Zeynep Altıok Akatlı – Daha Fazla İzmir (Gâvur İzmir, Güzel İzmir?)

page_zeynep-altiok-akatli-ileri-demokrasi-cumhuriyetinde-hak-ariyoruz_202161046“İzmir’in denizleri koskocaman
çocuklar uzatır ayaklarını denize.
midye keser ayaklarını kaçarlar
sevine sevine.”*

İçinden geçtiğimiz bu umutsuz günlerde bize bir umut ışığı İzmir. Evet, İzmir de, memleketin her yeri gibi, nasibini alıyor karartılmış günlerden. Evet, İzmir’de de yaşam zor. Mamafih genel tabloya baktığımız zaman, İzmir topuna zorla el koyulan ama mahallenin büyüklerine topunu vermek istemeyen inançlı ve inatçı bir çocuk gibi. İnatla, inançla ve ısrarla AKP’yi bünyesinde büyütmüyor. 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçlarına bakıldığı zaman, son yerel seçimde kaybedilen dış ilçelerin önemli bir bölümünün yeniden kazanılarak 30 ilçenin tamamına yakınının yine CHP’nin olacağı şimdiden ön görülebilir. Bugün merkez ilçelerin tamamı CHP’li belediyeler tarafından yönetiliyor. Toplamda 30 ilçenin 23’ü CHP’nin, 5’i AKP’nin ve 2’si MHP’nin. Son genel seçimlerde ise 7 Haziran’da 12 milletvekili çıkaran CHP, 1 Kasım’da sayıyı 14’e yükseltti. HDP’nin aldığı 2 milletvekilliğini de dahil edersek, İzmir’de 26 milletvekilinin 16’sı sol ve sosyal demokrat muhalefetin, 10’u AKP ve MHP’nin oldu. Önemli bir sol, sosyal demokrat hat oluştu İzmir’de. AKP’nin ülkeyi sürüklediği kutuplaşma iklimi, İzmir’de bu baskıcı sağ zeminin zayıflamasının da baş etmenlerinden.

1 Kasım seçimlerinden sonra sıkça duyduğumuz ülkeyi terketme söylemlerinin başka bir formu ise uzun zamandır İzmir’e göç etme şeklinde tekrarlanıyor. İzmir, açık bir biçimde Anadolu’dan “ideolojik göç” alıyor. Yaşam alanları daralan, taşranın kesif muhafazakarlığına baskı, şiddet ve zulüm katan AKP iklimi, yüzü batıya dönük, çağdaş, aydınlanmacı, cumhuriyetçi, laik geniş kesimleri İzmir, Aydın, Çanakkale, Muğla hattına doğru sürüklüyor. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşam hakkı, ekonomi ve özgürlükler çerçevesinde böylesi bir göç ihtiyacının doğması İzmir için umut verici de olsa ülkemiz için son derece yaralayıcı. Taşrada yaşam daralıyor.

Tüm AKP engellemeleri bir yana…

Öte yandan İzmir, genç işsizliğin en yüksek olduğu üç kentten biri. Merkezi hükümetin yatırım yapmak, istihdam alanı açmak konusunda pek istekli davranmadığı, yanlış teşvik politikaları ile de bu isteksizliği pekiştirerek cezalandırmaya dönüştürdüğü bir kent. Bu, bir siyasi okuma değil; 7 Haziran sonrası Veysel Eroğlu’nun “8 vekile 8 projemiz var. Ne yapalım daha fazla oy verseydiniz” açıklaması ile net olarak doğrulanan bir itiraf, hatta geleceğe yatırım mahiyetinde bir açıklama. Yerel yönetimlerin sıkıntıları ise başlı başına kapsamlı bir konu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın her türlü maden, HES, termik santral, RES gibi enerji ve ulaştırma sektörü yatırımlarında çıkar ilişkilerine ve ranta dayalı yaklaşımlarla özel sektöre sağladığı kolaylıklar ortada. Verilmemesi gereken ruhsatları, ÇED projelerinde sürecin başlatılmadan doğrudan reddedilmesi gereken projelere verilen onayları düşündüğümüzde; basit bir kıyı düzenlemesi için bile aylarca ÇED raporu bekleyen, Bakanlık’tan onay bekleyen belediyelerin cezalandırıldığı da rahatlıkla söylenebilir. Kentin yarısının oylarını almış Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Ankara’da bir genel müdürden randevu bile alamadığı gerçeğini tüm İzmir biliyor.

Tüm bunları düşündüğümüzde, AKP’nin, “iyi belediyecilik” üzerinden sağlam adımlarla iktidar yürüyüşünü başka bir pencereden görmek mümkündür. CHP’li belediyeleri hedef alan yıpratıcı söylemler ve sistemli sümen altı sinsi engellemeler, “İzmir’de CHP belediyeciliği kötüdür” diyebilmek ve Ankara, İstanbul hakimiyetini İzmir’de kurabilmek için iktidar partisinin tek umudu. İzmir bir tarım kenti, her karış toprağı son derece verimli, çeşit çeşit ürün yetiştiriliyor. Böylesine değerli bir tarım kentinde iktidarın, tarımı kıyıcı ve yok edici yaklaşımı sürerken Büyükşehir Belediyesi’nin kooperatifçilik uygulamasını canlandırması çok değerli. Bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi Bayındır’ı kocaman bir çiçek kooperatifine dönüştürdü. Köylülerin bahçelerde yetiştirdikleri çiçeklerini kooperatif üzerinden satın alıp kentin peyzajında kullanarak mükemmel bir iş yapıyor. Bu şekilde Bayındır köylüsünü tüccara mahkûm etmiyor, köylüyü göçe mecbur bırakmıyor, kent merkezindeki işsizliği nispeten kontrol ediyor ve tabii ki kaliteli ürün temin ediyor. Kötü tarım politikalarıyla hayvanına samanı, tarlasına tohumu bile ithal bulabilen çiftçimiz için -Tire’de süt, Seferihisar’da tohum örneklerinde olduğu gibi- farklı ilçelerde farklı ürünler ve kooperatifler bölgede yaşam damarı. 2015 yılında İzmir’de bu kadar başarılı kooperatifçilik uygulamaları görmek son derece önemli. Cumhuriyetimizin başarı hikayesinde önemli rolü olan sola has paylaşım ilkeleriyle şekillenen dayanışmanın, “dönemi geçmiş” ve “sürdürülemez” gibi gösterildiği günlerdeyiz. Özelleştirme ve satışa odaklı rant eksenli ekonomi anlayışında kooperatifçilik çok da başarılı bir biçimde sürdürülebiliyorsa, hükümetin çeşitli engeller çıkarmadığı koşulda yapılabilecekleri düşünmeye değer. Engel koyulmayan tüm projeler son derece hızlı ilerliyor, kent yaşamı alt üst olmuyor, işler belirtilen tarihlerden daha önce sonlandırılıp hizmete açılıyor, dahası ekonomik avantajlarla tamamlanıyor. İstanbul ve Ankara metrosunun maliyet ve hizmet rakamları karşısında İzmir metrosu ile kıyaslaması, buna en çarpıcı örneklerden biri. Bunlar çok önemli deneyimler, kentteki politikleşme ile yerel yönetim arasında “hizmet” adına doğru bir hat kurmak gerekli.

İzmir’in en büyük tehdidi ise başka bir alandan; eğitimden. Eğitim ve medya bir toplumu dönüştürmek, yeni bir kültür inşa edip onu yeniden üretmek için en önemli iki alan. İkisinde de tek başına AKP tahakkümü söz konusu. 2014 yılında çıkardıkları torba kanunlar ile tüm okul yöneticilerinin görevine son verip, yerine tamamen kendi kadrolarını yerleştiren AKP; ders kitaplarının, müfredatın, yatırım planlarının merkezine yerleşmiş sünni İslamcılık ve dinselleşme ile İzmir’e de var gücüyle saldırıyor. İzmir, Türkiye’nin en fazla İmam Hatip Lisesi açılan kentlerinden biri. Türkiye’de en yoğun muhalif okul yöneticisi kıyımına uğrayan kentlerinden. İzmir, Türkiye’nin en fazla Kur’an kursu ve İslami derneklere ait “etüd merkezi” bulunan kenti. Tüm bunların yanı sıra İzmir’de uzun zamandır çok yoğun bir polis baskısı söz konusu. Ege Üniversitesi’nde adeta sıkı yönetim ilan edilmiş durumda. Neredeyse her üç toplumsal gösteriden, basın açıklamasından, futbol müsabakasından ikisine polis saldırıyor. Her alandan, her türlü muhalefete yönelik şiddet var. Bunlara rağmen İzmir teslim olmuyor. Bir şekilde siyasal tercihleriyle, gündelik hayatıyla, yaşayan kültürüyle toplumsal yaşamını ve özgürlüğünü bu saldırgan İslami formdan koruyor.

İzmir; bir özgürlük esintisi…

İzmir’in 13 yılın değişim sürecinde ördüğü bu hat önemli, ama bu beraberinde bir sıkışmayı da getiriyor. Bu sıkışmadan kurtulmanın en önemli araçlarından biri de kuşkusuz İzmir üzerinden geliştirilebilecek politik söylemler ve en önemlisi de yerel yönetim deneyimlerinin bu politik söyleme güçlü bir biçimde destek sunması. Bu anlamda destek vermekten heyecan duyduğum ve geleceğe dair bana umut veren bir projeden bahsetmek istiyorum. İzmirli gençler 1 Kasım seçimlerinden hemen önce CHP İzmir İl Başkanlığı’nın desteğiyle lokal bir gençlik çalışması başlattılar. Bu çalışmanın adını “Daha Fazla İzmir” koydular ve sosyal medya üzerinden sahaya indiler. Sosyal medya hesapları üzerinden İzmir’in çağdaşlığını, yüzü batıya dönük aydınlanmacı yaşam biçimini bir ÖZGÜRLÜK felsefesine dayandırarak ‘daha fazla İzmir olmalı’ algısı üzerinden kampanyaya dönüştürdüler. Yüzbinlerce insana sosyal medya hesapları üzerinden ulaşıp on binlerce gence rozetler, kartlar dağıttılar. Gençlerin yoğun olduğu bölgelere büyük “Özgürlük Duvarları” kurdular ve rengarenk kalemlerle sözü gençlere bıraktılar. Gençlerin İzmir hayallerine, İzmir algılarına, özgürlük dileklerine yer açtılar. Yazılanları sosyal medya üzerinden @dahafazlaizmir hesaplarıyla yine insanlarla buluşturdular. Çok sade, çok basit ama çok etkili bir politik çalışma başardılar. Bu çalışma çok daha etkili ve geniş şekilde CHP ve İzmirli belediyeler tarafından başarılabilir. Önemli olan bu politik gerçeği fark edip buna dair bir söylem geliştirmek ve Türkiye’ye yansıtmak. Yanlış ile uzlaşmak zorunda kalmak yerine doğrunun ve iyi işin yaygınlaşmasını sağlayıp “daha fazla İzmir” için, daha mutlu ve özgürlükler içinde paylaşılan bir yaşam için çalışmaya zaman ayırmak gerekiyor. Hayalini kurduğumuz ülke İzmir ile sınırlı değil. Her köşesi İzmir kadar güzel, her köşesi farklı zenginliklerle dolu ülkemizde barış içinde aydınlık günlere ulaşana dek en özgür olduğumuz, en rahat nefes aldığımız yer şimdilik hala güzel İzmir’imiz. Daha fazla özgürlük, daha fazla eşitlik, daha fazla adalet, daha fazla aşk, daha fazla nefes daha fazla İzmir olsun!

*Edip Cansever’in İzmir’in Akşamları şiirinden alıntıdır.

*Zeynep Altıok Akatlı,
CHP İzmir Milletvekili,
z.altiok@gmail.com

Bir cevap yazın