Sunuş 31/32

erol kizilelma

Selam dostlar,

Olağanüstü bir Haziran yaşadık. Herkesin hafızalarında önemli izler bırakan, ilerideki yıllarda bir efsane anlatır gibi gelecek nesillere devredeceğimiz anılarla dolu Haziran ayı. Bu tarihsel olayı değerlendirmek, daha çok da tarihe bir belge bırakmak amacıyla, bir çok yayın gibi biz de bu sayımızı Gezi Parkı Direnişi’ne ayırdık.

Birçok dersler ve kazanımlarla dolu bu süreç, baskılar karşısında yükselen halk hareketlerinin, nasıl önlenemez bir sel gibi toplumsal yaşamı etkilediğini gösterdi. Bir süredir iktidar tarafından uygulanan sistematik baskıların özgürlükleri ve demokrasiyi adım adım yok etmekte olduğu görülüyordu. Gezi Parkı’nı koruma amaçlı barışçıl etkinliğe yapılan orantısız ve insanlık dışı polis müdahalesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Gezi Parkı Direnişi, dalga dalga tüm yurda yayılarak bir özgürlük ve demokrasi mücadelesine dönüştü. İktidarın “çapulcular” diye nitelediği milyonlarca yurttaş “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” sloganıyla sokaklara çıktı. 12 Eylül çocukları dediğimiz 1980’liler, özellikle duyarsız ve apolitik dediğimiz 1990’lılar, anne babalarını da yanlarına alarak bir efsane yazdılar. Birbirinden farklı düşüncede olan, normal şartlarda bir araya getiremeyeceğimiz birçok farklı yapı, diktatörlüğe karşı birlikte mücadele edilmesi bilinciyle bir arada olabilmeyi becerdiler.
Taksim Dayanışması çerçevesinde örgütlenen bu direniş, bir başka önemli şeyi daha becerdi. Bizlere, baskılar karşısında korkulmaması ve susulmaması gerektiğini öğretti. Tazyikli suyla yerlere devrildiler, biber gazları ile nefes alamaz duruma getirildiler, gözaltına alındılar, tutuklandılar ama gerilemediler; hiç korku belirtisi göstermediler. Bu sokakların, bu meydanların, bu parkların halka ait olduğu anlayışıyla buraları terk etmediler.

Türkiye tarihsel bir dönemden geçiyor. Bir yandan, iliğimize kemiğimize kadar sömüren, geleceğimizi bile pazarlayan bir soygun düzeni ile mücadele edilirken; bu düzeni ayakta tutmak için baskı uygulayan, toplumsal ve özel yaşamı kendi inançları doğrultusunda şekillendirmek isteyen, -basın özgürlüğü başta- tüm özgürlükleri sınırlayan, adım adım demokrasiden uzaklaşan bir siyasi iktidarla da mücadele ediliyor. Bu anlamda Taksim Direnişi’nin bu sürece katkısı çok önemli. Burnundan kıl aldırmaz, dediğim dedikçi bir diktatörlüğün karizmasını oldukça derinden çizdi. Hatta kazıdı desek yeridir. Elbette hepimizin olduğu kadar iktidarın da bu süreçten gerekli dersleri çıkarmasını dileriz. İktidarlar ve polis güçleri halkın efendisi değildir. Hükmetmeye, kafasının estiği gibi zor kullanmaya kalkışmamalıdır. Halkın hizmetinde olmaları gerektiğini bilmeliler.

Bu olağanüstü süreçte, büyük kazanımlarımız oldu diyoruz. Bunlar, polis şiddetiyle öldürülen 5, gaz fişeği kovanlarıyla gözlerini kaybeden 11 gencimizin, 10 bine yaklaşan yaralı yurttaşımızın özverili mücadeleleri sonucunda oldu. Hepsini saygı ile anıyoruz.

Temmuz-Ağustos, iki ay bir arada çıkardığımız bu sayımızda çok değerli dostlarımız, farklı açılardan Gezi Parkı sürecini irdelediler. Ayrıca CHP’ye sunulan bu konu ile ilgili raporlara da yer verdik. Bu süreçle ilgili değerlendirmeler, elbette daha uzun süre devam edecektir. Biz de sayfalarımızda bunlara yer ayıracağız.

Önümüzdeki sayıda buluşabilmek dileğiyle esenlikler dileriz. Selam ve sevgiler…

Erol Kızılelma
SODEV Başkanı
ekizilelma@hotmail.com

 

Bir cevap yazın