnaf işlerinden. Mesela 900 gram unu 1 kilo diye satıp, öğle vakti kilitlediği dükkân kapısına “Cuma’ya gittim gelecem” diye yazamaz. Ateisttir, agnostiktik, hatta bazısı birazcık da olsa deisttir ama her biri ahlaken çarpılmaktan, yani vicdanına hesap verememekten korkar. Bakara’ya makara demeyi aklında bile geçirmez.

Evet, insanı yaratandan ötürü sevmez, insanı sadece insan olduğu için sever elit, okumuş halk adamı. Ama itiraf edelim, sadece ve sadece, düşünen, çevresine saygısını eksik etmeyen, çalmayan, çırpmayan, sömürmeyen, ezmeyen, ha bir de âşık olmayı becermiş, egosunu ezmeyi bilmiş insanı sever.

Köprü, yol, metro, bilumum tesis açılışlarında pişmiş kelle gibi sırıtan, sahte, botokslu erkek suratlarını; Salı günlerinde şenlenen böğürme belagatlerinin kürsü kuklalarını; tuvaletlerinde farelerin cirit attığı, öğretmen eksikliği içerisindeki okulların bulunduğu caddelerden siyah 600 S Mercedesleri ve ışıklı korumaları ile geçen camları simsiyah film ile kaplı arka koltuk mahkûmlarını; itibarı saraylarda aramaktan çakma padişaha dönüşmüş ama adam olamamış ucuz sokak kabadayılarını; içmeye ayranı olmayan hafriyat kamyonu cemaatinin mensuplarını hiç ama hiç sevmez…

Dipten gelen toplumsal dalganın yaratacağı tsumani ile ortalığının pırıl pırıl olmasını umut eder. Ona çabalar. Ve yanlış anlaşılacağını bilse bile benliği “Elitler kalacak, lümpenler silinecek” şiarıyla hayat bulur.

Siyah Beyaz…

Kadınımıza, erkeğimize, eğlencemize, içkimize, şarkılarımıza, dansımıza, emeğimize, insanlığımıza, aşkımıza, ahlakımıza sahip çıkarak kurtulacağız sizlerden.

Hurafeleri çöpe atan, kendi yarattığı kavramların esaret zincirlerini kıran bir başkaldırının akabinde kendi güzel rengini bulacaktır Laiklik.

Kimse kusura bakmasın ama siyah beyaz fotoğrafın üstünlüğüdür Laiklik…

*A. Babür ATİLA
SODEV Başkanı
batila@superonline.com

Bir Cevap Yazın